20 Haziran 2015 04:53

Avrupa’nın Yunanistan’la imtihanı

Paylaş

Geçtiğimiz hafta Avrupa’nın gündemi Yunanistan’dı. Troykanın (AB-IMF-Avrupa Merkez Bankası üçlüsü) özellikle de başını Almanya’nın çektiği AB’nin diz çöktürme planları şimdiye kadar başarılı olmadı. Yunanistan’ın önüne ya baskılara boyun eğip AB’de kalma ya da AB’den çıkma yani ‘Grexit’ seçenekleri sunuluyor. Bu iki seçenek diğer AB üyesi ülkeleri de böldü.  İngiltere’nin sağcı gazetesi Daily Telegraph Grexit’i savunuyor ve “Yunanistan kendi kaderini kendi tayin etsin” diyor ve Yunanistan’ın AB dışında bırakılmasını istiyor. Almanya’da Yunanistan’la görüşmeleri sürdüren Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin sert tutumunu eleştiren ve Yunanistan’ın AB’den atılmasının Birleşik Avrupa ruhuna ters düştüğünü belirten bir yazı seçtik. Fransız Humanite gazetesinde ise sayılarla Yunanistan’ın durumunu ortaya koyan ve bir yandan emperyalist dayatmalar sürerken diğer yandan halkların boyun eğmediklerini anlatan Pierre İvorra’nın analizi dikkat çekiyor. 


VARLIKLILARIN YUNANİSTAN’A HIRÇINLIĞI

Pierre IVORRA
Humanite  

Avrupa yöneticileri, özellikle de Alman ve Fransızlar, halkların varlıklarıyla oyun oynuyorlar. Yunanlıların demok-ratik olarak seçtikleri yöneticilere karşı sergiledikleri hırçınlık, tehlike altında olan halklara yardım etme suçundan başka bir şey değildir. Bu arada, ülkenin büyük basınının da, her zaman olduğu gibi, kardeş bir halkın karşı karşıya kaldığı insani riskleri görmezlikten geldiğini belirtmek gerekir geçerken.  
2008 ile 2014 yılı arasında Avro Bölgesi’nde ekonomik kalkınma pozitifti. 7 yıl içinde cari fiyatlarla göre yüzde 1.7 bir artış yaşandı bu bölgede. Yunanistan’da ise aynı oran 7 yıl içinde yüzde 24.5 geriledi. 2008 ile 2014 arasında ülke 1 milyon iş alanını yok etti. Avro Bölgesi’nde Yunanistan’ın istihdam ettiği işçi oranı yüzde 2.5’e denk düşerken, 2008 ile 2014 arasında bu bölgede yok edilen tüm istihdamın yüzde 20.8’i sadece bu ülkede oldu. Şirketlerin yüzde 30’undan fazlası iflas etti ve işsizlik 2008’de yüzde 7.8’den 2014’de yüzde 26.5’e yükseldi. 2 gençten birisi işsiz. Tüketim oranı Avro Bölgesi’nde yüzde 5.7 artarken, Yunanistan’da yüzde 21.7 geriledi. Devlet harcamaları Avro Bölgesi’nde yüzde  10.5 artarken, burada yüzde  27.6 geriledi. Şirketlerin üretime yeniden yatırımları Yunanistan’da yüzde 63.9 gerilerken, aynı veri Avro Bölgesi için yüzde  10.8 geriledi.  

Para bulmak bugünlerde çok zorlaştı. Uzun vadeli borçların faiz oranları Avro Bölgesi’nin en yüksek olanı yine bu ülkede. Geçen mart ayında bu oran Avro Bölgesi’nde yüzde 0.91 iken, Yunanistan’da yüzde 10.52 idi. Vahşi sosyal katliam sadece bunlarla da sınırlı değil. Emeklilik oranları yüzde 45 geriledi. AB içinde asgari ücretin gerilediği tek ülke yine Yunanistan oldu. Burada asgari ücret 2008’de 794 avro iken, 2014’de 684’e geriletildi. Diğer taraftan toplumun ezici bir çoğunluğu temel sosyal hizmetlerden çok sınırlı olarak faydalanabiliyor. Söz konusu 2008-2014 döneminde, temel sağlık ihtiyaçları için tedavi göremeyenlerin oranı yüzde 7’den yüzde 13.9’a yükseldi, sağlıklı yaşama ortalama yaşı 66.2’den 65.1’e geriledi. Toplum içinde yoksullaşma riski taşıyanların oranı yüzde 28.1’den yüzde 35.7’e yükseldi. AB içinde çocuk ölüm oranları yüzde 4.3’den 3.7’ye gerilerken, Yunanistan’da yüzde 2.7’den yüzde  3.7’ye yükseldi.  
Ama tüm bunlar sadece Yunanistan halkına değil, tüm emekçilere vazgeçmeyi, boyun eğmeyi öğretmeyi amaçlıyor. Verilen mesaj açık: Sermayenin egemenliğinden kimse kurtulamaz. Yalnız Yunanistan’da SYRIZA’dan sonra İspanya’da da Podemos’un başarıları, bu pedagojinin sınıfın tüm öğrencilerini ikna edemediğinin kanıtıdır.  

