Serbest bölge işçilerinin öğrettikleri

Serbest bölge denilince ulaşılmayan, girilmeyen bir yer olarak hep düşüncemizde yerini almıştı. İşyerlerine yönelik çalışmaları değerlendirdiğimizde serbest bölge deyince orada duruyor.


Serbest bölge denilince ulaşılmayan, girilmeyen bir yer olarak hep düşüncemizde yerini almıştı. İşyerlerine yönelik çalışmaları değerlendirdiğimizde serbest bölge deyince orada duruyor. Ezberimizde hep işçilerden çok işverenlerin yani patronların örgütlü olduğunu söyleyip kapatıyorduk. Halbuki en zor koşullarda çalışan, tabir yerindeyse köle gibi çalıştırılan bir bölge vardı. Ama bizler kafa yormak istemiyorduk.
Bugün işçiler bize çok şey öğretti. Örgütsüz de olsa bir gün insanca yaşamak için birlik olunacak, mücadele edilecekti ve oldu da. 17 Mart’ta atölyenin biri baskıya ve zor koşullarda çalıştırılmaya dayanamayıp iş bırakıyor. Haber kısa zamanda yayılıyor. Tüm atölyelerde fısıldamalar başlıyor. Bir bir iş bırakıp, bölgenin önünde toplanıyor işçiler. Artık işçiler eylemde. Kendiliğinden gelişen eylem örgütsüz, kimse ne yapacağını kestiremiyor. Öfke büyük her an başka olaylara neden olabilir. Kendi arlarında konuşup atölyelerden birer temsilci seçip bir komite oluşturuyorlar. Peki, komite ne yapacak, her şey ortada. Kamuoyunun duymasıyla birlikte Evrensel gazetesinin haberleriyle işçilerle buluşmayı sağlayan partili arkadaşlar eylemi örgütlü bir mücadeleye dönüştürme çabası içerisine giriyorlar. İşçiler arasında dolaşırken çocuk yaşlarda işçilerle karşılaşıyorduk. Yoksul ailelerin çocukları, çoğu Kürt olan bu çocuklar zorunluluktan kabul emişler köleliği. Burada ayırımcılık yok, hepimiz aynı zorlukta çalışıyoruz diyorlar. Bir bayan arkadaş ‘Sabah işe başlıyoruz. Akşam geç saatlerde eve gidiyoruz. İki üç saat uyuyup tekrar işe geliyoruz. Üstelik asgari ücret alıyoruz. Mecburen burada çalışmak zorundayım’ diyor. 1997 yılında başarısız bir sendika mücadelesinden geçmişler. Aslında hepsi sendikalı olmak istiyor. O bilinç de var ama işsiz kalmaktan korkuyorlar. Patron özellikle sendika istemiyor. Bu başarısızlıktan sonra tek tek sendikalı olmak istemiyoruz diyorlar. ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’.
Peki, neydi işçilerin talepleri?
lZorunlu mesailerin kaldırılması ya da verilen mesai ücretlerinin 1’e 1.5 olması
  • Tüm işçilerin sigortalarının yapılması
  • İş sağlığının ve iş güvencesinin verilmesi
  • Ücretlerin insanca yaşamaya yetecek kadar olması
    İşte dün giremediğimiz ya da işverenin örgütlü dendiği serbest bölge işçisiyle yan yanayız. Eylemin başarılı olmasını tartışmıyoruz. Milliyetçiliğin yükseltilmeye çalışıldığı bir dönemde serbest bölge işçileri Kürt, Türk, Arap demeden kol kola eylemin başarılı olması için ellerinden geleni yapıyorlar. Evrensel gazetesinin haberlerini takip ediyorlar. Newroz haberlerini takip edip Newroz kutlamalarında kendilerinden bahsedildiğini öğreniyorlar. Kendiliğinden gelişen bu eylem bize bir kez daha eksikliğimizi gösterdi. Yeter ki işçilerle buluşmayı sağlayalım, onların dertlerine ortak olalım. Dolayısıyla bundan sonra büyük görev bizlere düşüyor. İşçilerin bu eyleminin başarısını, birlikteliğini, işçilerin örgütlülüğünü defalarca konuşmak, onlarla buluşmak daha yapacakları çok şeylerin olduğunu söylemek lazım.
    Serbest bölge işçileri eylemlerini bitirdiler. Sıra işten atılan işçilerin haklarını aramaya geldi. Burada da bize çok şeyler düşüyor. Sendika mücadelesinin önemini kavratmak ya da sendikacıları göreve çağırmak gerekiyor. Ya hep beraber ya hiçbirimiz sloganımız olması gerekiyor.
    Derman Tarancı (MERSİN)
    www.evrensel.net