MERCEK

MERCEK

  • Biz Kimiz?” cevaplandı mı?
    KONDA’nın “Milliyet için” 48 bin denekle yüz yüze görüşerek yaptığı, “Biz Kimiz?” araştırmasının sonuçları üzerine tartışmalar devam ediyor.


    “Biz Kimiz?” cevaplandı mı?
    KONDA’nın “Milliyet için” 48 bin denekle yüz yüze görüşerek yaptığı, “Biz Kimiz?” araştırmasının sonuçları üzerine tartışmalar devam ediyor. Milliyet yazarı Derya Sazak, bu tartışmaları; “Osmanlı’dan doğan son ‘ulus devlet’ olan Türkiye Cumhuriyeti”nin, “21’inci yüzyılda öne çıkan ‘kimlik’ politikaları ve yükselen milliyetçi dalga karşısında ‘Biz kimiz?’ sorusunu yeniden tartış”ması olarak yorumladı. Milliyet’in bir diğer yazarı Akyol, araştırma verilerinden hareketle birbirini izleyen beş makale yazdı. Diğer gazetelerde de “Türkiyelilik” ve “Türkiye sevgisi ve Müslümanlık ortak paydası” vurgusu öne çıkarılarak Kürt sorunu üzerine çeşitli yorumlar yapıldı. Nüfus bileşimi ve “iç göç”ün sonuçları üzerinden yapılan değerlendirmelerde ortak tema, önemli ölçüde “Kürt milliyetçiliğinin çıkmazı” idi! Türk milliyetçiliğine ilişkin olarak söylenen ise “aşırı milliyetçi” olmaması gereğiydi.
    T. Akyol, “Biz Kimiz?” sorusu merkezli yapılan araştırmanın ‘sonuçlarını’ yorumlarken iddialarını sosyal-iktisadi olgular ve gelişmelerle “nüfus yapısı” ve milliyetçilik arasındaki bağlara dayandırmaya çalışmakla ötekilerden bir ölçüde ayrılıyordu. Onun iddiaları ve yaklaşımı, burada belirli yönleriyle irdelenecek. Ancak ondan önce, sermaye yazarlarının bu araştırmanın sonuçları üzerine değerlendirmelerinin “ortak paydası”na işaret edilmeli ki o da şu: Doğan ve Ciner grubu gazetelerinin yazarları başta olmak üzere sermaye basınında yazanların hemen hepsi, “Kimlik’ politikaları ve yükselen milliyetçi dalga”yı, ezen-ezilen ulusların milliyetçiliği ve “kimlik arayışları” arasında bir ayrım gözetmeden irdelemeye kalkışırlarken bilerek ve isteyerek şovenizm ve eşit haklar mücadelesini birbirine karıştırıyorlardı. Hemen tümünün amacı, Kürt sorunu merkezli mücadeleyi haksız, gereksiz ve bölücü göstermekti. Haklıyla haksızı, ilericiyle gericiyi, şoven ile yurtseveri, baskı altındakiyle baskı uygulayanı “aynı potada eritme” anlayışıyla hareket ediyorlardı. Taha Akyol, buna “sosyolojik” bir gerekçe de bulmuştu: “Yeniden harmanlanıyor” idik!
    Akyol, Sazak ve diğer birkaç kişi, “Toplumun yüzde 82’si”nin “Türkiye’yi seviyor olma”ya verdiği öneme işaret etmeleriyle ve “aşırı milliyetçi ve dinci” bir söylem yerine “Farklı kimlikleri... toplumsal bir zenginlik sayma” yönündeki “çağrıları”yla ırkçı-şoven diğerlerinden bir ölçüde ayrılıyorlardı. Ancak diğerlerinden bu ‘ayrılış’ yine de ciddi olarak sorunluydu. D. Sazak, örneğin ”Türk olma”yı; “ülkenin ortak paydası”nın başına alarak araştırmanın göz önüne serdiği nüfus bileşiminin anlamını dahi çarpıtıyordu. Çarpıtma, ‘sosyal analiz’e verdiği önemle övünen Akyol’da daha geniş boyutlar kazanmıştı. Bu yazarların amacı, kendi ifadeleriyle Türkiye’nin “barış içinde yaşamayı başarması”na “katkı”ydı. Ama milliyetler ve mezhepler sorununa sermaye ve partileri, devlet ve hükümetler cephesinden getirilen ve bugüne kadar devam eden yaklaşımı sahiplenip savunarak “barış içinde yaşama”nın sağlanamayacağını da görmezden geliyorlardı. Bunların “Türkiye’yi seviyor olma”nın anlamını, Kürtlerin ulusal hak eşitliği taleplerini ve bu yöndeki mücadeleyi haksız ve gereksiz, dahası bir anarşi ve bölünme hareketi gibi gösterme anlayışları “yerli yerinde duruyor”du! KONDA araştırmasının “en önemli” göstergelerinden biri olarak “etnik köken’den çok Türkiye sevgisi ve ‘Türkiyelilik’ üst kimliğinin öne çıkması”na yapılan vurgu, bunun göstergesiydi. (Devam edecek)
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net