DURUM

  • Cuma günü Milliyet-Konda anketini ele almış, sorunun bir yönünü, halkın farklı etnik kökenleri hoşgörü ile benimsediğini, bunun halk açısından problem olarak görülmediği sonucunun bir kez daha ortaya çıktığını işlemeye çalışmıştık.


    Cuma günü Milliyet-Konda anketini ele almış, sorunun bir yönünü, halkın farklı etnik kökenleri hoşgörü ile benimsediğini, bunun halk açısından problem olarak görülmediği sonucunun bir kez daha ortaya çıktığını işlemeye çalışmıştık. Halkın yüzde 82’si “Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı Olmak İçin Hangisi Şarttır?” sorusuna, yüzde 82 ile Türkiye’yi sevmenin yeterli olduğu yanıtını vermiş, dışlayıcı olmadığını, farklı etnik ve ulusal kimliklere düşmanlık beslemediğini, birlikte yaşama iradesini bir kez daha ortaya koymuştu.
    Ancak bu tip çalışmaların nasıl yorumlanacağı önemlidir ve rakamlar durumu ortaya koyarken, bu durumun neye işaret ettiğini, içeriğinin nasıl doldurulacağını bilmek son derece önemlidir. Anket halkın arasında bir sorun olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Ama ülkede Kürt sorunu diye bir sorun vardır ve işin aslına bakıldığında bu anketin yapılma nedeni de, bu sorunun son fotoğrafını ortaya koymaktır. Bunları neden hatırlatma gereği duyuyoruz? Çünkü halkın hoşgörüsünü, bu konulardaki geniş gönüllülüğünü, insanseverliğini, “halklar arasında sorun yok, demek ki ülkede böyle bir sorun yok” diye yorumlayanlar ve buradan politika geliştirenler -özellikle sol cenahtan!- olacaktır.
    Aslında halkın söylediği şudur; ‘biz Türk olsun, Kürt olsun bu ülkede birlikte yaşıyoruz, ama bizim bu birlikteliğimizi, temel haklarımızı -Kürtlerin hakları- zorbalıkla gasp ederek sürdürmeye çalışan bir yapı var. Sorun da buradan kaynaklanıyor. Biz rahat bırakılsak, bu sorunu kendi özgür irademizle, gönüllülükle ve birlikte çözebiliriz, düşün yakamızdan, bizi kendi halimize bırakın”. Halkın söylemek istediğinin özü budur. Kim ki sorunu başka yönlere çekmeye çalışır ve ortalığı güllük gülistanlık göstermeye kalkarsa büyük bir yanılgı içerisindedir ve sorunun kangrenleşmesinden başka bir şeye hizmet etmemektedir.
    Genel olarak halklar arasındaki ilişkinin şekillenmesinin tarihsel gelişimi de budur. Büyük mülk sahibi üst sınıflar, kendi sınıf çıkarları gereği halkları birbirine düşman etmeyi hedeflemişler, onlar arasındaki ortak davranma eğilimini sürekli baltalamışlar, geriye itmişlerdir. Tarihe bakıldığında etnik, ulusal sorunların ya katliamlarla, ya savaşlarla, ayrılarak, ya da gönüllü birlikteliklere dayanarak çözüldüğünü görürüz. Katliamlar, soykırımları vb. halkların isteği değildir. Yönetici üst sınıflar sorunların “çözümünü” buraya doğru sürüklemişler, bu durum halkların tarihsel trajediler yaşamasının nedeni olmuştur.
    Türk olsun, Kürt olsun Türkiye halkı bu kanlı yolu reddetmekte ve yönetici sınıfları uyarmaktadır. ‘Halklar biz bu sorunu birlikte ve kardeşçe, ama eşit haklarla çözeceğiz. Ama buna sen engel oluyorsun. Ya bizim isteğimize boyun eğip, demokrasi içinde yöneteceksin, ya da biz seni başımızdan silkeleyip atacağız, demokrasi içinde yeni bir birlik kuracağız’ demektedir ve sözün özü de budur. Esasen bunu anlamak için anket falan da gerekmez. Ama madem ki yapıldı ve daha çok yapılacak, o halde yönetici sınıflar gerekli dersi almalı ve tarihin, toplumsal gerçekliğin dayattığı zorunluluğu yerine getirmelidirler. Yoksa halklar er veya geç gereğini yapacaklardır.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net