kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi

Şiddetin önlenemediği durumlarda şiddet mağdurları, korunmak için artık kadın sığınma evlerine gidiyorlar. Sığınma evlerinin en önemli özelliği, adresleri gizli tutulduğundan şiddet gösteren eşin mağdura ulaşamaması.


Şiddetin önlenemediği durumlarda şiddet mağdurları, korunmak için artık kadın sığınma evlerine gidiyorlar. Sığınma evlerinin en önemli özelliği, adresleri gizli tutulduğundan şiddet gösteren eşin mağdura ulaşamaması.
Avrupa Birliği (AB) standartlarına göre her 7 bin 500 kadına bir sığınma evi kurulması zorunlu. Türkiye’de 3 milyon kadına bir sığınma evi düşüyor.
Demek ki, kadın sığınma evlerinin sayısının ülke genelinde acilen artırılması gerekiyor.
Peki, şiddet mağduru kadınların normal yaşama dönebilmeleri için başka nelere gereksinimleri var?
Şiddetin kadın sağlığı üzerindeki etkileri çeşitlilik gösteriyor. Fiziksel zararların yanı sıra anksiyete, depresyon, takıntı gibi ruhsal ve zihinsel rahatsızlıklar oldukça yaygın. Uzmanların konuya ilişkin önerilerini ise şöyle sıralayabiliriz:
Mağdurlara ücretsiz psikolojik tedavi uygulanmalı, iş olanağı ve maddi destek sağlanmalı.
Emniyet görevlileri, hukukçular -avukat, savcı, yargıç- ve hastane çalışanları şiddet konusunda özel eğitim görmeliler.
Şiddet uygulayan eşler de eğitilmeli.
Kuşkusuz eğitimin sınırları daha da genişletilmeli. Kız çocuklar üzerindeki baba, ağabey, ileride koca ve kocanın ailesinin baskılarını anımsayalım: Aslında ataerkil zihniyetin değiştirilmesi açısından erkeklerin çocukluktan itibaren eğitilmesi gerekiyor: Okulda, askerlikte, cami, kahve, kulüp vb. tüm toplumsal mekanlarda.
Anaokulundan başlayarak ders kitaplarında cinsiyet ayrımcılığı yapılmasına izin verilmemeli.
Derslerde kadına yönelik şiddet konusu işlenmeli; kalıplaşmış cinsiyetçi önyargıları kırmak için hem kız hem de erkek çocuk bilinçlendirilmeli. Kendisine dayatılan erkeklik rolünden, erkek kadına hükmeder düşüncesinden sıyrılan erkek, şiddete baş vurma gereksinimini duymayacaktır.
Eğitim kurumları kadar medya da cinsiyetçi tutumunu değiştirmeli. Medyadan beklenen olayların arkasındaki ataerkil zihniyeti eleştirmesidir. Ama kimi televizyon kanallarında, cinsel suçla ilgili haberler yayınlanırken eleştirel olmak şöyle dursun, reyting uğruna etik kurallar bile çiğneniyor. (Örneğin bir ilimizden diğerine giderken arabanın içinde üç kişinin defalarca tecavüzüne maruz kalan genç kadın, tedavi için hastaneye götürülürken yattığı sedyeden kameramanlara “Evliyim, çocuğum var. Çekmeyin! Yakınlarınızı da çeker miydiniz?” diye haykırıyordu. -27.1.2007-)
Televizyondaki cinsel şiddetten en çok küçük çocuklar etkileniyor.
Erkek çocuk çevresindekilere şiddet uygulamaya kalkışıyor.
Kız çocuk şiddetten korkup pısmayı öğreniyor. (İleride kocamdır, döver de sever de, demesine şaşmamalı.)
İzleyiciler olarak görevimiz, şiddeti reyting amacıyla kullanan televizyon programlarını protesto etmektir.
Ne yazık ki, toplum genelinde şiddet, hâlâ bir sorun çözme yöntemi olarak algınabiliyor. Şiddetle mücadelenin güçlüğü de burada; şiddetin meşruluk, yerleşiklik kazanmış olması.
Ancak artık tüm dünyada kadınlara yönelik şiddetin kontrol edilmesi, azaltılması için çalışmalar yapılıyor. Türkiye de, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni 1985 yılında imzaladı ve sözleşme 1986’da yürürlüğe girdi.
Ülkemizde şiddet olaylarına karşı idari ve hukuksal yeni önlemler alınıyor. (Mağdurlarla daha yakın iletişim kurabileceği için karakollarda kadın polis bulundurulması gibi.)
Kuşkusuz çözümün kendiliğinden gerçekleşmesi beklenemez. Hükümetlerin konuyla ilgili alacakları kararları etkilemek için kadın hareketleri uğraş veriyor. Ancak şiddetle mücadele için tüm toplumun seferber olması gerekir.
Özellikle yerel yönetimlerde, olayların üzerine gidebilecek yürekli kadın yöneticilerin yer almalarının, sorunun çözümünde etkili olacağı açıktır. (Ama ne yazık ki bugün yerel yönetimlerindeki kadın oranı yüzde 1’i geçmiyor.)
Denilebilir ki, çok yönlü ve kapsamlı devlet politikaları geliştirilmediği sürece sosyal ve hukuksal düzenlemeler sorunu çözmeye yetmez. Aynı şekilde, kadın sığınma evleri, acil telefon hatları vb. önlemler de şiddeti ortadan kaldırmayacaktır.
Ancak bu tür önlemler, yaşamı tehlikede olan kadınlara yarar sağlayacaktır. Onları güvenlikli bir yaşam ortamına kavuşturacaktır. Yeter ki hükümetler, bunun için gereken kaynağı ayırsınlar.
Tülin Tankut
www.evrensel.net