Ölmek basit yaşamak zor

Nidal Faleh’in cenazesini yalnızca mezar kazıcılar, bazı uzak akrabaları ve birkaç kuzeni kaldırdı.


Nidal Faleh’in cenazesini yalnızca mezar kazıcılar, bazı uzak akrabaları ve birkaç kuzeni kaldırdı.
Şimdiki ailesi için Bağdat’tan kalkıp yaşlı annesini ziyarette bulunduğu sırada öldürüldüğü Ölüm Üçgeni’ne gitmek ve cenazesini getirmek çok tehlikeliydi. Cenazesinin en kısa zamanda yapılması geretiğinden 49 yaşındaki Faleh’in cenazesi toprağa verilirken neredeyse kimse yoktu. Irak işgalinin dördüncü yıldönümünde, bu ailenin içine düştüğü durum, her gün yaşanan şiddetin kötürüm edici etkisini gözler önüne seriyor.
Faleh’in kızkardeşi Eruba, geçen haftaki cenaze töreninin ardından “Oraya gidip ona dokunamadık bile. Durumun ne kadar kötü olduğunu biliyorsunuz” dedi.
Faleh’in öldüğü 11 Mart gününde, Bağdat ve civarında, içlerinde bir kuzeninin de olduğu 47 kişi, aynı şekilde bombalanarak hayatını kaybetti.
Faleh, hafta sonunu Bağdat’ın güneyindeki Yusufiye’de yaşlı annesiyle geçirmişti ve ılık bir pazar sabahıydı. Geç yaşta evlendiği ve çocuğu olmadığı için annesini sık sık ziyaret edip ona bakan evlat oydu.
Sabah yediden biraz önce Faleh, Bağdat’a dönüp sekiz buçuktaki dersine yetişmek için acele ediyordu. Bir bardak çayla bir parça peyniri atıştırdıktan sonra annesini ve teyzesini yanaklarından öptü, kuzeni Kawkab Faleh ile birlikte evden çıktı.
Fotoğraf çekip gittiler
Yola koyulan bir bombanın aracın altında patladığını ve iki kuzenini öldürdüğünü söyleyen telefon, Yusufiye’deki iki erkek kuzenine gelmişti. Hemen olay yerine koşturdular. Bir tele bağlanmış olan patlayıcı, otoyolun ortasına doğru gizlenmiş ve tam sürücü kısmının yakınında patlayarak aracı havaya uçurmuştu. Yangını söndürmek, yakınlardaki bir kontrol noktasındaki Irak güvenlik güçlerinin yarım saatten fazla zamanını aldı. İki kadından geriye yalnızca iskeletleri kalmıştı; kimlikleri ve Faleh’in pazar gününün ilk saatlerine kadar okuduğu sınav kağıtları küle dönmüştü.
Kadınların kalıntıları araçtan çıkarılmaya çalışılırken bir Amerikan devriyesi durdu; enkazın fotoğraflarını çektiler ve iki kuzenin ellerini sıkıp hızla uzaklaştılar.
Yakında bulunan Mahmudiye’deki hastanenin morg yetkilileri, birinci dereceden akraba olmadıkları için polis karakolundan belge getirilene kadar ölüm belgelerini düzenleyip ceset kalıntılarını kuzenlere teslim etmeyi reddetti.
İki saat sonra kuzenler, cesetleri, gömülmeleri için akrabalara teslim etti. Kendileri ise saldırılardan çekindikleri için iki saatlik mesafedeki mezarlığa gitmediler.
Kısa süre önce Yusufiye’ye yerleşen Faleh’in annesi, cenazeye katılamayacak kadar kederliydi. Faleh’in ölümünden iki gün sonra, ders verdiği ve öğrencileriyle çalışanların kendisinden “şefkatli anne” diye söz ettiği Bağdat Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde anma töreni düzenlendi. Ailesi ise Bağdat’tın Haritiye semtindeki erkek kardeşlerinden birinin evinde matem toplantısında buluştu.
Kızkardeşlerinden 41 ya-şındaki Vefa şöyle dedi: “Tehlikelere rağmen düzenli olarak Yusufiye’ye gidip annemize bakan tek kişi oydu. Annemizin hazinesiydi.”
‘Niye işgalciler değil de bizler ölüyoruz?’
Kardeşleri, Faleh’in kariyerinin peşine düştüğünü ve 38 yaşına kadar evlenmediğini anlattı ki, böylesi muhafazakar bir toplumda bu, geleneklere aykırı bir şeydir. Dul bir kocayla evlenmiş ve kendi çocukları hiç olmamıştı. Eczacı olan kocası Mehdi Abdül Munim El Kadimi, maten töreni sürerken, ailenin erkek üyeleriyle birlikte verandada sakince oturdu...
Faleh’in fotoğrafını gösteren erkek kardeşlerinden biri, bombalamadan Sünni direnişçilerin sorumlu olduğunu düşünerek, “Ülkemizi işgal ettikleri için Amerikalılarla savaştıklarını söylüyorlar” dedi ve sordu; “Peki niye bizi öldürüyorlar?”
‘Büyüyünce barış için çalışacağım’
Ali Abbas

