tarih - sadece yetmiş gün değil!

tarih - sadece yetmiş gün değil!

1871 yılının 18 Martı'nın üzerinden üç gün geçmiş, takvimler 21 Mart'ı göstermekteydi. Fransız hükümetinin başbakanı Louis-Adolphe Thiers, henüz emrinde bir ordu yokken Ulusal Meclis’e şu 'soğukkanlı' ifadelerle hitap ediyordu.


1871 yılının 18 Martı'nın üzerinden üç gün geçmiş, takvimler 21 Mart'ı göstermekteydi. Fransız hükümetinin başbakanı Louis-Adolphe Thiers, henüz emrinde bir ordu yokken Ulusal Meclis’e şu 'soğukkanlı' ifadelerle hitap ediyordu.
"Ne olursa olsun, Paris'e karşı ordu göndermeyeceğim."
27 Mart günü ise işin rengi değişmişti. Thiers yine kürsüdeydi ve titreyerek sesleniyordu:
"Ben cumhuriyeti bir oldubitti olarak buldum, ve onu koruyup sürdürmekte adamakıllı kararlıyım."Fakat Thiers, bununla kalmayıp yalvarmak ve tehdit etmek arasındaki üslubunu, 30 Nisan belediye seçimleri öncesi 27 Nisan günü bir 'barışma' sahnesi olarak sürdürüyordu; yine meclis kürsüsünden:
"Paris'in, bizi Fransız kanı dökmeye zorlayan komplosundan başka, cumhuriyete karşı hiçbir komplo yoktur. Söyledim ve gene söylüyorum ki bu dinsiz silahlar, onları tutan ellerden düşer düşmez ceza, sadece küçük bir sayıdaki kamu hukuku suçlusunun dışlanacağı bir bağışlama kararı ile hemen durdurulacaktır."
***
Fakat hiç de öyle bahsettiği gibi olmayacaktı...
Dönemin Fransız başbakanını böylesine konuşturan, Paris Komünü'nden başkası değildi.
Resmi anlamda 18 Mart'ta 1871'de büyük bir coşkuyla başlayıp yaklaşık yetmiş gün sürmüş ve 28 Mayıs'ta da acılı bir şekilde son bulmuştu.
Açtığı politik ve sınıfsal tartışmalar, Paris Komünü'nü sadece zamanının değil günümüzün de en önemli siyasi dönemlerinden biri haline getirmiştir.
Komün şartlarını olgunlaştıran nedenler düşünüldüğünde, Fransız-Prusya Savaşı'nın bunda büyük payı olduğu görülür. Fransızların yenilgisiyle sonuçlanan savaşın ardından Paris'teki tüm devrimci eğilimler sivil bir ayaklanma başlatmıştı; çünkü, bir yıl önce 3. Napolyon tarafından başlatılan savaşla birlikte Paris kuşatma altına girmiş ve başkentte zengin ve yoksul arasındaki uçurum giderek genişlemişti. Gıda stoku tükenmiş kentte, Prusya bombardımanı altında oluşuyla birlikte yaygın bir bunalım hali de mevcuttu.
Daha da önemlisi, bu olumsuz koşulları değerlendiren devrimciler, emekçiler içinde yaygın bir propaganda faaliyetine girişmişlerdi. Emekçiler artık, ilerici düşüncelere daha açık haldeydiler.
Prusya işgaline direniş

