Sendikacılar emek hareketini tartışıyor

Sendikacılar emek hareketini tartışıyor

Kazanımların ancak birlik olduğunda elde edildiğini belirten sendikacılar, geçmişte yaşanan sıkıntıları ve çözüm yollarını anlattılar


İstanbul, işçileri bir araya getirme konusunda birçok birliktelik kuran bir il. 1989 Bahar Eylemleri döneminde ve daha sonrasında birlikler kuruldu. Bu birlikler neden dağıldı? Bu dönem böyle bir birliktelik sağlanabilir mi?

Haber-İş 1 No’lu Şube Başkanı Levent Dokuyucu:

Kamu ya da özel sektörde sendikacılar kendi işyerlerindeki sorunları çözmeye uğraşıyor. Sorunların tek kaynaktan olduğunu herkes biliyor ama daha önceki birliklerin içerisinde yer alan birçok arkadaşımız şu an burada değil. İşyerlerine gitmedikleri gerekçesiyle şube seçimlerini kaybettiler. İşçiler, ‘Bizi bırakıp gidip başka sorunlarla ilgilendiniz’ dedi. Sorunları iyi anlatamadığımız için böyle sorunlar çıktı. Şimdiye kadar her şeyi sendikacı çözecekmiş gibi anlatılmış. İşçiler ile şube arasında bir bağ kurarak sorunların çözülmesi gerekiyor. Ben de diğerleri de öyle yapamıyoruz. Bu eksiklik yukarıya da yansıyor. Emek Platformu dağılma noktasına geliyor. Aşağıda böyle sorunlar olunca DİSK, TTB’yi, KESK’i yanına alıp ayrı platform kuracağız diyor. Türk-İş zaten eylemlere biz güçlü katılıyoruz diyor. Biz aşağıda birliği kuramayınca böyle oluyor. Bu eksiklik Türk-İş bölgede de var. İş 8-10 şubenin üstünde kalıyor. Bu şubelerde istediği bir birlik kuramadığı zaman toparlanamıyor. Kamu sözleşmeleri, 1 Mayıs, sosyal güvenlik var önümüzde. Bu canlılık işyerlerinde çok iyi değerlendirilmeli ve böyle platformlar kurulmalıdır. Geçmişte kurduğumuz birliklerle birçok hak kazandık şimdi yine kazanmamız gerekiyor.
Belediye-İş 3 No’lu Şube Başkanı Hüseyin Ayrılmaz:

Biz gene İstanbul’da işçilerin sorunları üzerine 10 şube bir araya gelip bir şeyler yapabiliriz. Ama ne kadar uzun soluklu olacağı da ortadadır. Türkiye sendikal hareketinin başını çekenler özeleştiri vermeliler. İşçiler kendi kurumlarına yabancılaştı, sendikalar en güvenilmeyen kurumlar haline geldi. Öncelikle işçilerin mücadele edebilmek için önderlerine güvenmeleri gerekiyor. Ama önderler işçilere yabancılaşmış patron kafalı olmuşlar. Bu süreci başlatmadığımız sürece birlikler ciddi başarılara ulaşamazlar. Şunu da söylemek gerekir kurulan bu birliklerin yaptığı eylemlerle yine bu şahıslar itibar kazandılar. 1989 Bahar Eylemleri’ni örgütleyen birlikler sayesinde sermaye karşısında itibar kazandılar. Ama bu çalışmaları yürüten sendikacılara sendikal hareketin yaramaz çocukları dendi. İşçiye karşı samimi davranmaları gerekiyor. Bu tartışmanın başlaması, demokratikleşmesi gerekmektedir. Bunu yapmazsak bitişe doğru gideriz.
Bir iki yüzlülük daha var, hangi sendikacıya mikrofon uzatsanız genel durum yorumu yaparlar. Sanki kendilerinin dışında gelişiyormuş gibi. Onlar ağlaması değil çözüm üretmesi gereken insanlardır. 30 yıldır bu sendikaların başındalar, karınlarını bu sendikaların üzerinden doyuruyorlar. Onu bir parça kendilerine helal ettirmek istiyorlarsa işçi sınıfının önünde engel olmasınlar. Ama temsilciliklerde, kongrelerde işçilerin önü açılmıyor. Seçimlerde herkesin her yere aday olma hakkı var! İşin arkası farklı. İşçilerin aday olması katılması engelleniyor. Türk-İş kongresine sıradan bir işçi katılamıyor.
Türkiye işçi sınıfının ana sorunu, birlikteliği. Emek hareketine karşı dürüstçe ortaya koyması, sistem ile bağlarını koparmaları lazım sendikacıların.
Harb-İş İstanbul Şube Başkanı Nihat Alemdar:

