26 Mart 2007 00:00

KONUM

2007 Newrozu, baskı ve engellemelere rağmen bölgede ve ülkenin birçok kentinde yüzbinlerce kişinin katılımıyla kutlandı. Ülkeyi yönetenlerin kutlamalar öncesinden geliştirmeye çalıştıkları gerilim politikası tutmadı.

Paylaş

2007 Newrozu, baskı ve engellemelere rağmen bölgede ve ülkenin birçok kentinde yüzbinlerce kişinin katılımıyla kutlandı. Ülkeyi yönetenlerin kutlamalar öncesinden geliştirmeye çalıştıkları gerilim politikası tutmadı. Kutlamalarda, kışkırtma ve provokasyon girişimlerine geçit verilmeyerek halkın Kürt sorununun barışçıl demokratik temelde çözümü yönündeki taleplerine gölge düşürme hesapları boşa çıkarıldı. Egemenler, kutlamalarda dillendirilen talepleri, verilen mesajı doğru anlamak ve bu yönde adım atmak yerine başta Leyla Zana ve Ahmet Türk’ün konuşmaları olmak üzere yapılan konuşmaları, baskı politikalarının sürdürülmesi amacıyla kullanma tutumunu sürdürmüştür. CHP lideri Baykal ile Başbakan Erdoğan arasında “Teröristbaşına ‘sayın’ dedin”, “Yok, asıl sen teröristbaşını meclise taşıdın” biçiminde gelişen seviyesiz (belki de seviyelerine uygun demek gerekiyor) tartışma, egemenlerin, çatışma halindeki bu güçlerinin sorunu ve çözüm yönünde halk tarafından geliştirilen talepleri anlamaya ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.
Ülkenin seçim sürecine girdiği bir dönemde, egemenlerin çatışma halindeki güçleri, Kürt sorununu ırkçı-şoven politikalar üzerinden halkın geri yönlerine yaslanarak birbirlerine üstünlük sağlamak için kullanmaya çalışmaktadır. Sorunu şiddet ve düşmanlaştırma politikaları temelinde değerlendiren bu gerici güçler karşısında, barış ve demokrasi isteyen emekçilerin, aydın ve akademisyenlerin Newroz’da halkın ortaya koyduğu tutumu doğru anlaması, bu yönde yürütülecek mücadelenin geleceği bakımından önem taşımaktadır. Yüzbinlerin Kürt sorununun barış ve kardeşlik temelinde çözümü yönünde alanlarda ortaya koyduğu tutum ve gösterdiği iradeyi görmezden gelerek şu ya da bu nedenle Newroz kutlamaları üzerinden farklı tahliller yaparak sonuçlar çıkarmaya girişmek, hangi niyetle yapılmış olursa olsun, bugün mücadelenin ilerletilmesinden çok, gericiliğin tutumunu güçlendirmeye hizmet eder.
Medyada, başta Kürt sorunu ve demokratikleşme olmak üzere egemenlerin dayattığı politikalara eleştirel bakabilen sınırlı sayıdaki yazarlardan biri olan Ergün Babahan, 2007 Newrozu ile ilgili olarak 25 Mart tarihli Sabah gazetesindeki köşesinde, “Evet, Newroz’da geçen yıllara göre daha az bir katılım ve daha düşük coşku vardı ama yine de özellikle kadınlar yine meydandaydı.
Bunu PKK ve DTP’nin mobilize ettiği kitleler olarak görmek doğru değil. Çünkü bu katılımda bölge halkının kendi kimliğini açığa vurma, yılların geleneğine sahip çıkma fikrinin de ağırlığı vardı” değerlendirmesini yapmaktadır. Babahan’ın söylediklerinden nasıl bir sonuç çıkarmak gerekmektedir? PKK ve DTP’nin çağrısıyla olsun ya da olmasın, bölgenin ve ülkenin dört bir tarafında alanlara çıkan yüzbinler, Kürt halkının demokratik istemlerinin karşılanmasını, sorunun barış, eşitlik ve kardeşlik temelinde çözümünü istemektedir. Ama Babahan, halkın mesajını doğru anlamak ve bu temelde egemenlerin çözüm yönünde adım atmasını sağlamaya yönelik tutum geliştirmek yerine, ekim ayından bu yana sorunun şiddet yöntemi dışında barışçıl bir temelde çözülmesi için ateşkes ilan eden PKK’yi ve legal alanda siyaset yürütmesi baskı, yasak ve cezalarla engellenmek istenen DTP’yi hedef tahtasına koymaktadır.
Babahan, “Bir kişinin selametine bağlanan siyaset, bölgenin gerek kültürel kimliğinin ve bu kimliğin kullanımının önünün daha da açılması, bölgenin ve ülkenin demokratik bir cazibe merkezi haline gelmesi yolunu tıkamakta” demektedir. Burada söz konusu edilen Öcalan’dır. Babahan, çözüm yolunu “bir kişinin selametine bağlanan siyasetin tıkadığını” söylemektedir. Aynı yazısında PKK’nin İran ve Suriye’de güçlendiğini söyleyen yazarımızın, Kürt sorununun çözümünün bu hareket ve liderinden bağımsız ele alınamayacağını bilmemesi mümkün değildir. Devletin Kürt hareketine karşı sekiz yıldır tek kişilik hapishanede rehine olarak kullanmaya çalıştığı Öcalan konusundaki duyarlılık ve sahiplenmenin Kürt sorunundan ayrı düşünülemeyeceği açıktır. Babahan, Newroz’da Kürtlerin “kendi kimliklerini açığa vurması”ndan söz ettiğine göre, Kürt sorununun varlığını kabul etmektedir. Yani bu hareketler olsa da olmasa da Kürt sorunu vardır ve dolayısıyla PKK ve DTP, sorunun nedeni değil sonucu olarak bulunmaktadır. Yazarımız, PKK ve DTP’yi “çözüm yolunu tıkamak” ile eleştirmektedir. Eğer bu güçler, çözümün önünde engel ise neden öncesinde devlet, bırakın sorunu çözmeyi, Kürtlerin varlığını bile kabul etmiyordu? Eğer ortada bir sorun varsa ortadan kaldırmanın yolu, her şeyden önce sorunu yaratanların çözüm yönünde adım atmasından geçmektedir. Ergün Babahan, egemenlerin PKK tarafından ilan edilmiş bulunan ateşkesi boşa çıkarmaya ve Kürt sorununu gerici şoven politikalara malzeme yapmaya devam etmelerine rağmen bunları görmezden gelerek, ama öbür yandan bütün dayatmalara karşın Newroz’u diğer barış ve demokrasi güçleriyle birlikte kardeşlik temelinde kutlayan Kürt hareketini hedef tahtasına koyarak kimlere hizmet ettiğini bir kez daha düşünmelidir.
Çetin Diyar
ÖNCEKİ HABER

Bursa’da Unakıtan’a mısırlı protesto!

SONRAKİ HABER

Fenerbahçe - CSKA Moskova: 79 - 75

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa