SANSÜRE HAYIR

SANSÜRE HAYIR

Önce Gündem gazetesi, ardından Yaşamda Gündem ve Azadiye Welat, son olarak da Güncel gazetesinin yayını mahkeme kararıyla durduruldu. Son bir ay içinde dört gazetenin yayınını durdurarak peş peşe en çok ve en hızlı gazete kapatan ülke olduk.


BAŞLARKEN
Önce Gündem gazetesi, ardından Yaşamda Gündem ve Azadiye Welat, son olarak da Güncel gazetesinin yayını mahkeme kararıyla durduruldu. Son bir ay içinde dört gazetenin yayınını durdurarak peş peşe en çok ve en hızlı gazete kapatan ülke olduk.
Düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü, askerin isteği doğrultusunda çıkarılan “Terörle Mücadele Yasası”yla sınırlayan anlayış, farklı düşüncelere, farklı seslere tahammül edemiyor. Bir kısım gazeteler, ‘andıç’larla baskı altında tutulurken bir kısmına ise doğrudan yaşama hakkı tanınmıyor. Ve gazetelerin kapısına kilit vuruluyor.
Oysa bu ülkede egemenlerin sansür geleneği olduğu kadar, sansüre karşı mücadelenin de bir geleneği vardır. Tıpkı bütün yasaklamalara karşı yoluna devam eden özgür basın geleneği ve emek basını gibi. Basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların kaldırılması amacıyla bugünden başlayarak bu köşede çeşitli yazılar ve görüşler yayınlanacak. Amacımız, basın özgürlüğüne bir nebzede olsa katkı sağlamak. Katkı ve önerilerinizi [email protected] adresine gönderebilirsiniz.
Yasakçı zihniyet
A. Hicri İzgören
Basının, gerçekleri dile getirebilmesi için özgür olması gerekir. Bu yüzden düşünce özgürlüğü ile basın ya da diğer özgürlükler arasında dolaysız bir ilişki vardır.
Düşünce özgürlüğü, belli bir bilginin, görüş ya da olgunun serbestçe açıklanması, örgütlenmesi ve yorumlanması anlamına geldiğine göre basın özgürlüğünü de kapsar.
Gazetecinin ya da yazarın işi, öğrendiklerini, bildiklerini kendi süzgecinden geçirerek topluma sunmaktır. Bu etkinliklerin oluşabilmesi, yasaklardan arındırılmış özgür bir ortamla mümkündür.
Düşündüğünü özgürce söyleyebilmek insan olmanın koşullarındandır. Toplum, ancak bu sayede yetkin ürünler verebilecektir.
Düşünce ve anlatım özgürlüğünün ilk aşaması, düşüncenin serbestçe oluşumu ve gelişimi için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. Bunun için haber ve bilgi alışverişi ile kitle iletişim araçlarından özgürce yararlanmak gerekir.
Bu durum, toplumun gelişmesini, çağdaşlaşmasını istemeyen egemenler için düşünceyi kısıtlamaya yeterli bir sebeptir. Kendi çıkarlarıyla toplumun gelişmesi arasında karşıtlık yaratan bu durumda, değişik düşüncelerin yayılmasına karşı durmaları gerekecektir. Egemenler, bunu açıkça, açık yüreklilikle söyleyemedikleri, ortaya koyamadıkları için kendilerini değil de devleti korumaya çalıştıklarını ileri sürerler; ‘Devlet elden gidiyor’ diye felaket tellallığı yaparlar. Yasama, yürütme ve yargı erki zaten ellerindedir. Gelsin yasaklar, toplatılsın gazeteler, içeri tıkılsın insanlar ve sürsün yalan, talan düzeni.
Devleti devlet yapan fonksiyonlardan biri de siyasi otoritenin kendi görüşünün dışına taşan görüşlerin de seslendirilmesine olanak sağlamaktır. Bugün resmi görüşün dışına taşan düşünceler koruma altına alınmadığı için yasaklama ve cezalandırmalarla karşı karşıya kalmaktayız.
