Sevinme değil, tartışma zamanı

Fatih Terim, Norveç maçından sonra yaptığı konuşmalarda sürekli olarak ilk yarıdaki 2-0’lık skorun altından kalkmanın çok zor bir iş olduğunu ve bu çok zor işi başardıklarını vurguladı.


Fatih Terim, Norveç maçından sonra yaptığı konuşmalarda sürekli olarak ilk yarıdaki 2-0’lık skorun altından kalkmanın çok zor bir iş olduğunu ve bu çok zor işi başardıklarını vurguladı. Ama nedense skorun nasıl 2-0 olduğu konusunda bir şey söyleme gereği duymadı. Kritik öneme sahip 1 puan alındı diye maçın ilk yarısındaki oyun görmezden mi gelinecek yani? Futbolcular ve Terim, ikinci yarıda gerçek oyunlarını oynadıklarını ve bunun sonucunda sahadan istediklerini alarak ayrıldıklarını belirtiyorlar. İlk yarıdaki oyun demek sahteymiş(!).
Her iki yarıda iki farklı oyun. İyi de, hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğunu nasıl anlayacağız? Hem, ne malum gerçek oyunlarını ilk yarıda sergilemedikleri? İşin doğrusu tabii, her iki yarıdaki oyun da milli takımın gerçek oyunuydu. Yoksa ilk yarıda milli takım formasını taşıyanlar uzaydan gelenler değildi.
45 dakikalık bocalama
Eğer rakibinin oyun tarzını, oyun karakterini ve oyuncularının özelliklerini hiç dikkate almadan bir şeyler yapmaya çalışırsan ilk yarıdaki gibi bocalaman çok doğal. Norveç’in, teknik kapasitesi sınırlı oyunculardan oluşan bir kadrosu var. Daha çok fiziksel güce dayalı oyun anlayışıyla mücadele eden, öncelikle rakibi bozmaya, oynatmamaya çalışan, hücumu ikinci planda düşünen bir ekip. Savunmayı iyi yaptıkları söylenebilir ancak iş gol bulmaya gelince, fazla etkili olabildiklerini söylemek mümkün değil. Kaptıkları topları ani ve hızlı ataklara dönüştürerek gol arıyorlar. Teknik kapasiteleri orta sahada hazırlık pasları yapmaya el vermediği için genellikle topu uzun paslarla ileriye gönderip en büyük hücum kozları Carew ile buluşturmaya çalışıyorlar. Gerisi Carew’in gücüne ve yaratıcılığına kalıyor.
İlk 45 dakikada milli takımın böyle bir rakibe karşı gol atamaması aslında öyle çok da anlaşılmaz ve yadırganacak bir durum değil. Sonuçta Norveç iyi savunma yapabilen bir takım. Disiplini elden bırakmıyorlar, fiziksel güçleri üst düzeyde, hava toplarında üstünler, şut pozisyonu vermiyorlar, kolay kolay oyundan düşmüyorlar, savunmadaki dengelerini bozmuyorlar. Her türlü hücum varyasyonunu deneseniz bile böyle bir savunmada gole ulaşacak gedik bulamayabilirsiniz. Bu, normal karşılanabilir. Peki böyle bir takım karşısında ilk yarıyı 2-0 yenik kapamak anlaşılır bir şey midir? Kuşkusuz değil. Son derece düz bir hücum anlayışına sahip bir takım karşısında 45 dakikada 2 gol yemek, milli takımın savunmadaki zaaflarının aynen sürdüğünü gösteriyor.
Topa sahip olmak yetmiyor
İkinci yarıda milli takım ilk yarıya oranla daha istekli ve mücadeleci bir oyun ortaya koydu. Norveç’in de skoru koruma düşüncesiyle tamamen geriye çekilmesi, milli takımın rakip kaleye daha rahat gelmesinin yolunu açtı. Tabii bu yarıda milli takım ilk yarıda neredeyse hiç yapmadığı bir şekilde, yerden ve rakip savunmanın arasına atılan paslarla gol aramaya başladı ki, bu doğru bir gol arama yöntemiydi. Disiplinli Norveç savunmasının dengesini bozma açısından bu hücum şekli zaman zaman işe yaradı. Yine de milli takımın çok net gol pozisyonları bulduğu söylenemez. Fatih Terim, ikinci yarıda çok sayıda net gol pozisyonu yakaladıklarını dile getiriyor. Oysa Gökdeniz’in direkten dönen şutu ve birkaç karambol dışında milli takım öyle çok net gol pozisyonu yaratamadı.
