SOL AÇIK

  • Yeni bir düzen kuruyorlardı adına da "hür dünya" diyorlardı.


    Yeni bir düzen kuruyorlardı adına da "hür dünya" diyorlardı. Savaş esiri olarak tutuklanmamaları ve canlarının bağışlanması karşılığında Sovyetlerle ilgili bilgileri paylaşacağını söyleyen Naziler, Sicilya'ya yaptıkları çıkartmada kendilerine yardımcı olan mafya aileleri, "vaat edilmiş" olduğu söylenen topraklarda Arap halkına kan kusturmak için bekleşen Siyonistler ve komünizm "umacısı" ile korkutulmuş ülkeler ittifak içinde oldukları "hür dünyalılardı". O dünyada da emperyal gücünü yitirmiş İngiltere, taş taş üstünde bırakılmamış Almanya, işgalden yorgun düşmüş Fransa ve iki atom bombası ile yok olmuş Japonya artık "büyük biraderlerinin" bir dediğini iki edebilecek durumda değillerdi. Zaten aksi bir durum Kore'ye benzemek olurdu ki; kimsenin buna gücü yoktu. Ayrıca bu ülkelerin kapitalist sınıflarını "ham yapmak" için "pusuya yatmış" bir sürü sosyalist ülke vardı. İş bu nedenlerden dolayıdır ki; "hür dünya" antikomünizm ortak paydası altında birbirleriyle "derin" işbirliği halindeydi. Ancak bu işbirliği içerisinde bazı ülkeler vardı ki o ülkeleri bu işbirliğine daimi olarak"hizmet" eder hale getirmek için ilgili ülke halklarını oyalamak ve komünizm dışında da bazı "öcülerle" korkutmak kaçınılmazdı. Tabii ki bu işi yapacak olan "büyük biraderdi". Senaryonun başrol oyuncuları ise Türkiye ve Yunanistan'dı. Her ikisi de "büyük biraderlerinden" en çok silah satın alan ülkelerin başında gelen bu "huysuz" iki kardeşin "cin" fikirli egemenleri, iktidarlarının devamını sağlamak için aralarında kontrollü gerginlikler yaratıp duruyorlardı. Bu gerginlikleri sürekli olarak kaşıyacak yeteri kadar mevzuu da mevcuttu ellerinde. Ege, Kıbrıs, Batı Trakya, derken, karasularının ihlali, hava sahalarının ihlali, bayağı bir imkân yaratmaktaydı egemenlere. "Türkler işgal eder" korkusu Yunanlıları, "Yunanlılar bir kere daha gelirler" propagandası Türkleri yeterince tedirgin ediyordu. Bu tedirginlik her iki ülkedeki antidemokratik rejimleri, askeri darbeleri, gizli servislerin siyasal cinayetlerini ört bas etmek için kullanılıp duruyordu. Büyük birader ise komünizm "tehlikesini" savuşturmaya yarayan söz konusu karşılıklı danışıklı dövüş halinden pek bir hoşnuttu. Hatta her iki ülkeye yaptığı silah satışları sayesinde hoşnutluktan daha da öte hislere gark oluyordu. Sonra bu iki ülke halklarından biri göreli olarak daha ileri bir tutum sergileyerek gözünü "düşman Türklerden" kendi egemenlerine çevirdi. Böylelikle o zamana kadar "düşman Türkler" propagandası ile ayakta duran darbecilerini ve onların işbirlikçilerini yargılayarak alaşağı etti. Bu süreçle birlikte muhtelif sınırları da olsa demokratik açılım sağlayabileceği önemli siyasal kazanımlar da elde edildi. "Komşu" ise; İran'daki rejim değişikliği, İtalya'daki seçim sonuçları, Fransa'nın NATO ile arasına koyduğu mesafe gibi nedenlerden dolayı "büyük birader" tarafından "gözden çıkarılamayacak" kadar değerli hale gelince yeni bir askeri darbe ile daha karşı karşıya kaldı. Ve bir önceki darbenin eksiklerini tamamlayan bu darbe sayesinde ilericilerin, devrimcilerin, yurtseverlerin hem "kökü" hem de ülkeye sinmiş ruhları kazınmaya çalışıldı. Ne acıdır ki "maya" büyük ölçüde tuttu ve "komşu" hızla milliyetçiliğe, faşizme, gericiliğe savruldu. Hayatın her alanında bu savrulmanın izleri daha fazla hissedilir hale geldi. Bunun sonucunda da egemenler tarafından desteklenen ırkçı ve şoven söylem her türlü paranoya ile beslenerek sinsice insanların arasında dolaşan bir güç haline dönüştü.
    Özgürlükten, IMF ve benzeri kurumlardan bağımsız olmaktan, tamamen keyfi bir hal alan liberalizasyona karşı durmaktan söz edenleri, dinozor, geri kafalı diye itham edenler hala Soğuk Savaş döneminden kalma akıllarıyla manşetler atıyorlar. Türkiye yenilgisinin ardından Yunanistan'da deprem olmuş! Bu bir tragedyaymış! Hadlerini bildirmişiz! Ve daha bir sürü şoven başlık ve beyanat. Şimdi nasıl inandıracaksınız insanları "sporun dostluk, barış ve kardeşlik" için yapıldığına? "Sahalarımızda görmek istemediğimiz olaylar" tekerlemelerinizin kaç paralık inandırıcılığı kaldı? Bütün bu çığırtkanlığın ardında bunca zamandır ardında koştuğunuz AB'nin 50. kuruluş yılı kutlamalarına çağırılmamış olmanın hırsı ve bunun ezikliğinin acısını çıkarma telaşı olmasın. Hani çok meraklıysanız biliniz ki AB üyesi olan bir ülkenin ulusal takımına "dört atınca" sizi o birliğe almıyorlar, çok başka kriterler arıyorlar. Sakın o kriterlere uyum sağlayacağız diye çektiğimiz azap asıl bizim "tragedyamız" olmasın. Bırakın o kriterleri bir yana topraklarının neredeyse tamamı deprem riski taşıyan bir ülkenin doğrudan depremle ilgili bir tek resmi kurumu yokken 17 Ağustos depremi olur olmaz yardıma koşanların Yunanlılar olması sizin için daha büyük tragedya değil miydi? Yok, tragedyaları illa top sahasından devşirecekseniz "bu gâvurlara sekiz maçtır yenilmiyoruz" diye böbürlenmenin âlemi yok. Birileri örneğin "bugüne kadar İngiltere'yi kaç kere yendiniz ve kaç gol attınız" diye sorarsa "perişan" oluruz. Ey tragedyacılar, hakikaten trajikomiksiniz. Hadi kendimizi geçtik bari Lefter'e gerçekten bir parça saygınız varsa bir daha atmayın böyle hamasi başlıklar.
    Cem Doğan
    www.evrensel.net