Anadolu’da şöyle bir söz vardır ön teker nereden giderse arka teker de oradan gider. Ön tekerimiz gidiyor bizler de arkada konvoy oluşturuyoruz. Sendikacıların anlattıkları ile yaptıkları arasında çelişkiyi herkes gördü. Konfederasyonların birleştirmekten söz ederken kimsenin koltuğundan kalkmaması mesela. İş Yasası’nı, İş Güvenliği Yasası, SSK’ların Sağlık Bakanlığı’na devri, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı... Tümünden sınıfta kaldık. Bu, işçilerdeki güvensizliği ortaya koyuyor.
Sendikaları yok etmek isteyen sermaye başarılı olmuştur. Hükümet, TİSK ve diğer sermaye örgütleri, kendilerinin hak ve menfaatlerini için bir çalışma yürütmüş ve bunun karşısında sendikalar yeterli muhalefeti gösterememiş ve sınıfta kalmıştır. Emek cephesini oluşturan bu platformları kuran şubelerin, ödülleri genel kurullarda kaybetmeleri oldu. Sendikal hareketin içinde yeterli bilgili, liyakatlı insanlar sendikaların başına gelmediği sürece bu sorunları aşacağımız kanatin de değilim. Ön teker iyi gitse arka teker de doğru yolda gidecektir.
Tez Koop-İş 1 No’lu Şube Başkanı Gürsel Doğru:

Daha önce kurulan platformlar işçi sınıfı mücadelesinin kendi öz gücü ile yön verebileceği, hayata müdahale etmenin yolunun buradan geçtiğine inanan insanların kurduğu birliklerdi. Birçok hak kazanıldı. Fakat birliklerin kurulmasının ardından sendikal bürokrasi ile çatışma başladı. Bu arkadaşlar kendilerine yapılanlar nedeniyle geriye düşmek zorunda kaldı. Bürokrasinin hakimiyeti ile sonuçlandı. Şunu da düşündüm, konfederasyonun katılımı ile daha merkezi yapılar olamaz mı? Ama olmadı. Neden olmadığı da açık. Bizim esas olarak yapmamız gereken tabanı esas alıp sendikaları da bunun içine katarak bir hareketliliğin içine girmek. Çünkü bu dönem onu gerektiriyor. Hem kamu sözleşmeleri, hem özel sözleşmeler, hem yapılmak istenen düzenlemeler. Esas talepler etrafında bu canlanabilir. Tabanın söz sahibi olduğu inisiyatif sahibi olduğu bir anlayış terk edildi. Türkiye sendikal hareketin yeniden yapılanması gerekmektir. Bunu işyeri örgütlenmeleri, temsilciler, yöneticiler seçiminde tabanın söz sahibi olduğu mekanizmalar kurulmalı.
Belediye-İş 3 No’lu Şube Başkanı Hüseyin Ayrılmaz:

Delege sistemi her şeyin önünde engel. Bıraksınlar bunu, bütün işçilerle seçimleri yapsınlar. Kaç bin üyesi varsa hepsi katılsın. İşçi kimi istiyorsa onu seçsin.
Tez Koop-İş 1 No’lu Şube Başkanı Gürsel Doğru:

