cızırtı

cızırtı

varoş mu dediniz?


Dediler.
Şarkı Söylemek Lazım yarışması, hemen arkasından geldiği Buzda Dans’a fazlasıyla benziyor. Nasıl onda buz dansından çok atışmalar, itişmeler, dedikodular ilgi çektiyse, Şarkı Söylemek Lazım’da da şarkılara pek kafasını takan yok.
Tartışmayı başlatan, önceki hafta Oray Eğin’in Hilal Özdemir ile Hazım Körmükçü ikilisini eleştirmesi oldu. Bu isimlerden birincisi gazeteci, şimdi yarışmanın jürisinde, ikincisi şarkıcı, üçüncüsü de oyuncu. Son ikisi, yarışmacı, aynı zamanda evliler. Oray Bey’i kimileri Okan Bayülgen’in programında New York’u sokak sokak bildiğini ispatlamasından da hatırlayabilir. Ama aynı ilgiyi yaşadığı kentin kimi kesimlerinden esirgemiş. Kendince şöyle bir eleştiri icat etti çünkü: “Varoş gazinolarında çıkan şarkıcılar gibi giyinmişsin”.
Kendisi daha çok kıyafetleri yorumladığı için, dahası elit ve zengin işi olanın daha iyi olduğuna dair bir inanç taşıdığı çok belli olduğundan, bu yorumunda garipsenecek bir şey yok. İşin ilginç yanı, lafı yiyen yarışmacılar da oracıkta bir cevap vermeyi akıllarına getirmemişti. Ama ertesi haftaya kadar bayağı düşünüp, hazırlık yapmışlar.
Özenle çirkin giyinmiş şekilde çıktılar, kendilerince büyük bir laf yumurtlar gibi “Bizi bu hafta varoşlar giydirdi, hepsine teşekkür ediyoruz” dediler. Arkasından da kimseyi konuşturmadan sıralamaya başladılar, “Ben devlet memuru çocuğuyum, kuruşun hesabını yapmanın ne demek olduğunu bilirim, o insanları aşağılamaya kimsenin hakkı yok” falan filan. Hazım Körmükçü’nün şu müthiş varoş tanımına bir bakın: “O varoş dediğiniz, hor gördüğünüz insanlar sabah hepimiz uyurken çöplerimizi topluyor, fırınlarda ekmeğimizi pişiriyor, yirmi dört saat bu vatanı bekliyor” (burada ses yükseliyor, alkışlar ve perde...)
Çocukluğunu bilmem ama hayatında ne varoş ne de bir emekçi yüzü görmediği gibi bir izlenime kapılıyor insan. Kırk bin çeşit iş arasından, onun aklına ilkokul ders kitabındaki gibi çöpçüler, fırıncılar ve tabii askerler geliyor.
Hilal Özdemir’in Oray Eğin’e yaptığı eleştiriden de etkilenmemek elde değil: “Siz gazeteciymişsiniz ama ben adınızı duymadım. Zaten siz herkesi eleştirirmişsiniz.” Hanımefendi meşhur gazetecileri gördükçe gazeteciliği şarkıcılık gibi “ün kazandıran” bir iş sanıyor demek ki. Belki eleştirmenin de ayıp olduğunu düşünüyordur.
Aynı anda, Oray Eğin’in ne varoşlardan özür dilemeye niyeti vardı, ne de bu ikiliye laf yetiştirmeyi becerebildi. Son duyduğum “Türkiye vasata teslim oldu” gibi bir şeydi, ama o sırada güzelce reklamını yapan yarışmacılar söyleyeceklerini söyleyip kimseyi dinlemeden gidiyorlardı bile.
Biz bu yarışmalarda ne popülistler gördük, şerbetliyiz neyse ki. Yine de insanın kafasını karıştırıyorlar. R’leri yuvarlayarak konuşan elitçi gazeteciye karşı emekçileri savunan birileri varmış gibi görünüyor ya, insan ister istemez onları destekleyecek oluyor.
Kimse kusura bakmasın, ben bu atışmada taraf tutmayı reddediyorum. Kırmızı köşede fazlasıyla “Beyaz Türk” yanlısı gazeteci ama aynı zamanda herkesin birbirine yalakalık yaptığı programda tek aklı başında eleştiri yapan kişi var. Mavi köşede varoşları, emekçi insanları savunan yarışmacı çift ama bunu oy için yaptıkları çok belli. İki taraf da varoşlar adına bir tartışmadır yürütüyor.
Laf salatası yapan Melih Gökçek’e karşı Emin Çölaşan’ı tuttuğumu fark edince çok sinirlendim zaten. Bir haftada iki kere fazla...
‘belgesel olsa her gün izleriz’
Hayat Televizyonu, kendisini şimdiden memleketin en çok beklenen kanalı ilan edebilir. Yalnızca bunca yıldır ihtiyaç duyulan bir anlayışla yayın yapmaya hazırlandıkları için değil, test yayınında bile merakla izlendikleri için de. Akışta şimdilik klipler, konser kayıtları, belgeseller, destekçi ve izleyici röportajları var ama sabahtan akşama kadar izleyenler olduğunu biliyorum. Benim en çok sevdiğim kısım vatandaşların görüşleri. Pek yaratıcı öneriler çıkmıyor belki. “Belgesel izlemek isterim”, “Daha güzel programlar olsun”, “Televizyonu izliyoruz ama farklı şeyler olsa daha iyi olur” en tutulan yanıtlardan bazıları. Sorular seyircileri biraz köşeye sıkıştırıyor. Daha doğrusu, “Günde 10 saat televizyon izlerim” diyenlerin bile ne izledikleri üzerine pek fazla düşünmediği belli oluyor. Dolayısıyla, Hayat Televizyonu gibi bir kanalın ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğu da...
Test yayınından bir kanalın karakterini vermesini beklemek haksızlık olur. Ama itiraf etmeli, Hayat’ta şimdiden insanın ilgisini çeken bir taraf var. Röportajlardaki samimi havayı özellikle tavsiye ediyorum. Malum, samimiyet dediğiniz televizyonda pek bulunacak bir şey değil.
KAMPANYA - balon şöhretler yaratmayın
Andy Warhol’un “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak” sözünün ne kadar isabetli olduğu fikri pek yaygındır ama bunun sonuçlarını tartışma aşamasına henüz geçemedik. 15 dakikalık şöhret olmak iyi olacak diye bir kural yok çünkü. Son yıllarda BBG, Popstar, gelin-damat-kaynana yarışmaları o kadar çok genç insanı biraz ünlü eder gibi yapıp ortada bıraktı ki, elini sallasan eski ünlüye çarpıyor artık.
Bu ani “yükseliş” ve “düşüş” de herkese yaramıyor haliyle. Kendisini sirk yarışmalarına atanlar daha şanslı tabii. Ama diğerleri? Mesela son olarak eski Popstar adaylarından Bayhan polise ateş açmaktan gözaltına alındı. Tek örnek o değil ne yazık ki. Fuhuş operasyonunda alınan mı istersiniz, uyuşturucudan genç yaşta ölen mi... Merak ediyorum, bu balon şöhretler yaratan uyduruk yarışmalarda daha ne kadar ısrar edecekler?
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net