‘Barış’ı boş ver ‘Savaş’a bak!..

‘Barış’ı boş ver ‘Savaş’a bak!..

Yıl I961... İstanbul Aksaray’da, İnebey’le Millet Caddesi arasında küçük bir park vardı. Tamamı çim kaplıydı, aralarda da çiçekler, rengârenk. Ve ortada bir tabela: “Lütfen çimlere basınız ve çiçekleri koparınız...”


Yıl I961... İstanbul Aksaray’da, İnebey’le Millet Caddesi arasında küçük bir park vardı. Tamamı çim kaplıydı, aralarda da çiçekler, rengârenk. Ve ortada bir tabela: “Lütfen çimlere basınız ve çiçekleri koparınız...”
O yıllarda İnebey’in Asımbey Sokağı’nda oturduğum için dergiye, fakülteye giderken her gün önünden geçerdim. Mevsim bitinceye dek çiçeklerden tek bir fire olmadı, çimler yemyeşil kaldı. Ve Horhor Caddesi’nde de küçük bir park vardı. Oradaki tabelada da, “Lütfen çimlere basmayınız, çiçekleri koparmayınız,” yazılıydı. Çimler, Türkiye’nin günümüzdeki durumu gibiydi, perişandı. Çiçekler mi? Ben hiç çiçek görmedim o parkta...
1800’lerin ortaları... Kızılderili Reisi Seattle’ın Büyük Beyaz Reise yazdığı mektuptan birkaç cümle: “Washington’daki Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor. Bu önerinizi düşüneceğiz ama yine de önerinizi kabul etmemizin kolay olmayacağını itiraf etmek zorundayım. Çünkü topraklar bizler için kutsaldır. Biz, dereler ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz, kardeşlerimize?.. Biliyorum, beyazlar bizim gibi düşünmezler. Beyazlar için bir parça toprağın ötekinden ayrımı yoktur. Çünkü beyaz adam doğaya, gecenin karanlığından gelip, eline geçen her şeyi alıp, götüren hırsızlar gibi davranıyor. Beyaz adam toprakla kardeş değil, toprağın düşmanıdır. (..) Şu gerçeği iyi biliyorum: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. (..) Bildiğimiz bir gerçek daha var: Sizin Tanrınız, bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yaratıklarıyız. Beyaz adam, bir gün belki bu gerçeği anlayacak ve kardeş olduğumuzun ayrımına varacaktır.”
Ama Washington’daki beyaz adamlar, o günden bu güne, bu gerçeği anlamadılar. Önce Kızılderilileri hallettiler, sonra da dünyanın çeşitli ülkelerindeki insanları... Hiroşima’da, Nagazaki’de atom bombasıyla yüzbinleri katletti, Washington’daki beyaz adamlar. Seattle’ın mektubundan hemen hemen 100 yıl sonra, Tiyatrocu-Şair Mücap Ofluoğlu, “Einstein için” başlıklı şiirini şöyle bitiriyordu: “Bırakın ateşle oynamayı / Bırakın atomu / Bırakın hidrojeni. / İnsanlar gülecek / Çocuklar büyüyecek. / Sen öleceğin güne dek / Salt yaşamak için düşünmedin / Salt kendin için sevmedin / Bir beyin ki, / Beyinlerin enderi / Bir kalp ki durmuş / Dinlenmede simdi, / Eller ki virtüöz, parmakların elleri / Bildiriler imzalamış / Bana dair, geleceğe dair / Sağlığa dair, insanlığa müjdeci.”
Ama Washington’daki beyaz adam durmadı. Örneğin Vietnam’a bombalarını yağdırdı, rezil olmayı göze alarak. Sonra diğerleri… Afganistan’lar, Irak’lar... Yakında İran’lar, Kuzey Kore’ler, Suriye’ler ve başkaları sıraya girebilir.
Beyaz adam, “Katil Amerika”lığını gösterdi. Seattle’ın mektubundan hemen hemen 150 yıl sonra, ünlü halk ozanımız Mahzuni Şerif “Katil Amerika” başlıklı bir şiir yazdı. İlk bölümlerini yazıyorum:
“Defol git benim yurdumdan / Amerika katil, katil / Yıllardır bizi bitirdin / Amerika katil, katil / Su diye yutturur buzu / Gafil düştük kuzu kuzu / Dünyanın en namussuzu / Amerika katil, katil / Devleti devlete çatar / İt gibi pusuda yatar / İki yüzlü kahpe millet / Amerika katil, katil.
Seattle’ın mektubundan hemen hemen 135-140 yıl sonra, Birleşmiş Milletler 1986’yı “Uluslararası Barış Yılı” ilan etti. Ve Haluk Gerger, “Barış için yazdılar, çizdiler” (Bilim ve Sanat Yayınları) başlıklı bir Barış Seçkisi düzenledi. Sadun Aren’den Hüsnü Göksel’e, Aziz Nesin’den Demirtaş Ceyhun’a, Vedat Türkali’den Yılmaz Onay’a, Cahit Talas’tan Bahri Savcı’ya, Oğuz Aral’dan Ferruh Doğan’a, Nezih Danyal’dan Behiç Pek’e dek birçok yazar, karikatürist vardı, kitapta.
Ve 2007’deyiz. Yine tüm dünyada yüzmilyonlarca kişi ayakta, barış için. Peki 6-7 milyar dünya insanını ayağa kaldırmak için ne yapmalı? Belki de o parktaki, “Çimlere basın, çiçekleri koparın” yazısından yola çıkarak, “Savaşın, vurun, kırın, öldürün... Annenizin, babanızın, eşinizin, kardeşinizin, çocuklarınızın, torunlarınızın kanlı cesetlerini görün” demek mi gerekli? Evet, kara mizah bu söylediğim, çünkü olumlulukların sonucunda “Barış” gittikçe bizden uzaklaşıyor, “Savaş” her tarafımızı kaplıyor…
Bülent Habora
www.evrensel.net