Toplum olarak şuna inandırılmışız, üstte bürokrasi ile bütün sorunlar çözülür. Çözerse yaşa başkan, bravo başkan, yapamazsa tüh sana. Taban her şeyin bireysellikle çözüleceğine inandırılmış. Tüm bunlardan hareketle yeniden yapılanma devletçi, kamucu sendikal anlayıştan kurtularak yeni arayışlara, yeni bakış açılarına göre yapılanmalıdır. Bu da sadece İstanbul’da 3-5 şubenin yapacağı bir şey değil. Belki kıvılcımı burası çakabilir ama yukarılarda da ses getirmesi gerekiyor.
Belediye-İş 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Gülüm:

İstanbul’da her birimiz farkı zamanlar olsa da kurulan sendikal birlikler içinde yer aldık. Başarılı işler de yaptık. İstanbul’da 1989, 1992’de eylemler yapılırken kimse dışarı çıkamıyordu. Binlerce işçiyle sokaklara çıktık. 1992’de işçi sınıfı içinde gizli bir darbe yapıldığını düşünüyorum. Bu darbenin adı da sendikal rekabet oldu. 1992’den sonra işçi sınıfının kazanımları tek tek ellerinden alındı. Bu düşüş de esas oğlan rolü profesyonel sendikacılardaydı. Ama iş konuşmaya geldiğinde Türk-İş Başkanı da dahil olmak üzere bütün başkanlar bu eylemleri örnek veriyorlar. İşçi sınıfına inan birkaç insanın yaptığı eylemleri kendileri yapmış gibi anlatıyorlar. Biz burada örgütlülüğümüzü korumak adına, işçilerin kendi kurumlarında yaşananları teşhir etmedik, işçilerle tartışmadık. İşçilerin sendikalara olan güvensizliğin nedeni de sendikaların açık olmamasıdır. Kongrelerde yönetimler değişebilir ama açıklık sağlanmadığı sürece gerçek bir değişim yaşanmaz.
Tek Gıda-İş 10 No’lu Şube Başkanı Muzaffer Dilek:

Sendikal birlikler, 1989 eylemleri dediniz. Eylem yasadışı bir kelime. Ama yasal olarak da sonuç elde edemiyoruz. O yüzden eylem yapmak zorunda kalıyoruz. Zaten herkes kurallara uysa sendikalara ihtiyaç olmazdı. İşverenler kurallara uymayıp işçilerin hakları gasp ettiği için sendikalar ortaya çıkıyor. İşçiler işverenlerin kuralları uymadığını görünce örgütlermiş ve sendikalar kurmuşlar. 1980 öncesinde işçilerin mücadelesi ile birçok hak kazanmışız. Ben 1985’ten beri işçiyim. Dönem dönem işçi hareketi tetikleniyor. 1989’u hatırlıyorum sendikaların isteğinden daha çok veriyordu işverenler. Bu işçilerin mücadelesi ile oluyordu. Sendikalar kendi aralarında bir birlik kursalar. Senin çalıştığının dışında bir sektörde sorun varsa ona destek olabilmek çok önemli. Biz bunu Dandy mücadelesinde yaptık. Kendi sorunumuzu çözdükten sonra arkadaşlar İbrahim Ethem’e gidelim dediler. İşçiler arasındaki destek çok önemli. İşçi sınıfının canı burnunda artık. 403 YTL asgari ücretle yaşamaya çalışıyorlar. İşçilerin daha fazla kazanması lazım. Bunun için de örgütlenmesi lazım. Benim kamuda bu kadar üyem var, bana yeter mantığı terk edilmeli. Kurulan birlikler de sohbet için kurulmamalı. İşçi sınıfı hazır mücadele etmeye. İşçilerin önünde durmak değil önlerinde yürümek gerekiyor.
YARIN: Çıkış işçilerin siyasallaşmasında
Hazırlayan: Gökhan Durmuş - 2
www.evrensel.net