HAYATIN İÇİNDEN

  • Cumhurbaşkanı kim olacak?Sorunun yanıtını mayıs ayı ortalarında almış olacağız. Adaylar muhtelif. Meclis içinden, dışından derken adaylığını resmen ilk açıklayan Metin Uca oldu Yakışır…


    Cumhurbaşkanı kim olacak?
    Sorunun yanıtını mayıs ayı ortalarında almış olacağız. Adaylar muhtelif. Meclis içinden, dışından derken adaylığını resmen ilk açıklayan Metin Uca oldu
    Yakışır…
    Ama onu kim seçecek? Meclis’te büyük liderlerine bağlılık yemini etmiş vekiller mi? Hem hazır bulunmaz fırsatı yakalamış, Çankaya'ya bir adım mesafe kalmışken Sayın Başbakan bu şansı kaçırır mı? Bir an önce en tepeye çıkıp, yedi yıl huzur içinde yaşamak dururken ne diye didinip dursun? Ne diye meydanlarda seçim konuşmaları yapıp nefes patlatsın, o şehir senin, bu şehir benim, ne diye koşturup dursun? Tabii ki ilk ve en önemli hedef Çankaya.
    Partililerde bunu destekliyor.
    Niye desteklemesinler? Başbakan’ın bir basamak yukarı çıkması demek, aşağıdaki herkesin sırayla bir adım yukarı çıkması demek. Yukarı çıkmak politikada temel hedef. Uyduruk basının göz yaşartan desteği de düşünüldüğünde mayıstan sonra Başbakan, Cumhurbaşkanı.
    Peki birileri ters bakıp, "Sakın haaa" diye çıkışırsa ne olacak? O zaman Başbakan bağrına taş basıp, o güne kadar "Abi" dediği birini Çankaya'ya gönderebilir. Bu ağabey de Unakıtan olamayacağına göre, olsa olsa Nevzat Yalçıntaş olur.
    Sonra seçime gidilir. Seçimden hemen önce IMF ile anlaşmalı bir ayrılık yaşanır. Tüm IMF borçları bir kerede ödenir ve "IMF'yi kovduk" sloganları ve hiç söylenmeyen 400 milyar dolar borçla yeni seçime gidilir. Uyduruk basın, kıytırık medya da "IMF'yi gönderdik" manşetleriyle desteklerini esirgemeyerek, milyar dolarlarına yeni milyar dolarlar ekleme hayalleri ile tam gaz vereceğinden, ülke bir beş yıl daha altı üstüne getirilmek üzere teslim edilir.
    Şimdi bakmayın katılanların çoğunluğuyla kabul etmelerine rağmen salt çoğunluğu bulamadıkları için, "Şanlı Meclis tezkereyi reddetti" diye hava atmalarına. Bu şartlarda ülkeyi teslim alan dini bütün siyasetçiler ilk iş olarak ABD'ye attıkları kazığın diyetini ödemek için yeni bir tezkere çıkartıp işi kurtarırlar ve gençlerimizi uğursuz Orta-doğu projelerinin bedava askeri yapıverirler.
    Ve dış, iç borçlar artmaya devam eder. Krizlerin faturaları yoksul, işsiz, işçi, emekçi kesime fatura edilir. Sermaye fabrikalarını sırtladığı gibi, daha yoksul ülkelere gider. Türkiye sadece yeraltı zenginliklerini, para eden topraklarını satan bir ülke oluverir. İçi boşalan ülkede Televole kültürü hakim olur. Tiyatrolar, konser salonları kapatılır. Türbelere çaput bağlayanlar çoğalır. Ara sokaklarda maganda iktidarı sürerken, meydanlarda "Gık" diyenin sırtına çullanmak üzere polis sayısı artırılır. Cepler tıka basa doldurulup, işler bitince bedeller siyasi olarak ödenir. Aynı filmin bir başka aktörle sürdürülmesi için koltuklar tazelenir. Benim işsizim, işçim, emekçim, "Elim kırılsaydı da bunlara oy vermeseydim" diyeceği taze yüzleri koltuğa oturtuverir.
    Ya da, "Cumhurbaşkanı ha Ali, ha Veli. Yeter ulan enayilik" der ve geçer koltuğa oturur.
    Arif Nacaroğlu
    www.evrensel.net