Ödül sezonu açıldı

Açık söyleyeyim, beni en eğlendiren konuların başında ödüllerle armağanlar ve plaketlerle madalyalar geliyor.


Açık söyleyeyim, beni en eğlendiren konuların başında ödüllerle armağanlar ve plaketlerle madalyalar geliyor.
Ben de bu kumpasa girmiştim. İlk önceleri çok ciddiye almıştım. Örneğin 7 yaşındayken bir gazeteden aldığım kartondan otobüs armağanı ya da 15-16 yaşındayken Amerikalıların elinden aldığım ödül... Büyüdükten sonra yayınladığım ve yazdığım kitaplarla Türk-Bulgar Dostluğu’na katkıda bulunduğum için Bulgaristan’ da “Kiril-Metodiy Madalyası” verilmişti, altından. 30-40 gramdı ağırlığı. 30 yıl geçti aradan...
Sonra Kenan Evren’li’, Turgut Özal’lı günler, aylar, yıllar başladı. Ödüller, armağanlar, plaketler, madalyalar havada uçuşmaya başladı. Elinizi sallasanız sağdan 50 tane, soldan I00 tane plakete, madalyaya çarpıyordunuz. İşte o sıralarda, “Plaketsiz yurttaş kalmasın, tüm yurttaşlarımıza plaket” kampanyası açtım. Hiç unutmam, Kenan Evren, bu kampanyamdan bir süre sonra, “Artık bana kimse plaket, madalya vermesin,” diye açıklama yapmak zorunda kalmıştı. Ve aradan yıllar geçtikten sonra, Kenan Evren emekli olduktan sonra, kendisine verilen tüm plaketleri bir motora koyup, Marmaris açıklarında denize atmıştı.
Anımsar mısınız bilmem, o yıllarda Akdeniz kıyılarında tehlikeli bir yosun türü çıkmıştı ortaya. Denizimizin yararlı canlılarının yok olması olasılığı gündeme gelmişti. Sonra kaybolmuştu bu yosun. Hâlâ düşünürüm, “Acaba o plaketler mi yosunları kaçırdı?” diye. Şaka tabii, yosunun okuma yazması yok ki...
Yıllar geçti. Yeni bir ödül türü çıktı: “En güzel balkon, en güzel bahçe ödülü... “Dünyanın en büyük çöp tenekesi olmaya ramak kalmışken, bu ödül, gerçekten çok gırgırdı… Laf aramızda, hem içerden, hem dışardan Türkiye’yi kirletmek için çalışıyoruz, çabalıyoruz, ama hâlâ kesin sonuca ulaşamadık… Düşünün İzmir çevresindeki akarsuları pislikten kurtarmak: “Devlet Politikası” haline geldi. Ama “Mustafa mıstık, arabaya kıstık, üç mum yaktık, keyfine baktık” anlayışıyla çöpsular, özür dilerim akarsular gürül gürül akıyor… Ya ”Dünya Kenti İstanbul”? Sokaklarından kanalizasyon fışkırıyor. Kanalizasyon ürünlerinden akaryakıt elde edilebilse” ülkemiz köşeyi döner... İşte böyle bir ortamda “Balkon, bahçe” ödülleri ortaya çıkıyor.
Ama ülkemizde, yıllardan beri değişmeyen bir ödül konusu var: edebiyat, sinema ve müzik alanlarındaki ödülleri...
Yıllarımı Cağaloğlu’nda, Başmusahip Sokak’ta geçirdim. Sanırım Ciğalazade Sinan Paşa, adının bu semte verilmesine karşın, benim kadar ömrünü’ Cağaloğlu’nda geçirmemiştir...
Özellikle edebiyat ve sinema alanında öylesine ilginç “Ödül öyküleri”ni gördüm ki, yaşadım ki... Ne demişti atalarımız: “Rüşvetin faturası olur mu?” İşte benim de gördüklerim, yaşadıklarım öyle. Anlatmaya kalksam, tek bir kişi çıkıp, “Hee, doğru söylüyor,” demez. Neyse…
Evet, ödül sezonu açıldı. Kanarya Sevenler Şiir Ödülü’nden, Karpuz Ödülü’ne, Altın Muşmula Film Ödülü’nden The Best Avokado Artist Ödülü’ne dek yığınla ödül ortalıkta gezinip, duracak.
Geçtiğimiz günlerde, İzmir’in Karşıyaka’sında bir ödül töreni yapıldı: Homeros Şiir Ödülü… Karşıyaka Belediyesi, 2I Mart Dünya Şiir Günü’nde şairler ve şiirseverlerle adeta şiir gibi bir kutlama gerçekleştirmiş. Kendi sitesindeki açıklamasından öğrendim bunu…
Her yıl düzenlenen bu kutlamada, “‘2007 Homeros Onur Ödülü”nü Veysel Çolak’a vermiş, Karşıyaka Belediyesi. İçlerinde Veysel Çolak’ın da bulunduğu Seçiciler Kurulu, ayrıca Homeros Ödüllerini ve Attila İlhan Şiir Yarışması Ödülleri’nin sahiplerini seçmişler.
15 yıldır İzmir’deyim. Bunun 2 yılı TYS İzmir temsilcisiydim. Ne yazık ki TYS üyesi Veysel Çolak’la karşılaşamadım bir türlü. Karşıyaka Belediyesi bünyesindeki Şiir Atölyesi ‘nin başında olan ve 3. Homeros Onur Ödülü’nün sahibi seçilen Veysel Çolak’ı kutlamak isterdim”, ama olmadı.
Evet. “Ödül sezonu” başladı. … Öylesine neşeli günler bekliyor ki, bizi…
Bülent Habora
www.evrensel.net