Posasını çıkar, işten at, yenisini al!

Posasını çıkar, işten at, yenisini al!

İki yıl çalıştım. Hızlı çalışıyorduk. Mürekkebi yetiştirebilmek için acele ettim. Boya için mürekkep yetiştirirken kutular devrildi ve mürekkep gözüme sıçradı. Sağ gözüm görmez oldu.


İki yıl çalıştım. Hızlı çalışıyorduk. Mürekkebi yetiştirebilmek için acele ettim. Boya için mürekkep yetiştirirken kutular devrildi ve mürekkep gözüme sıçradı. Sağ gözüm görmez oldu. Sonra işten çıkarıldım.”
Çimse-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu Ege Seramik işçisi Mehmet Ali Karakaş, işten atılma sürecini böyle anlatıyor.
Bunu yaşayan sadece Karakaş değil. Ocak ayından bu yana işten atılan işçilerin sayısı 80’i buldu ve bu durumun süreceği söyleniyor. Çıkarılan eski işçilerin yerine ise yeni genç işçi alınıyor. Eski işçilerde, uzun süre bu koşullarda çalıştıkları için kalıcı rahatsızlıklar var ve işten atılanlar, bu nedenle yeni bir iş bulamıyor.
Emekli aylığını alamadı
Bel fıtığı, fabrikada sıradan bir hastalık haline gelmiş. Özellikle paketleme bölümündeki işçiler, “Bazen 60x60, bazen 45x45, 30x30 taşları kaldırıyor indiriyorsun. Nasıl bel fıtığı olmazsın?” diyorlar.
Özellikle “firit” denilen ve seramiğin katkı maddelerinin hazırlandığı bölümün çok zehirli olduğunu, çok sayıda kimyasal madde bulunduğunu belirten işçiler, “Kazana boşaltıyorsun, zehirden bir toz bulutu oluşuyor, o tozun içindesin” diyorlar. Bu bölümde çalışan işçiler, kendilerine maske verildiğini ancak onunla rahat çalışamadıklarını söylüyor. “Biz, ayran verilmesini istedik epey zaman önce. Ama bir ayranı bile almak zor geldi onlara” diyorlar. Firit bölümünde çalışan ve emekli olan bir işçi, emekli aylığını alamadan meslek hastalığından yaşamını yitirmiş.
Tempo ağır olunca!
Kendilerine; tozdan korunmak için maske, ayaklarına düşebilecek kolilerden korunmak için çelik uçlu botlar, eldiven, kulaklık veya kulak tıkacı gibi koruyucu malzemeler verildiğini anlatan işçiler, bunların yeterince kullanılmadığını söylüyorlar. Bir işçi, “Fabrika bu konularda hassas aslında. Maske takmamızı, kulaklıkla çalışmamızı özellikle istiyor. Sayısız maske var. Ama işçiler bunları fazla kullanmıyor. Sebebi ise rahat çalışmayı engellemeleri. Maskeyi takıp çalışınca, o tempoda havasız kalıyor insan. Kulaklığı takınca bir şey duymuyorsun, yanındaki adam bağırsın isterse” diyor.
Muayene olmak istemiyorlar
Fabrikaya yılda bir ya da altı ayda bir muayene aracı geliyor ve işçilerin ciğerleri kontrol ediliyor. Ancak bu da işçiler tarafından rağbet görmüyormuş. Bir işçi, bu durumu şöyle açıklıyor: “Muayene aracı getirir fabrika. Herkesi muayene eder, hastalığı varsa ilgilenir. Mesela bir seferinde bir arkadaşta tüberküloz çıktı. Ailesiyle beraber karantinaya aldılar. Yemekhanede tabldotu, bardağı, çatalı kaşığı ayrıldı. Zaten kısa bir tedavisi varmış, ilaçla tedavi ettiler. Ama buna rağmen işçi arkadaşların çoğu, ben de dahil gidip muayene olmayız. Herkesin içinde işten çıkarılma ya da çıkarılacaklar listesinin en başına geçme korkusu var.”
Daha da artacak
Ege Seramik’te iş kazalarının da meslek hastalıklarının da bundan sonra daha da artması bekleniyor. Çünkü fabrika, bir yıla yakındır performans uygulamasına geçti ve işçi sayısını olabildiğince düşürdü. Yeni alınan genç işçiler tecrübesiz ama aynı tempoda çalışıyor. Bir vardiyada bir işçi gelmediğinde ondan önceki vardiyada aynı yerde çalışan işçi 16 saat çalışıyor. Çünkü gelmeyenin yerine geçecek kimse yok. Yıllık izinler de bir anlamda kaldırılmış. Çünkü fabrikanın genel müdürü, herkesin, yıllık izinlerini bundan böyle sadece 15 Aralık-15 Ocak arasında kullanılacağını söylemiş. Bu zaman aralığında fabrika kapatılıyor ve bakım yapılıyormuş.
Çimse-İş’te örgütlü bulunan işçiler, bütün bunlar olurken sendikaya hiç başvurmadıklarını anlatıyorlar. Sendikacıların da haberlerinin olmasına rağmen hiç ilgilenmediklerini söylüyorlar. İşten çıkarılan işçiler de diğerleri gibi atılmadan önce hiç sendikaya uğramamış.
10. hol işçileri!
İşten atılan işçilerden Medet Cinpolat yaşadıklarını şöyle anlattı: “10 yıl aralıksız ‘eski massey’ denilen bölümde çalıştım. Sadece bir vardiyada tonlarca toprağı değirmenlere ellerimle attım. Kamyonlarla toprak boşaltılır eleğin ağzına. Elekte elenip değirmene akar. Burada tonlarca su kullanılır çamuru hazırlamak için. İşte dökülen bu toprak, su misali akmıyor. Eleğin önü tıkanıyor. Koca koca taşlar, toprak tezekleri... Demir çubuklarla toprağın akışını sağlarız.. Sonra bu taşları, dökülen toprakları küreklerle kamyona yükleriz. Bel bölgesine sürekli bir yüklenme var. Bel fıtığı ameliyatı oldum bu yüzden. Protez takıldı. Zaten çok sürmedi, beni oradan alıp 10. hole, kesime verdiler. Çıkarılacak işçileri 10. hole alırlar. Dedim, bunlar beni çıkaracak. Gidip şefle, müdürle konuştum. İşyeri doktorundan beni eski yerime vermesini söyledim. Güya daha hafif diye bu bölüme almışlar. Oysa orası, önceki yerimden daha zordu.”(İzmir/EVRENSEL)
Turan Kara
www.evrensel.net