ciddiyetsizliklere karşı ciddi bir
cumhurbaşkanı adayıyım

Kamuoyunun aşina olduğu simalardan biri olan ve genellikle ‘sivri dilliliğiyle’ tanınan Metin Uca, geçtiğimiz günlerde aday kısırlığı çeken Köşk seçimleri için adaylığını açıkladı. Meclis’e cumhurbaşkanı adayı olarak sunulabilmesi için 110 vekil oyu gerekiyor, onu da sağladığını söylüyor. Metin Uca’yı tanıyanlar, adaylığının ne kadar muhalif ve ciddi olduğunun farkındalar. Kendi adaylığını bir de Uca’dan dinleyelim...


Kamuoyunca tanınan ve sevilen bir simasınız. Cumhurbaşkanlığı’na adaylığınızı da 22 Mart'ta ilan ettiniz. Bunu neden gerekli gördünüz?

Meclis aritmetiğindeki dengesizliğin, yüzde 22 ile neredeyse bir 'azınlık faşizminin' yüzde 66 gibi bir çoğunluğa ulaşmasıyla bunun Türkiye'de bir soruna neden olacağını biliyordum ve bekliyordum. Ama büyük bir şansımız vardı, şu anki Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer. Gerçekten 5 yıllık AKP iktidarının tuhaflıklarına karşı, orada ücretsiz bir hukuk dersi verirken de Çankaya'nın saygınlığını ve tuhaf biçimde bu 'azınlık faşizmine' karşı demokrasiyi ilkeleriyle koruması anlamında, ‘iyi ki varsınız’ dedirtecek bir çizgisi oldu. Ama ne yazık ki görev süresi sona eriyor ve cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusunda henüz bir adım atılmadı. Çünkü ellerine geçirdikleri bir çoğunluk var ve bu yöntemle seçeceklerini zannediyorlardı. Ama bu kadar yoğun bir toplumsal baskı da beklemiyorlardı. İşte bu yoğun baskı da bir şeyin altını çizdi: Gerekli uzlaşma sağlanırsa, ortak akılla parlamento dışından şimdiki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer gibi bir isim üzerinde uzlaşılabilir. Artı bu uzlaşma gereklidir!
Böyle bir ortamda ben, hem bunu dile getirmek hem de kendi adıma -yetkin bilgi donanımımı yeterli gördüğümden- adaylığımı koydum. Çünkü buna kalkışan ve cüret edenlerin taşıdığı özelliklerle kıyaslanması ve kimin daha iyi bir cumhurbaşkanı olabileceğinin geniş kesimler tarafından görülmesi anlamında, hem buradaki protest kimliğimi de sürdürerek hem de son derece ciddi bir aday olarak ortak akılla seçilebilecek bir cumhurbaşkanı olduğumu göstermek için ortaya çıktım.
Ben siyasi tavrı belli olan ama asla siyasetin içinde olmayı düşünmeyen biriyim. Ama kesinlikle Cumhurbaşkanlığı’na aday olan birisiyim.

Peki Cumhurbaşkanlığı’nı siyaset üstü mü görüyorsunuz?
Hayır, siyaset üstü anlamda değil. Elbette cumhurbaşkanının siyasi bir kimliği olacaktır. Bu her görüş olabilir. Tek bir ilke vardır. O da Cumhuriyet’in temel ilkeleriyle ve kurumlarıyla çelişmemek. Hassasiyet gösterilen nokta zaten burası. Kamuoyu araştırmalarında yüzde 70’in "Hayır sen olma" demesinin nedeni... Ama bu işin gayri ciddiyetsizliği öyle bir noktaya geldi ki keşkek yiyerek adaylığını açıklama noktasına geleceğini söyleyen ama bir türlü vezir parmağını yiyemediği için açıklayamayanlar olduğu gibi, sadece maaş birikimiyle oğluna gemi alıp da gemi, azıya alamayanların aday olamamasına kilitlenmesi de tuhaftır.
İşte böyle bir ortamda, ben çok daha ciddi bir adayım. En azından saklamadım, artı fıtık değilim. Kimseyi de fıtık etmiyorum; o yüzden, daha rahat çıkacağımı düşünüyorum.
Bunları bir araya getirdiğinizde ciddiyetten anladığım, bu ülke ve insanının yetkilerini bilmek ve oranın yetkileriyle parlamentoya da yön gösteren bir çizgide, Türkiye'nin yönetiminde ağırlıklı ve önemli bir yere sahip olmak. Cumhurbaşkanının bu anlamda işleviyle ilgili bir sorunu yok. Ahmet Necdet Sezer, "bir cumhurbaşkanı nasıl olur"un en güzel örneği.
Belki ben biraz daha genç olmanın getirdiği ataklık ve canlılıkta olabilirim. Ama tutarlı ve halkını sevip anlayan görüşün devamı çok önemlidir.
Bu anlamda bir devamlılık gerektiğini düşündüğüm için yola çıktım.

