EMEK DÜNYASI

  • Türkiye’nin, Yunanistan’ı Atina’da, hem de takımın as oyuncularının çoğunun “sakatlık” nedeniyle maça çıkamamasına karşın yenmesi, “spor basını”nda yine şoven milliyetçi, hamasi çığlıklarla karşılandı.


    Türkiye’nin, Yunanistan’ı Atina’da, hem de takımın as oyuncularının çoğunun “sakatlık” nedeniyle maça çıkamamasına karşın yenmesi, “spor basını”nda yine şoven milliyetçi, hamasi çığlıklarla karşılandı.
    Fatih Terim ve futbolcular ise son derece olgun ve basındaki havayla uyuşmayan tepkiler verdiler.
    Bir Türkiye-İsviçre maçı öncesini hatırlayın, bir de Yunanistan-Türkiye maçı öncesini. Birincisi öncesinde tam bir milliyetçilik edebiyatı yapılıyordu. Lümpen bir üslubu kendisi için “resmi dil”e dönüştüren “spor basını” ile el ele veren milli takımın teknik ve idari yetkilileri, sadece kamuoyuna yönelik bir milliyetçi hava yaratmakla kalmamış, oyuncuları da motivasyon adına “zehirlemişler”di. Daha İsviçreli oyuncuları hava alanına getiren uçağın kapısından protestoları başlatan yöneticilerin “Türkün damarlarındaki asil kanın İsviçre’yi boğacağı” sözleri, mafyanın tanınmış simalarının soyunma odalarının kapısına kadar mevzilenmesi, milli takım teknik direktörünün Ağar’la kol kolalığını yenileyen bir milliyetçi üslup kullanması, İstiklal Marşı’nı okuyan futbolcuların sağa sola saldırmaya hazır bir “akıncı” havasına sokulmasının Türkiye’yi nasıl utanç verici bir sonuca sürüklediği herkesin malumudur.
    Yunanistan-Türkiye maçı öncesinde, spor basınından kışkırtılan maçı “milli dava”ya dönüştürme çabalarına karşı çıkılmasıyla görülmüştür ki Fatih Terim başta olmak üzere en azından milli futbol takımıyla ilgilenenlerin bu ağır tokattan bir ders çıkardıkları; milliyetçiliğin, şovenizmin kışkırtılmasıyla bir yere gidilemeyeceğini anladıkları anlaşılmaktadır. Dahası yetkililer; milliyetçiğin, politikada olduğu gibi sporda da yapabilecek işleri bile yapılamaz duruma getirdiğini öğrenmiş görünüyorlar. Onu içindir ki “spor basını”ndan gelen, “Atina’yı deleriz Yorgo’yu öperiz”, ”Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” gibi hamaset üstünden, maçı bir “Türk-Yunan savaşı” gibi görüp “milli davaya dönüştürme” gayretlerine karşı çıkıldı. Özellikle Fatih Terim, bu sefer İsviçre maçı öncesindekinin tersine bir tutum alarak “Bu milli dava değil nihayet bir milli maçtır. Yenmek de yenilmek de var. Asıl olan dostluktur” diyerek milliyetçiliği kışkırtarak kazanamadığını sporun gerçeklerine dönerek sağlamaya çalışmıştır. Bu tutumun, maçın kazanılmasında belirliyi olduğunu, gözünü milliyetçi bağla bağlamayan herkes görmüştür. Çünkü milliyetçi kışkırtmaların azgınlaştırdığı ne yaptığını bilmezliğin yerine sporun, tekniğin, taktiğin, aklın gerçekleri geçmiş, futbolcu yapacağı iş, teknik direktör de alacağı önlemler için fırsat bulabilmiştir.(*)
    Norveç maçıyla birlikte Milli Takım, İsviçre maçında kestirilen faturayı ödemiş sayılacak ve artık maçları Türkiye’de ve seyirciyle oynayabilecektir. Bu bir avantaj mıdır? Spor basınının tutumu ve seyircilerin çok kolay çığırından çıkmaya meyilli olan bir kitle oluşturduğu düşünüldüğünde, “normale dönme”nin Milli Takım aleyhine, en azından ciddi unsurlar taşıdığını da görmek gerekir. Bu yüzden de çarşamba günü Norveç’i de yenerse, çok önemli bir avantaj kazanacak olan Milli Takım’ın, kendi seyircisi (elbette seyirci denilince takımını destekleyen onbinleri, yüzbinleri değil azdırılmış, fanatik, küçük ama geniş kesimleri provoke edebilen seyirci kesimini kast ediyoruz) (**) ve “spor basını”nı da yenebilmesi gerekecektir. Belki de Milli Takım’ın Norveç maçından sonraki (eğer galip gelirse) en büyük rakibi, milliyetçilik silahını kullanmaktan başka bir bilgisi, görgüsü, sorumluluk duygusu gelişmemiş olan bu ikili olacaktır.
    Tıpkı bugün politik mücadele alanında milliyetçiliğin ve milliyetçilik temelinde üretilmiş politikaların, Türkiye’nin en önemli sorunlarının çözülmesine engel olması; çığırından çıkmış, kendilerine “Çılgın Türkler” denilmesinden hoşlanan mihrakların, bugün yaşanan sorunların hem nedeni hem çözümünün engeli olması gibi.

    (*) Bu sefer Yunanistan tarafının, “milliyetçilik tuzağı”na düştüğü anlaşılmaktadır. Yok Yunanistan’ın bağımsızlık bayramının bir gün öncesine gelen maçı, Türk-Yunan düşmanlığı ile zehirlemek, İstiklal Marşı söyleyen Milli Takım’ı yuhalamak ya da sahaya “madde atmak” (bunlar İsviçre maçında Türkiye’de yaşanmıştı) gibi tepkiler, seyirciler tarafından gösterildi. Bu havaya bir Alman olan Yunanistan Milli Takımı’nın Teknik Direktörü O. Rahhagel ve öteki yetkililer, oyuncular da uydu mu bilmiyoruz elbette. Ama şu bir gerçek ki Yunanistan, bu hezimetten sonra milliyetçiliğin nelere mal olduğunu tartışacaktır.
    (**) Ekranlardan yapılan, ‘sabaha kadar sokaklara dökülün’ çağrılarına karşın maçtan sonra havaya ateş eden, sokaklarda konvoylar oluşturan kalabalıklar görülmemiş olması, seyircinin de bir ders aldığı anlamına gelir mi, bunu da önümüzdeki maçlarda göreceğiz.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net