SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • Yorumcu ve yazıcı Gürcan Bilgiç’in, topçuları, düşünme yeteneklerine göre on bire yerleştirmesine ve ileri geri olarak ikiye ayırmasına ilişkin engin düşünce ve görüşüne geçen hafta değinmiştim.


    Yorumcu ve yazıcı Gürcan Bilgiç’in, topçuları, düşünme yeteneklerine göre on bire yerleştirmesine ve ileri geri olarak ikiye ayırmasına ilişkin engin düşünce ve görüşüne geçen hafta değinmiştim. Ancak gördüm ki böylesine anlamlı ve önemli bir görüşün salt eleştirel bir yaklaşımla irdelenmesi yetersiz kalacaktır. Bu eksikliği gidermek için, konunun bir kez de gülmece yönüyle ele alınması gerekmektedir. Bu yazıda bunu yapmaya, Bilgiç’in bilgiçliği üzerine bir bilgiçlik denemesinde bulunmaya çalışacağım.
    Demişti ki Bilgiç, “Deniz o kadar kısa sürede düşünebilecek, bu kadar hızlı düşünebilecek bir oyuncu olsa forvet olurdu, defansta oynamazdı.” Ben de bu sözün üzerine atlamış, bir ayaktopu takımının iki ucunda oynayanlar arasında bölücülük yapıldığını, kimi oyuncuların, ki bunlar savunma oyuncuları oluyor, harcandığını, üstelik de kötü harcandığını vurgulamaya çalışmış, sözün babası Gürcan Bilgiç’in, eğer geçmişinde top oynadıysa takımın hangi ucunda görev yaptığını sormuş, yanıtını da Ahmet Çakar’ın Gürcan Bilgiç’e söylediği bir sözde bulmuştum. Buna göre Gürcan Bilgiç, kendi bilgiçliği ışığında savunmacı oluyordu ya da olursa ancak savunmacı olabiliyordu.
    Bilgiç’e göre savunmacılar yavaş düşünen insanlardı. Öyle oldukları için savunmacı oluyorlardı üstelik. Eğer hızlı düşünebilselerdi geri uçta değil, ileri uçta oynarlardı. Bu mantığa bir de ters köşeden bakıldığında, hızlı düşünenlerin de ileri uçta akıncı olarak iş tuttukları ya da akıncıların hızlı düşündükleri gibi bir durumla karşılaşılıyordu, doğruluk derecesi kestirilemese de. Demek ki, bir karşılaşma bir takımın çok gollü üstünlüğü ile sonuçlanmışsa akıncılarla karşı takımın savunucuları arasında düşünme hızı bakımından bayağı bir uçurum vardır. Demek ki ulusal takımımızın Yunanistan’a, hem de Yunanistan’da dört gol atmasının altında böyle bir gerçek yatmaktadır.
    Eğer karşılıklı bol gol varsa, o zaman da iki takımın akıncıları arasında ya da savunmacıları arasında bayağı bir benzerlik var demektir. Bir, biri atmış, bir diğeri. Ya da bir, biri yemiş, bir diğeri. Ulusal takımın Norveç’e iki gol atıp iki gol yemesinin nedeni de böyle bir şey anlaşılan. İyi de, ya karşılaşma golsüz bitseydi. Bu durumda ileri ucun da savunmacılardan oluşturulduğunu düşünmek gerekecekti. Düşünsel eşitliğin sağlanmış olması bakımından yani. Ama, akıncıların hızlı düşünmelerine karşın, üzerlerine kal geldiği için durup kaldıkları da düşünülebilir belki. Belki de iki takımın savunması da akıncılardan kurulmuştur. Yani golsüzlüğün temelinde bir olağandışılık vardır kesinlikle. Yoksa olmaz böyle bir şey.
    Orta oyuncuların kendi durumlarından da kaynaklanmış olabilir golsüzlük. Bilindiği gibi ayaktopu takımlarının ileri ve geri uçları arasında, yani akıncılarla savunmacılar arasında sıkışmış bir de orta oyuncular vardır. Düşünme yetilerine ilişkin olarak herhangi bir bilgiçlik belirtisine rastlanmamasına karşın bunların da düşünme hızlarının görüntülenmesi iyi olur. Çünkü, hem oyunun gelişimi üzerinde bayağı bir etkileri vardır, hem de başları kel değildir garibanların.
    Sözün gelişi bunların arasında öyleleri vardır ki, düşünme hızı bakımından savunmacıların biraz uzağında, akıncıların ise biraz yakınındadırlar. Yani savunmacılardan hızlı, akıncılardan yavaş düşünme güçleri vardır. Bir başka deyişle, akıncılar denli olmasa da hızlı düşünebilmektedirler. Savunmacılar denli ağır düşünmedikleri için de ortada kalmış gitmişler zavallılar. Yine de, bu özellikleri yüzünden orta alanın akıncılara yakın kesiminde konuşlandırılıp akına yönelik görevlendirilirler. Bütün bunlar göz önüne alındığında da ofansa dönük orta oyuncular olarak adlandırılırlar kendileri. Doğal olarak bu işi bilen bilgiçlerce. Ve yine bilgiçlerin bilgiçliklerine göre kimi karşılaşmaların bol gollü geçmesinin ana nedeni orta alandaki bu tür bir oluşumdur.
    Kimileri de var ki bu oyuncular arasında hem düşünce olarak, hem düşünce hızı olarak savunmacılara çok yakın; ama onlardan biraz hızlıdırlar. Akıncıların ise çok uzağındadırlar ve de onlara oranla bayağı bir yavaş düşünmektedirler. Bunlar da bu özellikleri yüzünden savunmaya yakın kalmışlar; savunmacı olamasalar da ortada bir yerde yer bulmuşlardır kendilerine. Bilgiçler bunlara da “defans ağırlıklı orta oyuncular” demişlerdir. Kimi karşılaşmaların az gollü ya da golsüz sonuçlanmalarının birinci; belki de en önemli nedenidirler.
    Özetlemek gerekirse, orta oyuncular, iki uçta da yer bulamayan topçulardan oluşmaktadır, Bilgiç’in bilgiçliği göz önüne alındığında. Ama bu işin kitabını yazan ya da yazma aşamasına gelmiş başka bilgiçlerce orta oyuncuların bir takımın en önemli adamları olduğu söylenmektedir.
    Düşünce hızları ne olursa olsun iki uç arasında ileri geri koşturup duran orta oyuncular, takımın ağır işçisidirler. Emekçisidirler. Oyunu yöneten düdüklü adamdan sonra en çok onlar koşarlar, yine de beğenilmezler.
    Haaaa!.. Bir de kaleciler vardı. Onların düşünce yapılarının da incelenmesi gerekmektedir. Bir başka yazıda.
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net