Medyada abartılı övgüler

Yunanistan maçından önce “asil kanlı” başlıklar atan medyadan, farklı galibiyetin ardından şimdi de “tarihi zafer” çığlıkları yükseliyor


Milli takımın farklı Yunanistan galibiyeti, zafer sarhoşluğu nidalarıyla ortalığı velveleye vermek için fırsat kollayan medyaya iyi bir malzeme oldu. Abartılı övgüler eşliğinde galibiyetin rantını yeme yarışına giriştiler hemen.
Ortalık “tarihi zafer” çığlıklarından geçilmiyor. Maçtan önce, “asil kanlı” başlıklar atan medyadan zaten bundan farklı bir tutum beklenemezdi. Ay-yıldız edebiyatı soslu milliyetçi hezeyanlar bu kez Yunan milliyetçilerinin zavallılıklarıyla de beslenme olanağı bulup sahneye çıktı...
Skor iyi, peki ya oyun?
Salt skora bakılacak olursa gerçekten de önemli bir galibiyet. Ama bu maçı sadece skor üzerinden değerlendirmek, milli takımdaki zaafların ve eksikliklerin gözden kaçırılmasına neden olabilir.
Şurası bir gerçek ki, milli takımın abartılı övgülerden çok, 90 dakikanın duygusallıktan uzak, soğukkanlılıkla, gerçekçi ve akılcı bir şekilde değerlendirilmesine ihtiyacı var.
Öncelikle milli takımın oyununu öve öve bitiremeyenlere şunu sormak lazım: Atılan goller dışında milli takım kaç tane gol pozisyonuna girdi? Neredeyse hiç yok. Dahası özellikle ikinci ve üçüncü golde ortada gol pozisyonu olup olmadığı bile tartışılır. Bu goller adeta Yunanistan kalecisi Nikopolidis’in ikramı gibiydi. Öyle deneyimli bir kalecinin hemen elinin yanından geçen toplara seyirci kalacak kadar kötü gününde olması gerçekten de milli takım için büyük bir şanstı. Gökdeniz’in golünün benzerine ise ancak halı sahalarda rastlanabilir. Yunanistan savunması ve kalecisi bu golde de oldukça konukseverdi. Bunun yanında Yunanistanlı oyuncuların yakaladığı birkaç gol pozisyonu vardı ki, bu pozisyonları gole çevirememek, çevirmekten çok daha zordu. Nikopolidis’in kötü gününde olmasının yanında Yunanistanlı oyuncuların gol pozisyonlardaki beceriksizliği, farklı skorun oluşmasında önemli rol oynadı.
Tabii bu arada Yunanistan’ın da takım olarak belli bir düzeyi aşamadığını da belirtmek gerek. Rakibini oynatmamaya dayalı futbol anlayışıyla 2004’te Avrupa şampiyonluğuna ulaşan Yunanistan, işin hücum kısmında hâlâ alabildiğine güdük ve kısır. Hücumda en büyük kozları, duran toplar ve karamboller. Hücumdaki etkisiz kalmalarının yanında bir de böyle savunmada ve kalede ciddi açıklar verince, hüsranla yüzleşmeleri kaçınılmaz hale geldi. Görülüyor ki, özellikle galibiyet hedefiyle çıkacağı maçlarda Yunanistan’ın işi gerçekten de zor.
Zaaflar sürüyor
Milli takımda ise özellikle Volkan’ın ve savunmanın durumu hiç umut verici değil. Volkan güven vermediği gibi, sarı kart görmek için özellikle çaba gösteriyor sanki. Fanatik serserilerle dolu tribünlerin önünde yaptığı garip hareketler ve eski moda zaman geçirme numaralarıyla neyi amaçlıyor ki? Milli takımın yan toplardaki zaafiyeti de sürüyor. Savunmadaki dengesizlik, uyumsuzluk ve panik havası dikkat çekecek kadar belirgin. Sabri, Aurelio, Tuncay gibi çok koşan, çok mücadele eden oyuncular savunmanın yükünü hafifletse de bütün bu çabalar, savunmanın daha güven verici bir düzeye gelmesine yetmiyor.
Maç 3-1 olana kadar sahada kör dövüşünü aratmayan bir mücadele vardı. İki takım da üst üste 5 pas yapamadan topu kaybettiği için, organize atak göremiyorduk. 3-1’den sonra ise rahatlayan milliler, tam olması gerektiği gibi bol pas yaparak topa daha bilinçli ve rakiplerinin umutlarını tüketici bir şekilde sahip olmayı başardılar. Oysa maçın başından itibaren pas yaparak topu uzun süre kendilerinde tutmayı becerebilseler, organize atak yapabilmek için daha çok fırsat bulabilirlerdi.
Şimdilik oynanan futbol ilerisi için fazla umut vermese de gruptaki 4. maçını da kazanan milli takımın önemli bir avantaj elde ettiği inkar edilemez. Ancak, Avrupa Şampiyonası’na katılmanın ötesindeki hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için daha alınması gereken çok yol olduğu gerçeğini de görmek gerekiyor.
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net