Hayatın geri alma kolu yok!

Yeni kurulan İstanbul Halk Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve 11 kısa oyundan oluşan ‘Can Tarlası’, son yıllarda ülkemizi saran şiddet kasırgasının boyutlarını ve nedenlerini araştırıyor.


Yeni kurulan İstanbul Halk Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve 11 kısa oyundan oluşan ‘Can Tarlası’, son yıllarda ülkemizi saran şiddet kasırgasının boyutlarını ve nedenlerini araştırıyor. Toplumsal hayatımızın hızla şiddetin tehditleriyle sarmalanmasının, bireysel trajedilere yabancılaşmamızın ve şiddeti kanıksamamızın nedenlerini eleştirel-gerçekçi bir bakışla, şiddetin kendisi kadar yalın ve sert bir dille sorgularken güldürmeyi de ihmal etmiyor. Çok kısa sürede büyük yankılar getiren ‘Can Tarlası’ hakkında, İstanbul Halk Tiyatrosu’nun kurucularıyla ve yönetmeniyle görüştük. Oyunu yazan ve yöneten Kemal Kocatürk, oyunlarda ölen insanların hemen ardından oyuncuların adeta video kaydını geri alma gibi geriye gidişlerini ise ‘Sadece hayatın geri alma kolunun olmadığını vurgulamak istedik’ diyerek açıklıyor.

Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine dair bir oyun yazmak nasıl aklınıza geldi?
Önemli olan, bireysel trajedilerin artık gömülmüş olması. Yanı başımızda bir savaş var ve bu savaş sayılara gömülmüş durumda. Her gün haberlerde Irak’ta 50 kişinin öldüğü söyleniyor. Halbuki her insanın kendi öyküsü vardır. Bu öyküleri görmeden, ölenleri sadece sayılarla anmak bana ağır geldi açıkçası. Zaten günlük yaşam içerisinde şiddet filmleriyle, bilgisayar oyunlarıyla şiddet kanıksatılıyor bizlere. Bununla birlikte yanı başınızda olan bir savaşta yaşananları bir kenara bırakın, kendi yanımızda yaşanan bir savaşı görmezden gelmeye başladık. Birbirimizle kuru ekmeği paylaşan insanlarken ne oldu da biz bu duruma geldik? Benim çocukluğumda destancılar vardı. Yaşanmamış öyküleri satarlardı ama o hikayelere bile insanlar oturur ağlardı. Şimdi çoğumuz 3. sayfa haberlerini okumuyoruz bile. Eğer biraz da maddi açıdan refaha ermişsek, 3. sayfalara konu olan kişileri umursamıyoruz. Halbuki bu insanlar halkın ta kendisi.

İstanbul Halk Tiyatrosu’nun kuruluşu nasıl gerçekleşti?
Oyun yazıldıktan sonra İstanbul Halk Tiyatrosu kuruldu. Tiyatrodaki oyuncu arkadaşlarım, neredeyse çocukluktan beri arkadaşım olan kişiler. Oyun yazılınca bunu sahnelemek istedik. Türlü türlü yalanlarla çevremiz sarılmış durumda. Bizim de bunun karşısında durmamız gerekiyordu. Bundan dolayı da tiyatromuzun adı ‘Halk’ oldu. Bu postmodern kültürde nasıl olmak gerekiyorsa, biz de öyleyiz. Yani onların silahlarıyla oynuyoruz. Öte yandan en başta sahne bulmakta zorlandık. Barı olan bir arkadaşımız, barında çalışabileceğimizi söyledi. Biz de gündüzleri orada çalıştık mesela.

Can Tarlası’ndaki 11 kısa oyunu hangi kriterlere göre belirlediniz?
Can Tarlası için 15 oyun yazmıştım aslında. 4’ünü çıkarttım. Seçim yaparken toplumu derinden etkileyen ve güncel olan konuları seçmeye çalıştım. Mesela töre cinayetleri... Bu cinayetler neden işleniyor, yasaların bunda hiç mi etkisi yok? Bunu irdeliyoruz. Mesela çocuğu hastanede rehin kalan bir babanın intiharını anlatıyoruz. Burada hem var olan rejimi, hem de sistemi sorguluyoruz.

Son oyunda, halkın içerisinde bulunduğu mevcut durum anlatılıyor. Peki kişisel anlamda çözüm öneriniz nedir?
Biz çözüm önermiyoruz. Sadece ayna tutuyoruz. ‘Bakın bu haldeyiz’ diyoruz. Bizim yasalarımızı oluşturan insanları biz seçtiğimize göre, doğru insanları seçmemiz gerekiyor. Buna vurgu yapıyoruz.

Oyunun ilk sahnelenmesinin üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen oyun birçok yerde olumlu yorumlar alıyor. Böyle bir tahmininiz var mıydı?
Yeni kuruluş olmakla birlikte bu kadarını biz bile tahmin etmiyorduk. İlk oyunuyla bile bu kadar kendinden söz ettirince, gelecekteki projelerimizin çok daha iyi olacağını söyleyebilirim. Söylenecek son şey ise 1 dakika bile suç işlemeden duramıyoruz. 10 kişiden 2’si silah taşıyor. Birine bir şey söylemeye gelmiyor. Hemen silahına sarılıyor. Hrant Dink ne oldu da öldü? Neden öldü? Savaş mı çıkardı? Sadece düşüncelerini söylediği için öldürüldü. Düşüncelerinden dolayı öldürülenlerin olduğu bir ülkede avaz avaz bağırıyoruz!

Her oyunun sonunda ölenler oluyor ve sonrasında ise hızlı bir şekilde geriye alınarak oyun bitiriliyor. Bunun nedeni nedir?
Bunun çok kısa bir açıklaması var. Hayatın geri alma düğmesi yok ne yazık ki! O silaha dokunmadan önce 1001, 1002, 1003, 1004 diye sayalım lütfen. Onun için yukarıdakilere diyoruz ki ‘Bu toplumu cahil bıraktığınız sürece, bu insanlar saymayı başaramazlar.’ (İstanbul/EVRENSEL)
‘Bebekleri katil yapan karanlığı sorgulamak için’
Bahtiyar Engin: İstanbul Halk Tiyatrosu’nun kurulmasında 6 arkadaşın da yıllardır biriktirdiği farklı nedenler vardır. Diğer arkadaşlara göre nedenleri farklıdır ama benim için halkın anlamayacağı şeyler yerine, ya da ‘Bizim halk bunu sever’ diyerek işi sıradanlaştırmak yerine az ondan, az diğerinden ve söyleyeceğim şeyi en iyi şekilde anlatmak istediğim için bu tiyatro grubunda yer aldım. Geçtiğimiz sene, içerisinde birçok tiyatro şöhretinin olduğu ve ödül almış birçok oyundan daha fazla izlendik. Bunu bekliyorduk ama yine de ummuyorduk. Bizim amacımız direkt halkın kendisiyle buluşmak. Birçok özel tiyatronun sezon boyunca elde edemediği izleyici sayısına ulaştık. 20 ilde turneye çıkacağız. Gönül istiyor ki tüm illere gidebilelim. 3. sayfa haberlerine karşı toplumsal duyarlılığı artırmak istiyoruz. Günde 30 tane namus cinayetini kanıksadık artık. Çok benimsediğim bir şeyi söylemek istiyorum. Hrant Dink’in cenaze töreninde Rakel Dink’in yaptığı konuşmadaki gibi, ‘Bebekleri katil yapan karanlığı sorgulamak için’ İstanbul Halk Tiyatrosu’nu kurduk.
Şehir Tiyatrosu ailemiz ‘Halk Tiyatrosu’ arkadaşlarımız

Levent Üzümcü: Oyuna dair olumlu yorumlar alıyoruz. Bir şeye talep varsa, demek ki doğru yapıyoruz demektir. Tabii ki en büyük reklam, oyunu izleyenlerin oyunu başka arkadaşlarına tavsiye etmesi. Beğenmediğimiz çok fazla yönü var ülkemizin. Bu ülkeyi çok seven insanlar olarak, bu sevmediğimiz yönleri eleştiriyoruz. Biz Şehir Tiyatrosu oyuncularıyız. Eğer Şehir Tiyatroları’nı bir bireyin ailesi içerisindeki tavrına, İstanbul Halk Tiyatrosu’nu da arkadaşlarımız arasındaki tavrımıza benzetirsek; İstanbul Halk Tiyatrosu’nun bizim için ne ifade ettiğini doğru algılamış oluruz.
Yıldıray Şahinler: Ortak dertlerimiz var

Biz 20 yıllık, yani çok eski arkadaşlarız. Ortak dertlerimiz var. Halk tiyatrosu da oradan çıktı. Benim için güzel oyun diye bir şey yok. Seyirciyle konuşmak ve ona anlatmak istediğim bir şey yoksa ve o dünyanın en güzel oyunu bile olsa benim için bir şey ifade etmiyor. Biz sahnede seyirciden yüksekte duruyoruz, ama sadece seyirci bizi görsün diye. Dizilerde ekmek parası için çalışıyoruz. En başlarda bizleri ‘Halk’ ismini kullanmamız nedeniyle popülistlikle suçlayan yazılar da yayınlandı. Ama oyun izlendikten sonra, yoğun da ilgi görmeye başlayınca bu yazıların yanlış olduğu görüldü. Biz televizyonun başındaki adamın kalkıp tiyatroya gelmesini ve onunla bir şeyleri konuşabilmeyi istiyoruz. Zaten benim babam memurdu, Levent’inki sendikacıydı, Bahtiyar ve Kemal’inki ise çiftçiydi. Onun için biz nereden geldiğimizi biliyoruz ve onun için sırça köşklere çıkmıyoruz. Sahneye çıktığımız zaman halktan farklı insanlar olduğumuzu düşünmüyoruz. Ben hiçbir baskı hissetmeden, anlatmak istediğimi anlatmak istediğim gibi anlatmak istiyorum. Bilet fiyatlarını düşük tutmak için çalışıyoruz ama giderler çok korkunç. Asıl hedefimiz, para kazanmak değil ama elbette para da kazanmak istiyoruz. Kendi yağımızla kavrulmak istiyoruz.
Nihat Karadağ
www.evrensel.net