(Çeviren: Deniz Uztopal)


BU KADAR DA YETER ARTIK YUNANİSTAN AVRODAN ÇIKMALI

Daily Telegraph
Başyazı

Yunanistan’ın borç krizi artık beş yaşında, halen işe yarar bir anlaşma görünürde yok. Çözülmez düğümler ardı ardına geliyor ve sürekli bir kriz ve çatışma hissi yaratıyor. Bu durum savaştan pek de farklı değil, en azından sabit duruşlar ve sert konuşmalara bakınca öyle görünüyor.

Yükselen işsizlik, yasa dışı göçmenlerin akını veya Putin’nin Rusya’dan savurduğu tehditler gibi daha önemli konular gündem dışı bırakılırken, ufacık bir ülke olan Yunanistan herkesin ilgi odağı olarak siyasetçilerin tüm zamanını ve enerjisini kapsıyor, Avrupa projesini tam merkezinden yıpratıyor.
Yunanistan için elde edilebilecek olumlu hiç bir sonuç olmadığı açık. Ya borcunu ödemeyerek avrodan ayrılacak, bu durumda kısa dönemde ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayacaktır  ya da Avrupa’nın ve uluslararası alacaklılarının sunduğu koşulları kabul etmek zorundadır. Şu ana kadar Avrupa, borçların affedilmesini reddediyor. Yunanistan’ın Syriza hükümeti de seçmenlerine verdiği sözleri tutmak adına, nefret edilen troykanın zorlamak istediği reformları reddediyor.

Bu kadar da yeter artık. İki seçenek içinde barışık bir yol bulunamıyor. Bu yüzden bu durumu daha fazla uzatmaya gerek yok, zora katlanmak gerek, Yunanistan’ın avrodan çıkışını kabullenmek ve en düzgün şekilde çıkışını planlamak lazım. Bunu gönülsüz bir şekilde savunuyoruz. Bu gazete her zaman Avrupa Birliği’nin eksik olan siyasi ve ekonomik yapısını dillendirdi ama Avrupa Birliği bir üyesinden vazgeçerse bunun dönüşü yok. Hiç kimse bu durumun Yunanistan’a veya yeni Avrupa’ya nasıl jeopolitik ve de ekonomik bir sonuç getireceğini bilemez.

Yunanistan, Avrupa’nın tehlikeli bir ucunda duruyor, düşmanca yaklaşan ve hırslı komşuların arasında sıkışmış durumda. Yunanistan için avro üyeliği ekonomik ve döviz kurundan daha da öte. Bir çok Yunanlar için avroda olmak güvenlik ve modernliği temsil ediyor. Ne kadar da zarar verse bundan vazgeçmek çok zor.

Bu yüzden ayrılmaya gelince, kadife bir eldivenle yapmalıyız, “Marshall Planı” tarzı bir yardım sunmalıyız ki ekonomik ve siyasi kaosa sürüklenmesin. Yeni para birimini kurarken Avrupa Merkez Bankası ve İngiliz Merkez Bankası yardım etmeli. Diğer Avrupalı hükümetlerin Yunan para birimi olan drahminin değeri konusunda taviz vermesi gerek. Ne yazık ki giderek büyüyen ve ters giden bu süreçte Yunanistan’ın kötü bir şekilde ayrılması daha büyük bir ihtimal gibi görünüyor. Nasıl olacaksa olsun, bu konuda ilerlemek ancak avrodan çıkışla mümkün olur.  Zaten bu saçmalık uzun sürdü ve ülkeyi zayıflattı. Artık Yunanistan kendi ekonomik kaderini kendi tayin etmeli.

(Çeviren: Çağdaş Canbolat)


DİZ ÇÖKTÜRME POLİTİKASI

Janko TIETZ
Der Spiegel

Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, 25 yıl önce iki Almanya’nın birleşmesindeki coşkusuyla şimdi Avrupa’nın bölünmesi yolunda çaba harcıyor. O zamanlar birleşmenin kaça malolacağı umurunda bile değildi şimdi ise bir yandan ıslahevi gardiyanı gibi davranıp Yunanistan’ı ıslah etmeye çalışırken diğer yandan harcanacak tek kuruşun hesabını yapıyor.  Kısacası Avrupa’nın birleştirilmesi idealine açıkça ihanet etmiş oluyor. 

Schäuble, 31 Ağustos 1990’da Almanya’ya yüzlerce milyar marka mal olacak bir belgeyi imzalamıştı. Federal Almanya ile aynı para birimine sahip olsun diye bir  ülkeyle bütün ekonomik veriler Alman para biriminin o ülkede yürürlüğe geçirilmesine karşı olduğu halde bir sözleşme imzaladı. Halbuki Schaeuble’ye göre o ülkede yıllarca rüşvetçi hükümetler görev yapmış, şişirilmiş bir sosyal sistem oluşturulmuş ve hiçbir şey kapitalizmin kâr yasasına göre işlemez hale getirilmişti. Kısacası ülke resmen iflas etmiş durumdaydı. Buna rağmen sözleşmeyi imzaladı ve ardından büyük bir kutlama yapıldı. 

