23 Mart 2007 01:00
GERÇEK
Başkan Erdoğan ve onun ekonomik atılımlardan övünmekten sorumlu bakanları, konuşurken IMFye tüm borcumuzu da ödeyip ilişiklerimizi kesebiliriz diye konuşuyorlar. Ama IMF denetimleri ve IMFnin direktifleri karşısında da eğilip bükülmeye, çaresizlik içinde inlemeye devam ediyorlar.
Nitekim hükümet, ekonomik başarılarıyla en çok övündüğü bir zamanda altıncı gözden geçirmenin tamlanması için yapılan IMF denetimlerine takılmış bulunuyor. Çünkü IMF, ertelenip duran enerji KİTleri başta olmak üzere KİT ürünlerine zam yapılmasını isterken Sosyal Güvelik Yasasının bir an önce yürürlüğe sokulmasını, sağlık harcamalarında kısıntı yapılmasını ve yatırım, işçilere kadro vermek gibi yeni masraf kapıları açılmamasını istiyor. Hükümetse şimdilik mevcut gidişata müdahale etmeden günü kurtarmayı ve bu önlemleri seçimden sonraya ertelemeyi istiyor. Öyle ya; yapılan reformlar aslında halka karşı yapılmış karşı reformlar olduğu için hükümet, seçimden önce reform reform diye övündüğü şeylerin ipliğinin pazara çıkmasından korkuyor. Ama IMF seçim filan anlamıyor; Ben rakamlarıma bakarım! diyor.
Kudretli başbakan yardımcıları da IMFnin dayatmaları karşısında, Bir çözüm yolu bulacağız. Herhalde bir çaresi vardır!.. diye kem küm ediyorlar.
Çoğu zaman tartışma burada bitiyor. IMF şunları şunları istiyor, hükümet de zor durumda olduğu için bunlara uyuyor ya da Hükümet IMFnin isteğini yerine getirmemek için kahramanca direniyor edebiyatı yapılıyor.
Ama bunlar, çarpıtmaları bir yana bıraksak bile gerçeğin yarısıdır. Öteki yarısı ise IMFnin isteklerinin hükümet ve TÜSİAD merkezli olarak patronlar camiasının (siz isterseniz patronlar sınıfının deyin) istekleri olduğu gerçeğidir. IMFnin istedikleri, hükümetin yıllardır büyük bir gayretle sürdürdüğü ekonomik politikalar ve öve öve bitiremediği piyasacılığın gereğidir.
Yıllardır izliyoruz ve görüyoruz ki IMF-AKP Hükümeti-büyük patronlar üçgeni içinde bir çıkar çatışması yoktur. Tersine, her üçü de aynı çıkarların bileşenleri olarak, bazen farklı konuşuyor gibi görünseler de bu üç bileşenin bileşkesi, her zaman uluslararası tekeller ve onların yerli işbirlikçilerinin isteklerinin karşılığıdır. Bir sermaye hükümeti olarak AKP Hükümeti de bu çıkarların en has savunucularındandır. Burada hükümetin sıkıntısı, altı ay sonra bir genel seçimle karşı karşıya olunması ve bu önlemlerin alınması durumunda halkın canının yanacağı, dolayısıyla AKPnin oy oranını düşürme ihtimalidir.
Bu yüzden de kimse, zam yapmadı diye AKP Hükümetini, IMFye karşı çıkan ve zam yapmayarak halkı düşündüğünü gösteren kahraman hükümet olarak göstermeyeceği gibi, kimse de hükümeti IMF mağduru, IMFyi hükümete, TÜSİAD ve patronlara rağmen dayatma yapan bir kuruluş olarak görmemelidir. Bunlar amaç ve niyet ortaklığı içinde yürümektedirler ve çatışma gibi görünen, halk tepkisinin hükümeti ve AKPyi seçimde zora düşürebileceğidir. Şimdi hükümet, biraz zaman kazanarak IMF ve patronları, seçimden sonra bugünkü kayıpları nasıl telafi edeceğine ikna etmek için çalışmaktadır. Eğer bunda başarılı olursa, altıncı gözden geçirme tamamlanmış sayılacaktır.
AKPnin, giderek etkinleşen Hükümet neler neler yapacak ama bunu IMF engelliyor. Yeniden seçilirse IMFyi kovacak yollu kahve propagandasına prim verilmemesi gerekir.
İ. Sabri Durmaz
Evrensel'i Takip Et