Irak’taki hastanedeyken sanki başka bir dünyadaydım. Çok kötü bir hastaneydi; hiçbir tıbbi malzeme yoktu. Yaşadığım tüm acılarla ölmeyi tercih ediyordum.
Kollarımın olmadığını, ancak beni Kuveyt’e götürdüklerinde fark ettim. Ailemi kaybettiğimi duymak, benim için çok keder vericiydi. Bu hiçbir zaman geride bırakamaycağınız bir şeydir, değil mi? Hâlâ ailemi hatırlıyorum ve hâlâ evimizi bombalayan kişiyi suçluyorum.
Orada asker veya silah yoktu. Bizler çiftçiydik; ineklerimiz ve koyunlarımız vardı. Bunu bilerek yaptılar, bu bir kaza değildi.
Londra’daki günler
Bazen hükümeti suçluyorum. Ama buradaki insanlar bana çok iyi davrandı. Şimdi durumum iyi; normal bir hayat yaşıyorum. Futbol oynuyorum, resim yapıyorum, bisiklete biniyorum. Çok iyi bir okulum, çok iyi öğretmenlerim ve iyi arkadaşlarım var burada.
Kuveyt’te doktorum nasıl ayaklarımla yemek yiyeceğimi, dişlerimi nasıl fırçalayacağımı anlatmıştı. En başta bu çok zordu. Ama hep deniyorum, deniyorum daha iyi yapmak için. Sanki kollarımı kullanır gibiyim; tabii kollarım olsaydı. Kuveyt’teki hastanedeyken doktorum bana ayaklarımla resim yapmayı öğretmeye çalıştı. Çok zordu, yapamayacağımı düşündüm; ayaklarla nasıl resim yapılırdı? Şimdi fena değilim; kendimin ve öğretmenimin portrelerini yaptım. İki üç ay önce bir sergi açtım ve birkaç resim bile sattım.
Paranın bir kısmı yardım kuruluşlarına gitti, bir kısmı da bana kaldı. Takma kollarım, oldukça kullanışlı ama hâlâ ayaklarımı kullanmayı tercih ediyorum. Futbol oynamayı seviyorum. Tuttuğum takım Manchester United. Ve bisiklete biniyorum. Üç tekerlekli özel bir bisiklet. Geçen yıl Oxford’da 60 mil boyunca gittim; çok yorucuydu.
Amacım ne? Ne olmak istediğimi bilmiyorum. Belki büyüycünce barışla ilgili bir şeyler yapmak isterim. Umarım Irak güvenli bir yer olur ve dönüp orada yaşayabilirim... (BBC)
Scheherezade Faramarzi
www.evrensel.net