Topa sahip olma oranı neredeyse rakibinin iki katı olan bir takımın daha çok ve daha net gol pozisyonlarına girmesi beklenirdi. Gökdeniz ve Tuncay’ın çaprazda topla buluştukları pozisyonları net olarak kabul etmek mümkün değil. Millilerin 1 puanı kurtarmasındaki en büyük pay, Norveç kalecisi Myhre’ye aitti. Yunanistan kalecisi Nikopolidis’ten sonra, Norveç kalecisi Myhre de yaptığı hatalarla Türkiye’nin işini kolaylaştırdı.
Milli takımın bu gruptan çıkması neredeyse daha şimdiden garanti gibi. O nedenle artık skordan çok oyuna önem vermek gerekiyor. Böyle bir gruptan Avrupa Şampiyonası’na katılmak çok zor bir iş değil belki ama milli takımın farklı rakiplere karşı farklı oyun anlayışları geliştiremediği ve özellikle de savunmadaki zaaflarının üstesinden gelemediği sürece, finallere katılmaktan ötesine geçmesi şimdilik zor görünüyor. Norveç karşısında alınan 1 puanla Avrupa Şampiyonası yolunun kolaylaşmasına sevinmek bir yana, oyun anlamında bazı konuların acilen tartışılması, sorgulanması gerekmiyor mu?
Terim’in halleri
Fatih Terim’in maç sırasında ve maç sonrasındaki hali arasındaki büyük farka da dikkat çekmek gerekiyor. Maçtan sonra medya önünde, “aslanlar gibi oynadılar”, “hepsi alınlarından öpülmeyi hak etti” gibisinden babacan söylemler iyi hoş da, maç sırasındaki asabi, öfkeli, agresif, panik içinde bağırıp çağıran tavırları için ne diyeceğiz? Bunlar ancak, takımına, oyuncularına güvenmeyen bir teknik direktörün yapabileceği hareketler değil mi? Terim, saha kenarındaki bu görüntüsünün futbolcular üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğinin farkına varmalı ve maçları daha sakin, daha soğukkanlı bir şekilde izlemeli. Kendini kaybetmişçesine çırpınan hallerinin futbolcularına panik ve çaresizlik duygusu olarak yansıyabileceğini düşünemiyor mu yoksa?
Ulusoy: Final oynayacağız
Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, “Biz Avrupa Şampiyonası’na sadece katılmakla kalmayacağız, final oynayacağız. Allah’ın izniyle kupayı Türkiye’ye getirmek istiyoruz” dedi.
Haluk Ulusoy, “www.ligtv.com.tr”de yer alan röportajında, iddialı açıklamalarda bulundu. Ulusoy, “Ben başından beri söylüyorum. Biz Avrupa Şampiyonası’na sadece katılmakla kalmayacağız, final oynayacağız. Allah’ın izniyle kupayı Türkiye’ye getirmek istiyoruz. Neden olmasın? Biz inandıktan sonra, Türk futbolcusu inandıktan sonra, ülkesiyle birleştikten sonra başaramayacağı hiçbir şey yoktur, dünyada yenemeyeceği hiçbir takım yoktur” dedi.
‘Önemli bir beraberlik’
Haluk Ulusoy, bundan sonraki dönemde oynanacak milli maçlarla ilgili düşüncelerini de şöyle açıkladı: “Muhakkak ki seyircili oynamak çok büyük bir motivasyon oluşturacak. Ama teknik kadromuzu, Hakan Şükür’den kaleci Volkan’a kadar bütün kardeşlerimizi kutluyorum. Bu çocuklar ülkemizi çok iyi bir şekilde gururlandırıyorlar. Mücadele veriyorlar. Göğsündeki ay-yıldız için sahaya çıkıp terlerini döküyorlar. Türk insanı için ter döküyorlar. Seyircimizle bütünleştiğimiz zaman futbolcu kardeşlerimizin mükemmel maçlar oynayacaklarına ve 2002 ruhunu tekrar yaşatacaklarına inanıyorum.”
Haluk Ulusoy, “Matematiksel olarak kesin değil ama tablo olarak artık gruptan çıktık gözüyle bakabilir miyiz?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Bu beraberliğin bir önemi de, Norveç bizim rakibimiz. Yani 2 rakibimizden biri olarak görüyorduk. Biri Yunanistan, diğeri Norveç. Norveç’in kendi sahasında mağlup olması ve bizimle de berabere kalması grupta işini zorlaştırdı. Onun için yolu yüzde 60-70 geçtik diye görüyorum.”
Türk halkına verdiği her mesajın arkasında olduğunu vurgulayan federasyon başkanı Ulusoy, haziran ayında yapılacak mali genel kurulda, kongre üyelerinin gündeme olağanüstü seçim maddesinin koyulmasını istemesi durumunda, başkanlığa aday olmayacağını tekrarladı. (SPOR SERVİSİ)
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net