Babası Emrah’ı öldüren kurşuna mı para vermişti?!

Babası Emrah’ı öldüren kurşuna mı para vermişti?!

Her hafta içi olduğu gibi bugün de erken kalkıp okula gidiyordum. Çevremizdeki büyüklerin ‘Dikkatli olun okula gitmeyin’ uyarıları altında da olsa, nihayet okula gidebilmiştim.


Her hafta içi olduğu gibi bugün de erken kalkıp okula gidiyordum. Çevremizdeki büyüklerin ‘Dikkatli olun okula gitmeyin’ uyarıları altında da olsa, nihayet okula gidebilmiştim. Sınıfa ilk girdiğimde herkesin yüz ifadesinde bir endişe ve hüzün vardı. Sınıfın neşeli gülüşmelerinin yerini endişe dolu bakışlar almıştı. Bir an o tedirginliğin nedenini anlamayınca ben de tedirgin olmuştum. Ve hiçbir şey konuşmadan arkadaşımın gözlerinin içine bakışımdan, ‘Ne oluyor?’ dediğimi anlamış oluyor ki ilk cümlesi “Emrah hastanede ve yoğun bakımda” oldu. Donup kaldığım anı hâlâ unutamıyorum. Sınıfın, daha doğrusu okulun içindeki sessizlik hepimizin içini acıtıyordu. Yanına dahi gidemiyorduk arkadaşımızın. Her zamanki gibi yasaklar, koca bir duvar gibi suratımıza çarpıp bu defa da içimizi acıtmıştı. Her an haber almak için çabalıyorduk. Ve aynı hüzünle okuldan eve döndüğümüzde, hepimizin aklı Emrah’taydı. Dualarımız ve yüreğimiz onunlaydı. Bir sonraki gün hüzün ve umutsuzluk, yerini buruk da olsa sevinç ve umuda bırakmıştı. Hocalarımız, Emrah’ın gözlerini açtığını, parmağını oynattığını söylediğinde hepimiz derin bir nefes almıştık. Emrah’ın hepimizin içini rahatlatan “Sizinleyim” der gibi bakışının ‘hoşça kalın’ bakışı olduğunu nereden bilebilirdik ki. Üçüncü derse girdiğimizde hocamızın sınıfa gelip “Sizin kadar benim de canım yanıyor. Benim de evladım. Ama güçlü olmak zorundayız” sözlerini anlamak istemedik. Arkasından gelen son cümle, hepimizi gözyaşlarına boğdu. “Emrah’ı kaybettik...” Bunu hiçbirimiz duymak istemedik. Emrah, daha iki ders önce gözlerini açıp bize umut vermişti.
Nedendir bilinmez, sivil polisler eşliğinde okuldan eve gönderildik. Amaç, bizim hep birlikte hareket etmemizi engellemekti. Aslında bu, tamamen haksızlığın ve korkunun nedeniydi. Yasaklardan biri bir kez daha baş gösterdi. Herkes evine gidecekti. Taziye evine, bugün ve bir sonraki gün gidilmeyecekti. Nasıl bir zihniyetti ki örf ve adetlerimizin önüne geçebilecekti. Tabii ki de geçemedi. Arkadaşlarımızdan birinin, “Onların söyleyeceğini yapacak kadar duyarsız değiliz, değil mi? Ailesinin bize ihtiyacı var” sözünün ardından soluğu, Emrah’ın ailesinin yanında aldık. Umarız bir nebze de olsa acılarını paylaşabilmişizdir. Acımızı paylaşırken bir yandan da neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyorduk. O kurşunun sahibi emniyet görevlisi; canımızı, arkadaşımızı, kardeşimizi bizden alan, şimdi rahat uyuyabiliyor mu? Ya da Emrah’ın babası, bu ülkeye vergi öderken oğlunu öldüren kurşuna mı para ödüyordu? Böyle mi korunuyoruz? Eğer böyleyse, lütfen kimse bizi korumasın. 17 yaşındaki bir gencin hayallerini, umutlarını, başarılarını elinden almaya kimin hakkı vardı? Ya da kim garantisini verebiliyor; yarın benim ya da sizlerin de başına gelmeyeceğini? Okula diye gönderdiğiniz çocuğunuzun geri dönmeme ihtimali varken neden sessiz kalmayı yeğliyoruz? Neden birileri sürekli canımızı yakıyor? Ama göz ardı ettikleri bir olay var. Acının bize verdiği güç, bizi birbirimize bağlayıp her zamanki gibi sizin kurşunlarınızdan daha güçlü kılıyor. Nasıl bir düşüncedir ki 17 yaşındaki gencin düşünceleri altında kalıp korkularını yenmek için onu bir kurşunla alt edebileceğini düşünüyor. Ama her kurşunun Emrah’ları çoğaltacağını bilmiyor. Biz her şeye rağmen kardeşçe, hep beraber; dil, din, ırk; Kürt, Türk, Çerkez ayrımı yapmadan barış içinde yaşayacağımız günün uğruna her türlü bedeli ödemeye hazırız.
28 Mart olaylarında yaşamını yitiren Emrah Fidan’ın sınıf arkadaşı Sidar Güneş (DİYARBAKIR)
www.evrensel.net