GÜNLÜK

GÜNLÜK

  • Demir ocaklarında ateşler körükleniyor…Çekiçler demir dövüyordu.Çekiç sesi ezginin ritmi gibiydi.


    Demir ocaklarında ateşler körükleniyor…
    Çekiçler demir dövüyordu.
    Çekiç sesi ezginin ritmi gibiydi.
    Belki de saatin tik takı...
    Ah, büyük Mezopotamya!
    13. yüzyılda Cengiz Han Bağdat’ı yakıp yıktığında, Dicle’nin suyunun yanan kitapların mürekkebiyle siyah aktığı anlatılır tarih kitaplarında.
    Dicle, karalar bürünmüş, yas elbisesini geçirmiştir üstüne.
    Oysa insanlığın köklerinin, uygarlıkların ev sahibidir burası.
    Yunan ve Roma’nın doğuşuna kadar en uygar topluluklar Mezopotamya’da yaşamıştı.
    İlk kent burada kuruldu.
    İlk kanun, matematik, astronomi derslerine ilk giriş burada yapıldı.
    Heykel, resim, müzik, edebiyat, tiyatronun başlangıcı burada oldu.
    Matematik, cebir, kimya…
    Çanak-çömlek yapımı…
    Sanat bilgileri…
    Saat sisteminde kullandığımız 12’lik sistem Babilliler tarafından bu topraklardan dünyaya yayıldı.
    İlk yazı Sümerler tarafından bu bölgede kullanıldı.
    Zeugma Fırat’ın kıyısında ortaya çıktı.
    Mezopotamya, uygarlığın beşiği, ilk şairlerin ve filozofların anayurduydu.
    ***
    Ateş ocağında demirler eriyordu.
    Demirci ustası Kawa tutuşan demirlere şekil veriyordu.
    Zalim Dehak’ın kırbaçları demirci Kawa’nın bedenini parçalıyordu.
    Kırbaçlar şakladıkça demir tutuşuyor, ateş alazlanıyor, ocak harlıyordu.
    Dicle Fırat ağlıyordu.
    Nehirler ağlar mı?
    Ağlar.
    Sular karalar bağlar mı?
    Bağlar.
    Eğer sular yakılıyor, nehirlere kelepçe takılıyorsa, ağlar.
    Ağlar ama, sonunda da taşar.
    Cengiz Han Bağdat’ı yakıp yıktığında, yanan kitapların mürekkebiyle Dicle karalar bağlamıştı.
    Kardeşlerimizin dilleri yasaklandığında, güzelim ormanlar kundaklığında, köyler boşlatıp insanlar sürüldüğünde Fırat ağlamıştı.
    Gökyüzünde yanık ve içli Kürtçe ezgiler uçuşuyor; Fırat’ın sularında kaybolan gelinlik kızı anlatıyor.
    Dışarıda toprak canlanıyor…
    Kır çiçekleri boy veriyor; baharı muştuluyor.
    Ve özgürlüğü...
    Ve kardeşliği...
    Ama insanın dilinin prangalandığı…
    Türkülerinin çarmıha gerildiği bir yerde nasıl bir kardeşlikten bahsedebilir?
    Kardeşlik özgürlük demektir.
    Eşitlik gerektirir.
    Sokaklarda ateşler yanıyordu.
    Demirci Kawa hayata şekil veriyordu.
    Yücel Sarpdere
    www.evrensel.net