Şiire kulaç atanlar

Aşka Kavgaya Ölüme Yüz Adsız Ağıt (2006)/ Erbay KaraEskilerin “mersiye” dedikleri “ağıt”ın, çoğunlukla ölen kişilere ya da deprem, çığ, su baskını vb. gibi doğa felaketlerinin ardından yakılması Anadolu insanının geleneği olarak bilinir.


Aşka Kavgaya Ölüme Yüz Adsız Ağıt (2006)/ Erbay Kara
Eskilerin “mersiye” dedikleri “ağıt”ın, çoğunlukla ölen kişilere ya da deprem, çığ, su baskını vb. gibi doğa felaketlerinin ardından yakılması Anadolu insanının geleneği olarak bilinir.
1959 yılında Ardahan’da doğup, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilgiler Bölümü’nü bitirdikten sonra doğduğu kentte, il kitaplığının müdürlüğünü yürüten Erbay Kara, ağıt uygulamasını boyutlandırmış. Sone yayınlarından çıkan kitabında, kişi ölümleri ve doğa felaketlerinin dışında; aşklara, toplumsal mücadelelere: “töresi başını yesin/ gel sabahlayalım damla damla terleyerek” dizelerinde görüldüğü gibi törelere de karşı duran ağıtlar yakmış.
Şairin yaşadığı kent ve yörenin söylem renkleriyle özgünlüğünü pekiştirip şirini zenginleştirmesi dikkat çekiyor. “kardık mı bir kere harcı/ koyduk mu duvara ilk tuğlayı/yaratacağımız eser geleceğimizdir” diyen içtenlikli sesin Ardahan’dan gelmesi önemini bir kez daha artırıyor. İçinde “yeni bir aşk şiiridir bu çocuk/gelecek tepeden tırnağa/dalga dalga değişim” dizelerinin yer aldığı kitapla şiire ilk adımını atan Erbay Kara’yı ilk adımından itibaren izlemenizi ve şiiriyle tanışmanızı öneriyorum.
Uyumayan Acı (1999) Gülşah Fındık Kara
İlk kitabı “Yollar Yine Göçebe” çıktığı zaman, şair ve şiiri için: “Gelecek günlerde daha da güzel ürünlerle doğacağının müjdesini veriyor,” demişim. Şimdi gerçekten de böyle olduğunu görüyorum. Gülşah’ın bu ikinci kitabına, süzülmüş bir şiirler toplamı da diyebiliriz. Aynı zamanda “İçerde” şiirinin: “Beyaz kadifeden gözyaşları/Bulutlar ağlıyor dışarıda/İçerde/ Huysuz yalnızlığı kalbimin/Biliyorum/ Acıları yakıp ısınırız/Yangınlar çıkarırız/Deliliğinden sözlerin” dizelerinde görüldüğü gibi, kitapta yer alan ürünlerin çoğunluğunda belli bir derinlik egemen olmuş.
Çünkü şiirin bütünlüğünde dizellerle imgeler arasında diyalektik bir bağ kurmayı başarmış şair. Ağırlıklı olarak içinde: “diz çöker dilenir elleri/ aklının karasına/ kadınlar bir utancın güzelliğidir” dizelerinin yer aldığı “Bulutlar Gittim” bölümü ise, özlü sözlerle bezenmiş.
“Elbiseyle sözün/Aynı anlama yenildiği/Bir ülkede doğdum” diyen Gülşah’ın, kitabında, üzerinde çokça düşünerek; sağlam bir teknikle kurduğu şiirler yer alıyor. Kitap, hak ettiği ilgiyi görmediyse de, sessiz yürüyüşü içinde boylanan Gülşah Fındık Kara’nın şiirlerini okumak, kanımca yeni bir zenginliğe adım atmak olacaktır.
Yitik Zaman Düşleri (2006) İbrahim Tığ
Bastonlarıyla ünlü Devrek’te 1970 yılında doğmuş İbrahim Tığ. Mimar, şair, öykücü ve gazeteci. Bugüne dek üç şiir, bir de öykü kitabı yayınlamış. Devrek’te, Bölge Haber gazetesiyle “Şehir Dergisi”nin sahibi ve sorumlusu.
“Neler Gizliyor Adın”da yer alan “Sığınma” şiirinde: “tek kurtarıcıları Allah/uğramazdı o yitik ülkeye/ölüm yollardı hep/ ağlaşırdı kadınlar” diyen şair, kendisiyle ilişkilendirerek hayatın birçok alanına girmiş ve buraların özgün yansımasını seslemiştir.
Yeni çıkan kitabı “Yitik Zaman Düşlerin”de, aşk kapısından çıkarak hayata yürüyor şair. Kurutulmuş bataklıklarda, denizlerde yaşanan ölümlere, özgürlüklere, yoksulların yeşil kartına, şehir çakallarına uzanıyor. “Ağ” şiirinin birinci bölümünü yapılandıran: “yüreğimin alıcı kuşları/ağlarına takılıyor gözlerimin// yüzündeki bu kopuk ayrıntılar/yalnızlığın miting alanı/yarası bütün geçmişini kanatıyor//çocuklar uysal ve devingen” dizelerindeki gibi, kitapta yer alan tüm şiirler açık ve anlaşılır bir dille yazılmış.
Mehmet Yaşar Bilen ise: “İbrahim Tığ öğrencimdir. Sanat alanında nereden nereye geldiğini iyi biliyorum… Şiirin uzun yollarında bilgisini, birikimini, beğenisini artırarak ustalaşmaya doğru emin adımlarla yürüyor,” diyerek değerlendiriyor Tığ’ın şiirini. Devrek’in bu temiz şiir havasını soluyun, çünkü içinde yer aldığınız fotoğraflardan da kareler bulacaksınız.
Güz Üşümeleri (2004) Necdet Tezcan
Daha önce değişik türlerde yedi kitap yayınlamış olan Tezcan’ın şiirlerini okurken: “Aşk ne yapsın/kuşlarsız yazlar/aşk ne çalsın/sevdasız sazlar” deyişindeki içtenlikli havanın rüzgârına kapılmamak olası değil.
1942 yılı Kırklareli/ Vize doğumlu olan Tezcan, otuz iki yıl öğretmenlik yapmış, şiir de hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Özellikle yaşadığı yörenin gerçeklerini, içselleştirip “Kuşlarsız” şirini yapılandıran: “kuşlarsız kaldı yüreğimin köyleri/son yürüyüşün en güzel insanı/yalnızlıkların son ateşine en yakınken/ ağlayışı nihavent güz gülüşlerinin” dört dizedeki gibi öz ve yalın bir dille okuyucuyla buluşturur. Bir Rumeli insanı olarak “Balkan özlemi” çocukluğunu da kucaklayıp kimi zaman satır aralarında, kimi zaman da kalın bir özsu damarı olarak yerini alır dizelerde. İlk söz olarak da: “Duruşma/ Istıranca karışmış/ gülüşümde/yıldız izleri/Marmara’nın kirli mavisinden/örülmüş yeleğin/sonsuzdan beri/Trakya acılarında/unutulmuş/Ergene duruşlu/Orpheus bakışlı/bir Balkan yeliyim” dizeleriyle Balkan Yeli şiirinde çıplak bir güzellikle tanımlar kendini.
Temiz bir dil, usta bir şiir kurucu Necdet Tezcan. “Güz Üşümeleri” sıcaklığını size aktaracak okuduğunuzda.
Güngör Gencay
www.evrensel.net