Çankaya adaylığınızı açıklamadan önce, bu yönde kulis çalışması yaptınız mı?
İlişkiler kurmaya devam ediyorum. Geniş bir tanıtımla milletvekillerinin indinde de bunun yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Bir ortak uzlaşma olmazsa zaten, Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacaklar. Asla cumhurbaşkanı olamayacak, koltuk başkanı olacak! Sorunu da göğüsleyemediği için ya 7 yıl boyunca sorunlarla boğuşan biri olacak, ya da ortak akılla uzlaşmayla Cumhurbaşkanlığı yapacak biri olacak.
Çankaya noterlik makamı değildir. AKP iktidarının, tuhaf meclis aritmetiğini oraya taşıyarak kendisine yeni bir statü elde etme çabası da olamaz. Çankaya başka bir yerdir. Oranın devlet ciddiyeti vardır. Ben bu ciddiyeti gözlemlemiş, bilen biri olarak öneriyorum kendimi.
Anayasal kurumla sorun yaşamamış, hiçbir problemi olmayan biri olarak adaylığımı koyuyorum. Maddi hesabı olmayan biri olarak ortaya çıkıyorum. Geniş kesimlerde kıyaslama şansı yakalamak için ortaya çıkıyorum. Tabii ki bunu kendi kişisel tanınırlığıma yönelik kullanacağımı düşünenler olabilir. Eğer benim tanınırlık sorunum olsaydı, bu sorunumu çözebileceğim çok daha ucuz, kolay ve kolaya kaçacağım seçenekler de olabilirdi.
Buna karşılık ben, geleceğimi de tehlikeye atmama karşın çok önemli bir görev olduğunu düşündüğüm için yurttaşlık bilinciyle ortaya çıkıyorum.
Bazıları diyorlar ki "Bu ciddi bir girişimse çok komik, ama şakaysa hiç komik değil."
Kalemşörlerine böyle yazdırmaya başladılar. Ben de diyorum ki tam tersine, ben ciddi olduğum için bu iş çok ciddi. Ciddiyetsizliği yaratan, şu an ortaya çıkamayan adaylar. Çankaya konusunda yaptığı ankete koyacağı isimleri bile anketi yaptığını söylediği şirkete bırakanlar çok daha komik olduğu için ciddi kalıyorum yanlarında.

Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde buna benzer bir adaylık durumu olmuştu...
Fransa'da bir komedyenin adaylığı ciddi değildi. Ben, ekrandan bilinen veya televizyon yüzü olmama karşın adaylığımı koydum. Benim şu anda önümdeki engel -o da uzlaşılmaması durumunda- 110 kişidir. Ama bu sadece benim için değil, uzlaşılmadığı durumda herkes için sorundur. Ben de parlamento dışındaki adaylar kadar (halkın yüzde 70'inin böyle bir beklentisi var) şanslıyım.

Meclis aritmetiğine bağlı kalınan değil de bir halk referandumunun olabileceği bir seçenek aklınızda var mı?
Hayır, böyle bir seçeneği önerme hakkım yok. Ben ortak akılla üzerinde uzlaşılabilecek adayların parlamento dışında olduğuna inanıyorum. Dünyanın her yerinde aday çıkar, kendini tanıtır ve bunu bir artıya dönüştürür. Adaylar kendilerini açıklamamayı bir taktik savaşa dönüştürüyor. Ben buna karşıyım, karşı olmaya devam edeceğim. Adayların bunu bir taktik savaşına dönüştürmesine karşı, dürüstçe ortaya çıkmaktır. Ne istediğimi, ne yaptığımı söyledim. Ve şu anda aday olamayanlara karşı üstünlük taşıdığımı herkes gördü. Bu benim avantajım.

