GÜNDÖNÜMÜ

  • Forbes Dergisi’nin yayınladığı dolar milyarderleri listesinde bu yıl Türkiye’deki toplam 17 holdingin patronlarından 25 kişi yer alıyor. Ekonomiyi borsa, döviz ve faizden ibaret gören patron hayranı ekonomistler sevinçten uçuyorlar. Bizim de sevinmemizi istiyorlar.


    Forbes Dergisi’nin yayınladığı dolar milyarderleri listesinde bu yıl Türkiye’deki toplam 17 holdingin patronlarından 25 kişi yer alıyor. Ekonomiyi borsa, döviz ve faizden ibaret gören patron hayranı ekonomistler sevinçten uçuyorlar. Bizim de sevinmemizi istiyorlar.
    Milyar dolarlık patronlar, çoğunlukla taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırdıkları işçilerin sigortalarını tam yaptırmıyorlar; günde 12-16 saat çalıştırıyorlar, sendikalaşmayı engelliyorlar, fazla çalışma ücretlerini ödemiyorlar, asgari ücreti bile çok görüyorlar, işsizlik baskısını kullanarak 200-250 YTL ücretle işçi çalıştırıyorlar. Hızlarını alamayıp kıdem tazminatının kaldırılmasını, işsizlik sigortasında (işsizlere ödenmediği için) biriken paranın kendilerine aktarılmasını istiyorlar. Bu paranın kendilerine verilmesi halinde yatırım yaparak istihdamı artıracaklarını ve işsizliği azaltacaklarını ileri sürüyorlar.
    Yaşayarak görüldü ki holding patronları her türlü teşvikten, vergi istisnaları ve muafiyetlerinden yararlanıyorlar, hem vergi vermeyip hem de “hayırsever” unvanı almak için bir okul veya hastane yaptırıp Kuran kurslarına, vakıflara yaptıkları bağışı bile vergiden düşerek bazen devletten alacaklı bile çıkıyorlar.
    Oysa holdingler, vergi istisna ve muafiyetlerinden yararlanmayıp gerçek gelirlerine göre vergi ödeseler, bir yerine 10 okul veya hastane yapılabilir.
    Dolar milyarderi patronlar, sürekli işçi çıkartarak, üç işçinin işini bir işçiye yaptırarak, iş koşulları nedeniyle erken yaşlanan veya hastalanan, iş kazalarına uğrayan işçileri kapının dışına koyarak maliyetleri düşürüp kârlarını artırıyorlar.
    Mersin Serbest Bölge’de yaşananlar öğreticidir. Serbest bölgede patronlar her türlü istisna, muafiyet ve teşvikten yararlanmalarına rağmen işçiler, yasal hakları olan ücretlerinin zamanında ve tam ödenmesi, fazla çalışma ücretlerinin ödenmesi ve sigortalarının tam olarak yapılması için toplu halde iş bırakmak zorunda kalıyorlar.
    İş bırakan işçilerin karşısına polisi çıkarıp işçileri suçlu gibi göstermeye ve engellemeye çalışan Mersin Valisi, yasaların uygulanması için harekete geçilmesini isteyen işçilere; “Ben işçi-işveren ilişkilerine müdahale edemem” diyor. Peki Sayın Vali, işçilerin haklı iş bırakmalarını, neden polis zoruyla engellemeye çalışıyorsun? Müdahale etmesene işçi-işveren ilişkilerine!..
    Kapitalist sistemde paranın iktidarı sürdüğü için devletin valileri, kendilerini adeta patronların koruyucusu gibi algılayıp tüm değerleri üreten işçileri de potansiyel suçlu sayarlar.
    Patronlar her alanda siyaset yapar; işçilere, kamu emekçilerine ise siyaset yasaktır. Seçim barajları ile emekçilerin Meclis’e girmesi engellenir. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme hakkı, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hakları ayaklar altındadır.
    Dolar milyarderleri arasında yer alan Aydın Doğan, Turgay Ciner, Karamehmetler’in televizyonları ve gazetelerinde işçilerin, köylülerin, kamu emekçilerinin, küçük esnafın bu ve benzeri dertleri, sorunları yer almaz. Onların gündemi, patronların nasıl daha fazla sömüreceği, kârlarını ve sermaye birikimlerini daha nasıl artırabilecekleridir.
    2002’de ülkenin borçları 260 milyar dolar idi. Telekom, TÜPRAŞ ve birçok kurum ile ülke topraklarının bir bölümü satıldı. Bugün borç tutarı 380 milyar dolar. 2002’de 2 olan dolar milyarderimiz şimdi 25 oldu. İşsizlik arttı, halk yoksullaştı. Alınan borçlar holding patronlarına aktarılırken borç ödemeleri halkın cebinden çıkıyor.
    Şimdi karar zamanı!.. Ya “…yiyin efendiler yiyin. Aksırıncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin…” diyerek patronların sağ veya sol görüntülü siyasetçilerinin peşine takılmaya devam edeceğiz. Ya da “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” öyleyse bir şey yapmalı diyerek bütün emekçiler birleşip geleceğimize sahip çıkacağız. Ya patronların sesi olan gazete ve televizyonların gösterdiği yol, ya da işçilerin, emekçilerin sesi gazeteleriniz ve “HAYAT”ınızın... Ya paranın iktidarı, ya da halkın.
    Hasan Hüseyin Evin
    www.evrensel.net