1871 Ocağı’ydı ve Prusya (Alman) kuşatması dördüncü ayına girmişti. Daha sonra Üçüncü Cumhuriyetin başbakanı olacak olan Louis-Adolphe Thiers'in ateşkes çağrısıyla, Prusyalılar Paris'i barış koşullarında işgal ettiler. Bu 'kısa süreli' kuşatma Paris halkını bir hayli kızdırmıştı. Fakat Parislilerin bir avantajı vardı; o da onbinlercesinin "Ulusal Muhafızlar" adı verilen ve şehrin savunulmasında önemli katkıları olan bir askeri birliğin silahlı üyesi olmasıydı. Paris'in fukara mahallelerinin silah tecrübesi olan bu onbinleri, işgal altında taburlar kuruyor, kendi subaylarını seçiyor ve Paris'teki topları ele geçiriyorlardı.
Paris halkı, Prusya'nın ilerlemesini durdurmuştu.
Fakat işin bir de Başbakan Thiers cephesi vardı.
Paris’in direniş kararları Muhafızların Merkezi Komitesinden alınıyordu. Ve Thiers, iktidarını zayıflatan bu durumun 'alternatif ' bir yönetime evrimleşmesine karşı tedirgindi.
Emekçilerin yardım ettiği Ulusal Muhafızlar ise topları Montmarte tepeleri gibi güvenli mevkilere saklamışlardı. Devrimi ateşleyen şey, hükümetin Ulusal Muhafızların silahlarına el koyma girişimi oldu. Kalabalıklar toplaşmaya başladı; Montmartre'de askeri birlikler, halka ateş açmayı reddederek Ulusal Muhafızla kaynaştı. Ulusal Hükümet Versailles'e çekilmek zorunda kaldı ve ayaklanmacılar yavaş yavaş şehri işgal ettiler; tüm ana yollara barikatlar kurarak mitralyözler yerleştirdiler. Zenginler ise şehri terk etti.
Komün ilan ediliyor

26 Mart'ta, 227 bin Parisli oy kullanmaya gitti ve 28 Mart'ta "silahların patlatılması ve bin kadar muhafızın zafer çığlıkları eşliğinde" Komün, Hotel de Ville'de ilan edildi.
Komün, görevde kaldığı kısa dönem içinde, kuşatma süresince kiraları azalttı ve zamanı gelen borçların ödenmesini üç yıllığına erteledi.
İşsizlerin değişimini düzenledi, fırıncıların geceleri çalışmasını yasakladı, çalışmayan fabrikaları tekrar faaliyete geçirmek için sendikalara ve işçi kooperatiflerine verdi. Fabrikaların yakınına gündüz kreşleri kuruldu ve özellikle de en ihmal edilen alan olan kadınların eğitimi başta olmak üzere, eğitimi geliştirmek için pek çok şey yapıldı.
Thiers'in emriyle katliam!

Thiers, 2 Nisan'da birliklerine saldırma emri verdi. Banliyölerdeki beş buçuk haftalık bir çarpışmadan sonra ordu, 21 Mayıs'ta Paris'e girdi. Federaller teslim olmayı reddettiler ve Versailles'cilerle şiddetli bir çatışmaya girdiler. Kanlı hafta olarak anılan bu dönemde 10 bin ile 30 bin arasında Parisli öldürüldü. 24 Mayıs'tan 28'ine kadar, gece ve gündüz erkek, kadın ve çocuklar Petit Luxembourg'a taşınıyor ve suçlu bulunanlar kurşuna dizilmek üzere bahçelerde sıralanıyorlardı.
28 Mayıs'ta Komün tamamen sona ermişti. Devrimin ardından 38 bin tutuklu Versailles'e nakledildi. Çoğu, -ordunun şüphelendiği ancak aleyhinde delil bulamadıkları için bir cezalandırma yöntemi olarak kullandığı- ağır bir tutukluluk döneminden sonra serbest bırakıldı. 11 binden fazla kişi Conseils de Guerre'de yargılandı; bunların 5 bin kadarı Yeni Kaledonya'daki ceza kolonilerine gönderildi.
Paris, 5 yıl boyunca sıkıyönetim altında kaldı ve Enternasyonal yasadışı ilan edildi. Dokuz yıl sonra genel af için oylama yapıldı. 25 bin kişi, sosyalistlerin çağrısına uyarak polis saldırısına rağmen Pére-Lachaise Duvarı'nda düzenlenen ilk anma gösterisine katıldı.
www.evrensel.net