Taktik savaş yürüten kesimlerin geçmişten birtakım hesapları olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Ne yazık ki oradaki ikiyüzlülüğü cumhurbaşkanı makamına taşıyorlar. Siyasetin getirdiği kıvraklık değil, kötü bir oyun!

Bir cumhurbaşkanı adayı olarak, çizgiyi devam ettirmek ya da yenilikler katmak adına sizin bu makamdan beklentileriniz nedir?
Çizgiyi devam ettirmek artı katmak istediklerim nedeniyle... Türkiye'nin saygınlığındaki en önemli simgelerden biridir Cumhurbaşkanlığı. Bu ülkenin insanını iyi tanıdığım için yola çıktım. Hem sorunları biliyorum hem umutları, beklentileri... Gündeme zorla sokulan şeyleri biliyorum. Orada bu politikaları ele almak anlamında katkım olacağını anladığım için yola çıkıyorum.
Herkesin orada bir danışmanlar ordusu olacak. Ama benim net-tutarlı, şu anki Cumhurbaşkanımızın çizgisinde ama katkı sağlayacağım birtakım yenilikler de olacaktır tabii ki...

Size ulaşacak ve yetkiniz dahilinde öncelik vereceğiniz yasalar neler olur?
Birinci sorunun işsizlik ve yoksulluk olduğu meydanda. Gelir adaletsizliği bunun arkasından geliyor. Siyasetteki tıkanıklık da buna bağlı biliyorsunuz.
En önemli tıkanıklık noktalarından biri de Türkiye'nin, bu kuşatılmışlık içinde sesini yükselten, onurlu, ayağını yere sağlam basan bir duruş gösterememesi. hükümetler arası pazarlık haline dönüştürülmesi.
‘Gelir adaletsizliği konusunda neler yapılabilir’ diye soracak olursanız; kayıtdışı ekonominin öncelikle çözülmesi temennisi olabilir. Cumhurbaşkanının bu konuda yapabileceği bir şey yok.
Aşırı tüketime kaçmadan, gündelik hayatın sürdürülebilirliğini, bu çizgiyi devam ettirmeyi ve bu anlamda sanat insanı olmayı, bilimin gündelik hayattaki etkinliğini artıracak, destekleyici unsurlarla insanlara bunların 'boş' şeyler olmadığını anlatmak gibi.
Hayatın içine zorla sokulan bilinmezliklere karşı yine insanın akıl ve iradesinin, 'kul olma bilincine' karşı 'vatandaş olma onurunun' altının çizildiği bir Cumhurbaşkanlığı.
Bunlar belli dönemlerde hatırlatılmaktan çok somut olaylarla hayata geçirilebilir.
Bunlar, ne Sayın Demirel'in uyguladığı tarzdaki bir popülizm, ne de ondan önce Özal dönemindeki çevreye toparlanan yağcılar ordusuyla değil... Gerçek anlamda irdeleyen, dinleyen bir cumhurbaşkanı, sağlıksız şekilde gelen hükümetlerin denetlenmesi anlamında da önemli bir işleve sahip olabilir.

Adaylığınızı açıklamanızla birlikte çevrenin ya da medyanın size yaklaşımında bir değişim gözlemlediniz mi?
İnansa da inanmasa da bir durum olmadı. Bir 'zübük' öyküsü değil bu. Onlardan bir beklentim, onların da benden bir beklentisi olmadığı için... Ama yürekten destekleyen, "Biz seçseydik yine siz olurdunuz" diyen inanılmaz bir topluluk var.
Bir televizyoncu olarak kendiniz için bir şeyler yapmayı düşünürken, onların hayatları için bir şeyler yapacağınızı söylediğinizde, aldığınız tepkiler her anlamda zenginleştiren tepkiler.
Can Soylu
www.evrensel.net