Bizi inciten aşk değil

Bizi inciten aşk değil

Filiz Özdem, son romanı Aşk Meçhule Yürür’de hayatın yorgunluğu içerisinde kalmış bir kadının, Mercan’ın hikayesini anlatıyor.

Sevda AYDIN

“Bütün keşkeler, belki de en ağır sınır ihlaliydi. Kendimden daha fazla sevebileceğim bir kardeşim olsaydı... Kendimden daha fazla inanabileceğim bir erkek olsaydı... Dünya yalanlardan ibaret olsaydı... Babamı çok sevseydim de intihar etmiş olsaydı... Annem, Yeşim’in ölümünden sonra, ağır bir seyirle ve acı çekerek ölmeseydi... Seviştiğim erkekleri sevebilseydim... Kimse gözlerime baka baka, “Ne kibirli kadınsın sen!” demeseydi... Bu kadar yalnız kalmasaydım. Yalnızlığın beni korku limanlarına savurmasına izin vermeseydim... Kendime bu kadar acıyıp da çocuğumu bile görmekten âciz olmasaydım... Ziya beni terk ettikten sonra, o zaman yedi yaşında olan çocuğumu bir yatılı okula bırakmasaydım... Yavrum canına kıymasaydı! Yeltendiğim intiharı sonuçlandırabilseydim; beni kurtarmasalardı. Hadi kurtardılar. Keşke günlerce kaldığım yoğun bakım odasından sağ çıkmasaydım! KEŞKE...”
Filiz Özdem, son romanı Aşk Meçhule Yürür’de hayatın yorgunluğu içerisinde kalmış bir kadının, Mercan’ın hikayesini anlatıyor.
Korku Benim Sahibim ve Düş Hırkası ile başlayan “Veda Üçlemesi”nde ölüm, hayat, beden, bellek ve bütün olayları ve kişileri birbirine bağlayarak anlatmıştı Filiz Özdem.
Aşk Meçhule Yürür’de de benzer bir üslubu koruyan yazar, bu kez geçmiş ve bugün arasında dolaşıyor. Bir kadının yaşamını dolduran aşklar, acılar, hayal kırıkları ve yalnızlık duyguları anlatıya biçim veriyor.

SINIRSIZ BİR TESLİMİYET HALİ

İki bölümden oluşan roman, “Mürekkep Ölümler” başlıklı birinci bölümünde, Mercan’ın hikayesi dinliyoruz. Çok acı çekmiş, en sevdiklerini büyük dramlarla kaybetmiş bir kadın Mercan. Filiz Özdem, Mercan’ın geçmişinden duyduğu hüzünle bugün yaşadığı mutsuzluğu arasındaki bağı anılardan oluşan parçalarla oluşturuyor.
Mercan’ın yakınındakiler, Annesi, intihar eden babası, kocası Abidin, kızları Yeşim, kardeşi Meltem ve Meltem’in kocası Ziya... Üniversite yıllarından başlıyor kendini anlatmaya Mercan. Çok genç, kimin ne derdi varsa koşan, başkalarının yaşadığı üzüntüde kendi payının olabileceğini düşünecek kadar iyilik dolu. Kendi deyimiyle merhametin yakasına yapıştığı biri. Hayatın da ölümün de çok şiirsel geldiği zamanlar çok uzun sürmüyor. “Gönlü başka türlü” olan genç kadın hayatından kayıplar vermeye başladıkça bu halinden uzaklaşıyor.  “Hâlâ bir bedenim vardı, hâlâ bir kalbim vardı ve hâlâ umutsuzca sevilmek istiyordum. Belki de teselli edilmek... Hem de onun tarafından. Sadece onun tarafından. Çünkü o benim benzerimdi. Sevdiği zaman, benim gibi seviyordu. Yo, bu delice bir kendine âşık olma, bu anlamda bir benzerini isteme itkisi değildi. Sınırsız bir teslimiyet haliydi yalnızca.”

VAR OLMAYAN BİR GEÇMİŞ İLE VAR OLMAMIŞ BİR GELECEK ARASINDA

İlk bölümün parçalarını bütünleştiren bir nitelik kazanıyor “Son Dördün” adlı ikinci bölüm. Bütün bir kurguyu yeniden düşündüğünüzde Mercan’ın, anlattıklarını, karakterleri ve olayların farklı bir boyut kazandığını fark edeceksiniz.
Filiz Özdem, “Artık var olmayan bir geçmiş ile henüz var olmamış bir gelecek arasında, hatırlama ve beklemeden ibaret” bir zamanda asılı kalan Mercan’ın tüm ruh hallerini, travmalarını geçmişten bugüne tarih bilinciyle bağlıyor. Ermeni kökenli olması, intihar etmiş bir babaya sahip olması, sancılı bir evlilik ve en önemlisi ölümüyle Mercan’ı kahreden çocuğu... İlk sevgilisinin yargısız infaz edilmesinin ardından baktığı her yerde cesetler gören Mercan’ın yaşadığı travmanın büyüklüğünü yine Mercan’ın ağzından döküyor satırlara “Sabah gözümü açtığımda, yastığımda, yanı başımda kanlar içinde bir baş buluyordum. Sokakta, insanların ellerindeki torbalar sanki ceset parçalarıyla doluydu, yerlere kan damlıyordu. Bir ağacın ardına bakmaya korkuyordum, üstünde sinekler uçuşan kokuşmuş bir cesetle karşılaşacağımı sanıyordum. Hiçbir dolap kapağını açamıyordum, içine dikilmiş bir ölü üzerime devrilecek gibi geliyordu. Bu siyasi cinayetle yüreğimde tohumlanan öfkenin, niye sonradan içimde bir alacakaranlık kuşağına, bir korku filmine dönüştüğünü bilemiyordum...”
Aşk Meçhule Yürür, insan zihninin karanlık kuytularını derinlikli bir dille keşfediyor. Anlatı gücünü duygudan alırken, Mercan’ın yaşadıkları, yüzleşmeleri üzerinden bu coğrafyada yaşayan pek çok kadının yaşadıklarıyla tarihsel bir bağ kuruyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Haziran 2015 15:54
www.evrensel.net