Ülkenin adı Doğu Almanya Cumhuriyeti idi, sözleşmeye de ‘Birleşme Sözleşmesi’ adı verilmişti. Birleşecek Almanya’nın iki parçasında yaşayanlar kolektif bir iradenin ürünü olan sözleşmeye ikna edilmişti.  Anayasa’nın önsözüne bile  ‘Almanya’nın birlik ve özgürlüğünün tamamlanmış olduğu’ yazıldı.
Wolfgang Schäuble iki Almanya’nın birleşmesinde büyük bir coşkuyla hareket etti. Şimdi, 25 yıl sonra Avrupa’nın parçalanmasını da aynı coşkuyla hazırlıyor.   
Maastricht Sözleşmesi’nde Avrupa kıtasının parçalanmışlığının sona erdirilmesinin tarihi anlamına bağlı olarak her ülkenin birleşmiş Avrupa’nın eşit değerde üyesi olması öncelik taşımaktadır. Tarihleri, kültürleri ve geleneklerine saygı göstererek farklı halklar arasında dayanışma gerçekleştirilmek zorundadır’ yazılmaktaydı. Yunanistan konusunda yaptıklarıyla Schäuble, bu sözleşmeyi devre dışı bırakıyor.
Şimdinin Yunanistan’ı bir zamanların Doğu Almanya Cumhuriyeti ile aynı. Ülke ekonomik açıdan bitirilmiş durumda. Ama Schäuble’nin bakanlığı iki Almanya’nın birleşmesinde yaptığının tersine, halklar arasında dayanışmayı sağlamak, Avrupa’nın birliğini güçlendirmek  yerine Yunanistan’ın AB’den çıkmasını hazırlıyor ve diğer AB ülkelerini de aynı yolda gitmeleri için kızıştırıyor. Almanya Maliye Bakanı, çıkarlarını korumaktan başka bir şey düşünmeyen, eğitimden ıslah etmeyi, burnunu sürtmeyi anlayan bir eğitimci rolünde. Mesajı ise Yunanistan beklentilerimizi yerine getirmek zorundadır! 

Eee, ne olacak şimdi? Eğer iki Almanya’nın birleşmesi sürecinde de iflas etmiş olan Doğu Almanya Cumhuriyeti’ne aynı kriterler uygulansaydı şimdiye kadar birleşme gerçekleşemeyecekti. 
Birleşme için harcanan para sadece Almanya için 2 trilyon avroydu. Yunanistan’ın kurtarılması için gereken para ise bundan çok düşük ve sadece Almanya tarafından değil tüm AB üyeleri tarafından karşılanacak. Hobi bahçıvan Schäuble, en büyük bahçeye sahip olduğu için küçük bahçe sahiplerinin çimleri onun belirlediği şekilde kesmesini dayatarak yoksa bahçelerinin ellerinden alınacağı tehditini savuruyor. Ancak Avrupa Birliği’nin hobi bahçeleri birliği ve Yunanistan’ın da ıslah edilmesi gereken bir suçlu olmadığını unutuyor.

Varsayalım Yunanistan’ın bu hale gelmesinin sorumlusu kendisi ve kurtarılması için diğer AB ülkelerin vergi mükelleflerinin para ödemesi gerekiyor. Ama AB ülkeleri ekonomik açıdan ödeyebilecek durumdalar. İki Almanya’nın birleşmesi sırasında da Bavyera, Kuzey Ren Vestfalya ve diğer batı eyaletleri doğu eyaletlerinin yeni Almanya’ya uyumu için dayanışma vergisi ödemişlerdi. Bu sayede iki Almanya’nın birleşme süreci tamamlandı. 

Schäuble’nin Yunanistan konusunda bu kadar sert olmasında Yunanistan’ın yeni yöneticilerine duyduğu antipati etkin olabilir diye düşünenler vardır. Ama 1990’da Doğu Almanya Cumhuriyeti adına Birleşme Sözleşmesini imzalayan Günther Krause de çok sempatik biri değildi. Uluslararası politikada sempati-antipati ölçü alınamaz. 

Schäuble, 25 yıl önce yaptıklarını hatırlayıp hareket etse iyi olur.  Bunu yapamıyorsa en iyisi Angela Merkel onu Yunanistan’la yapılan görüşmelerdeki sorumluluğundan azletmeli. 

(Çeviren: Semra Çelik)

ÖNCEKİ HABER

ORS’de bundan sonra ne olacak?: Komitelerle güçleniyorlar

SONRAKİ HABER

YTÜ öğrencileri: Okulumuzdaki millet bahçesi projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa