Azınlık hakları Süryanilere tanınmıyor

Mezopotamya’nın en eski halklarından olmalarına karşın, zorunlu göçler nedeniyle anavatanları Türkiye’de sayıları çok azalan Süryanilerin sorunları, bugün yaklaşık 3 bin Süryaninin yaşadığı Midyat’ta tartışıldı.


Mezopotamya’nın en eski halklarından olmalarına karşın, zorunlu göçler nedeniyle anavatanları Türkiye’de sayıları çok azalan Süryanilerin sorunları, bugün yaklaşık 3 bin Süryaninin yaşadığı Midyat’ta tartışıldı. Matiat Otel’de 30-31 Mart günlerinde gerçekleşen 1. Uluslararası Süryani Sempozyumu’nda, Süryaniler hakkında bilgilendirici sunumların yanında Türkiye’de Süryanileri göçe zorlayan sorunlar ve geri dönüş olanakları da tartışıldı.
Milletvekilinden ilginç uyarı
Sempozyum, Mardin Milletvekili Nihat Eri’nin, Süryanileri Türkiye’nin AB’ye girmesi için çalışmaları ve “genç nesiller arasında” sorun yaratacak konulara değinmemeleri konusundan uyarması ve “Teröre otuz bin can vermiş bir ülkede terör bağlantılı ya da farklı bir şekilde Türkiye’nin sıkıştırması doğru değildir” sözleri ile konuşmasına başlaması dikkat çekti. Eri, geçtiğimiz hafta bir Süryani Kilise yetkilisinin bahçesine atılan bombanın ise can kaybı yaşanmadığı için “büyütülecek bir olay olmadığını, medyanın olayı yansıtmasıyla büyütüldüğünü” söylemesi de dikkat çekti.
Süryaniler Lozan’da yok sayılıyor
Sempozyumun “Süryani Kimliği, Sivil Toplum ve Hukuk” başlıklı oturumunda konuşan TESEV Program Koordinatörü Dilek Kurban ise Eri’nin konuşmasını eleştirerek “Milletvekilinin görevi, devletin taleplerini halkına iletmek değil halkın taleplerini devlete taşımaktır” dedi.
“Uluslararası Azınlık Hakları İlkeleri Çerçevesinde Türkiye’de Süryaniler” başlıklı sunumu yapan Kurban, Lozan’da azınlık haklarıyla sadece “gayrimüslimler” terimi geçmesine rağmen, gayrimüslim grupların hangileri olduğunun hiçbir şekilde belirtilmemiş olduğuna ve pratikte Lozan’ın çerçevesinin sadece Rumlar, Ermeniler ve Museviler ile sınırlandırıldığına işaret etti.
Kurban, “Dolayısıyla Süryaniler Lozan’dan gelen yasal hakları olmasına rağmen 84 senedir bu haklardan yararlanmalarına izin verilmemiştir. Türkiye kendi kurucu anlaşması olan Lozan’ı ihlal etmektedir” diye konuştu.
1923 Lozan’dan bugüne kadar uluslararası hukukun çok değiştiğine ancak, Türkiye’nin hâlâ dış politikasında Lozan’a göre hareket ettiğine değinen Kurban, bununda ikili bir hukuk sistemi yarattığı ve azınlıkları Anayasal sisteme bu anlaşmayla eklemleyerek “azınlık” tanımının toplumda da negatif algılanmasına ve ayrımcılığın derinleşmesine neden olduğuna vurgu yaptı.
Gerçek eşitliğin sağlanabilmesi için dezavantajlı gruplara pozitif ayrımcılık uygulanması gerektiğini belirten Kurban, “Ama bütün bunları Anayasal çerçevede yapmak gerekiyor. Lozan diye bir şeyin artık olmaması gerektiğini düşünüyorum ben. Bütün vatandaşlar için tek bir tane yasal düzenleme, her şey onun içinde olsun diye düşünüyorum” dedi.
Geri dönüş olanakları
Süryanilerin hiçbir zaman gönüllü göç etmediklerini söyleyen Avrupa Süryaniler Birliği Temsilcisi Tume Çelik, özellikle “Tur Abdin” bölgesi denilen Mardin Midyat ve çevresine Süryanilerin geri dönüş imkanlarına değindi.
“Midyat’ta yaşayan Süryanilerin yüz katı insan Avrupa’da yaşıyor. Sadece Avrupa ülkelerinde 300 bine yakın Süryani yaşıyor ve bunların yüzde 80’i Tur Abdin kökenlidir” diyen Çelik, şunları dile getirdi: “Türkiye açısından geri dönüşün koşulları şu şekilde olabilir. Birincisi, Süryaniler bu bölgede kırsal alanda yaşıyorlar ve kırsal alanda var olan iş imkanları geri dönmeyi taşıyabilecek durumda değil. Ekonomik gelişmenin sağlanması, devletin altyapı çalışmalarını tamamlaması gerekiyor. Yine Avrupa’da büyümüş bir Süryani gencin burada yaşaması mümkün değil. Buradaki kültürel yapının gelişmesi konusunda, devletin bu anlamda siyasal ve sosyal adımlar atması gerekiyor. Aslında Süryanilerin temel sorununun, çözümün ve geri dönüşün sağlanabilmesinin koşulu, Türkiye’de Süryanilerin yasal bir statüsü olmamasıdır. Lozan Anlaşması’na göre Süryaniler okul açabilir ancak Süryaniler bu anlaşma çerçevesinde görülmüyor. Dolayısıyla sorunun çözümünde Süryanilerin yasal bir statü içine alınması gerekiyor.” (Midyat/EVRENSEL)
Midyatlı Süryaniler için bir ilk

Midyat’ta ilk defa gerçekleştirilen Süryani Sempozyumu, anayurtları olan bölgeden gerek 1914-15 yıllardaki tehcir ile gerekse de 1980’ler ve 1990’lardaki çatışmalı ortamlar nedeniyle sürekli göç etmiş Süryanilerin sorunlarının çözümü açısından bir ilk olarak nitelendirildi.
Sempozyumda Linda Gabriel, Mehmet Şimşek, Prof. Dr. Shabo Talay, Fethi Nas, Nesim Doru, Prof. Dr. Şinasi Gündüz, Jakop Gabriel, Doç. Dr. Emre Işık, Doç. Dr. Ahmet Taşkın, Muzaffer İris, Hakan Aytekin, İhsan Çetin, Echoue Gavriye, Dr. Abdürrahim Özmen, Doç. Dr. Suavi Aydın, Türkiye’de yok olan Süryani lehçelerinden Süryani kadınların yaşadıklarına ve Diaspora’da yaşanan sorunlara kadar pek çok sunum gerçekleştirdiler. Sempozyum sonunda yapılan tartışmalarda sorunların konuşulmaya başlanmasının öneminin altı çizilerek çözüm yolunda bir adım atıldığı vurgusu yapıldı.
‘Süryani köylerinde kadastro yapılmalı’
Sempozyumun “Diaspora’da Göç ve Süryaniler” oturumunda söz alan Ulaşılabilir Yaşam Derneği Temsilcisi Bilgin Cengiz, güncel sorunun Süryani topraklarındaki mülkiyet sorunu olduğunun altını çizerek “Bugün kırsal nüfusta var olmaya çalışan Süryanilerin en önemli sorunu, ağır bir mülkiyet sorunudur. Bu problemi yaşarken de koruculuk sorununun artık bir işgal biçimine dönüşmüş olmasıdır. Düne kadar topraklarını emanet ederek mecburen gidenin de gönderenin de ağladığı bu ilişkiler, son 20-25 yıl içinde savaşa bağlı olarak çok farklı ilişkilere dönüştü. Değişik toplumlar çöktü, Yezidiler yok oldu. Süryaniler çok ciddi bir nüfus kaybı yaşadı. Kesinlikle köyleri boşaltılan ailelerin tamamını da söylüyorum, bölgemizde pozitif ayrımcılık uygulanması gereken bir gruptur. Yoksa yakın dönemde Süryani sayısı çok daha azalacak. Özellikle kadastro çalışmaları geçen sene çok yoğun krizlere neden oldu. Kadastro çalışmalarının kamu tarafından geriye doğru alınıp acil bölgede Süryani köylerinde, Süryani arazilerindeki tehdidin yumuşatılması, devletin bu konuda özel açıklamalar yapması lazım. Vali manevralarıyla, devletin yerel kurumlarının tek başına çözebileceği bir sorun değildir” dedi.
Elif Görgü
www.evrensel.net