DÖNÜŞÜM

  • Her Türk “asker doğar”mış! Öyle diyorlar. Erkek çocuğu doğduğunda doğumda yardımcı olan ebe, anasına “Asker doğurdun” dermiş.


    Her Türk “asker doğar”mış! Öyle diyorlar. Erkek çocuğu doğduğunda doğumda yardımcı olan ebe, anasına “Asker doğurdun” dermiş.
    Asker doğduğumuz için(!) asker gibi yetiştiriliyoruz. Uzun bir süre asker olmak istiyoruz.
    Neden?.. Vatanı düşmanlardan korumak için –etrafımız sarılı!
    “Asker doğanların” büyük bir kesimi, daha gençlik yıllarında, askere gitmeden duygusal olarak teskere alıyorlar. Küçük de olsa bir kısmı askere gidiyor ve teskere bırakıyor. “Asker doğanların” haddinden fazlası asker ölüyor. Daha çok gençken, daha birçok tadın varlığından habersiz, belki bazılarını bilerek... Büyük bir “cesaretle” vatanı koruma duygusuyla savaşlara gidiyorlar.
    Kore’ye gittiler, Bosna’ya, Afganistan’a, Lübnan’a... Gidenlerin bir kısmı dönmedi. Vatanın nerede, ne zaman ve kime karşı savunulacağını düşünmeden gittiler ve dönmediler. Bu askerler, emir aldıklarında vatanı, vatandaşlara karşı da savunuyorlar! Darbelerle, sıkıyönetimlerle, olağanüstü hallerle.
    Ama iyi ve cesaretli bir asker olmak yetmiyor; aynı zamanda iyi ve cesaretli bir vatandaş olmak, doğruyu-yanlışı sorgulamasını bilmek gerekiyor.
    Böyle askerlerde var ama ne yazık ki Türkiye’de değil, başka ülkelerde.
    ***
    Alman Parlamentosu, NATO’nun talebi üzerine Afganistan’a 6 Tornado savaş uçağı ve buna bağlı olarak 500 asker gönderme kararı aldı. Hükümet, “Askerlerimiz savaşa katılmayacak, sadece keşif uçuşları yapacaklar” diye halkın, asker yakınlarının ve askerlerin tepkisini aşağı çekmeye çalıştı.
    Hükümetin bu gerekçesi, gerçeği çarpıtma çabasının kaba ve bayağı bir örneği oldu. Savaşmak, saldırmak ve işgali sürdürmek için keşif uçuşlarının gerekli olduğunu, ilk önce askerler olmak üzere asker yakınları ve halkın önemli bir bölümü biliyor.
    Afganistan’a gönderilecek birlikten bir binbaşı, “Böyle bir emri yerine getirmeye vicdanım el vermiyor” diyerek üslerine başvurdu. Başvurusunu, “ne olur ne olmaz” diyerek her ihtimale karşı kamuoyuna da iletti. Kamuoyu, olayı yakından takip ediyor.
    Aynı günlerde “eleştirel askerlerin” kurduğu bir dernek; “Darmstädter Signal”, parlamenterlere gönderdiği bir açık mektupla “Afganistan’a savaş uçağı gönderme kararını onaylamayın” çağrısı yaptı. Askerler, “Bize, kalkınma yardımı için Afganistan’a gidiyoruz, denildi ama kalkınma yardımı yapmadığımız gibi giderek sıcak savaşın içine çekiliyoruz. Askerlerimiz geçici kışlalarından çıkamıyorlar, barınaklarını korumaktan başka bir şey yapamıyorlar. Bölge halkı, bizi dost olarak değil işgal gücü olarak görüyor. Askerlerimiz, daha fazla batağa saplanmadan geri getirilmeliler” dediler.
    Eski bir dernek olan “Darmstädter Signal”e üye olanlar ve bunu açıktan kabul edenler hakkında askeri ve sivil mahkemelerde sürekli davalar açılıyor, bu açık mektup da dava konusu olacaktır. Afganistan’a gitmek istemeyen binbaşı, askeri mahkemede açılan dava sonucu ordudan şu veya bu şekilde uzaklaştırılacaktır.
    ***
    Hafta sonu, Irak işgalinin 4. yıldönümü nedeniyle başta ABD olmak üzere birçok ülkede işgal karşıtı barış gösterileri yapıldı. Özellikle ABD’de anaların, babaların, eşlerin, sevgililerin ve çocukların yanı sıra gazi dernekleri ve hâlâ görevde olan askerler, barış gösterilerine destek verdiler. “Askerleri geri getirin”, “Bu savaş bizim savaşımız değil”, “İşgale son verin” sloganlarını haykırdılar.
    Bu tutumda, 4 bini aşkın ABD’li askerin Irak’ta ölmesinin, yüzden fazlasının döndükten sonra intihar etmesinin, binlerce “gazinin” Irak’taki “vatan savunmasından” sonra alkol ve uyuşturucu müptelası olmasının payı şüphesiz büyük. Buna karşın hafta sonu gösterilere katılan gazi derneklerinin sözcülerine ve aktif askerlere, askeri ve sivil mahkemelerde davalar açılacak. Bazılarını ordudan uzaklaştıracaklar, bazılarına ödenen nafakalar kesilecek!
    ***
    Emekçi çocuklarını savaşlara sürenler sürekli cesaretten söz ederler. Ama görülüyor ki savaşmak değil barıştan yana olmaktır esas cesaret isteyen. Cesaret bu anlamda çok farklı bir erdemdir, herkese nasip olmaz.
    “Bu savaş bizim savaşımız değil” diyebilmek; “Hiç görmediğim, tanımadığım insanların ölümünü göze alamam, buna vicdanım elvermez”, “Ben ülkemi dıştan gelecek saldırılara karşı savunmak için asker oldum” diyebilmek, cesaret gerektirir. Bunu diyebilen askerlerdir asıl cesaretli olan.
    Çocuklarının dünyanın bilmem hangi köşesindeki savaşa gitmesini istemeyen, buna sıradan bir vatandaş olarak hiçbir anlam yükleyemeyen Amerikalı, Alman anne ve babayla “Vatanı korumak, vatan için şehit olmak, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi Çanakkale’de işgalci düşmana karşı savaşarak olur” diyen Türk ve Kürt bir ana-baba arasında özünde fark yok. Hepsi aynı şeyi, aynı duygularla söylüyorlar; hepsi de cesaretlerini ortaya koyuyorlar.
    Ayrıca orduya “laf söylemek”, kararlarını eleştirmek, yaptığı işleri değerlendirmek birçok toplumda tabu. Bu, belki Türkiye’de biraz daha fazla tabu ama Almanya’da, ABD’de, Yunanistan’da da bu böyle.
    Ama askerlik bir vatandaşlık göreviyse eğer; o zaman askeri, çeşitli politikalar doğrultusunda haksız ve emperyalistler yararına savaşa gönderenlerin (ister meclis kararıyla olsun, ister MGK baskısıyla) kararları da sorgulanabilmeli, suçluluk durumunda da yargılanabilmelidirler. Cesaret, bir de bununla ilintili olarak düşünülmelidir.
    Serdar Derventli
    www.evrensel.net