Düşüncenin açıklanması özgürlüğü önündeki yasal-siyasal uygulama ve engellerin boyutları (verilen tüm demokratikleşme sözlerine rağmen) her geçen gün büyümüş, pek çok yazar, gazeteci ve bilim adamı, ilgili yasaların uygulanması sonucu baskı altında tutulmuştur.
Devlet, kendini ancak belli eylemlere karşı korur; yazarını, düşünürünü bu yüzden cezaevine koymaz. Düşünceye karşı düşmanlık olmaz, ona yine düşünceyle karşılık verilir.
Toplumsal ve siyasal sistemi denetimi altında tutan grup, mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışverişini ve kitle iletişimini de elinde tutmayı ve denetimi altına almayı isteyecektir. İşte son dönemde basın üzerine giydirilmeye çalışılan gömlek, düşünce ve anlatım özgürlüğünün önündeki perdeyi oluşturan kumaştan yapılmıştır. Halis muhlis ‘sansür’ kumaşından.
2006 yılında 293 yazar, yayıncı, gazeteci, aydın, çevirmen ve insan hakları aktivisti, düşüncelerini ifade ettikleri ya da bunları yayınladıkları, tercüme ettikleri için hakim önüne çıkarılmış, soruşturmalar geçirmiş, cezaevlerine tıkılmış, kimileri katledilmiştir.
Devletin, kendi vatandaşlarını farklı inanç ve görüşlerinden dolayı bastırma, imha ve inkar etmesi, ne devlete ne de Anadolu’da yaşayan halklara gözyaşı, kan ve ekonomik-sosyal yıkımdan başka bir şey getirecektir. Tarih bizlere, temel insan hakları için mücadele eden toplumsal uyanışın baskı ve yasaklarla yok edilemeyeceğini defalarca göstermiştir.
Demem o ki toplumu ve toplum hayatını kıskaç altına alan zihniyete karşı uyanık ve uyarıcı olmak, cesur ve mücadeleci olmak zorundayız.
Bu uğurda mücadele verenlere selam olsun.
Gazete kapatmaları görmezden gelmek çifte standarttır
Merdan Yanardağ (Gazeteci):
Bir gazetenin kapatılması ve yayınının durdurulmasına karşıyım. Her şeyden önce hem basın özgürlüğüne aykırı, hem de dünya ölçeğinde geçerli uluslararası demokratik ilkeler bakımından kabul edilemez buluyorum.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün, hâlâ Türkiye’nin temel sorunlarından biri olduğunu görmek gerekiyor. Türkiye’de gerici ve şovenist yayın yapan çok sayıda gazete, dergi, radyo, televizyona karşı şimdiye kadar hiçbir yaptırım gerçekleşmedi. Oysa Özgür Radyo ve Anadolu’nun Sesi Radyosu’nun yayınları çeşitli nedenlerle durduruldu. Bu tutum basın özgürlüğü önünde ciddi bir engeldir.
Öte yandan Türkiye’yi yönetenlerin soğuk savaş ideolojisinden kopamadıklarını gösteriyor; derin gerici bir tutum içinde olduklarını söylemek mümkün. Soğuk savaş gericiliğinin Türkiye’de devam ettiğini söyleyebiliriz. Gazetelerin kapatılması doğru görülecek bir tutum değildir. Pek çok basın kurumunun, Gündem gazetesinin kapatılması karşısındaki görmezlikten gelme tutumunu da çifte standart olarak değerlendiriyorum.
Basını baskı altına almak doğru değil
Turgay Olcayto (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri):
Basına yönelik baskıların son günlerde yoğunlaştığı gözleniyor. Demokratikleşme yönünde önemli adımlar attığı varsayılan bir ülkede gazete, radyo ve televizyonları ‘bizden’, ‘bizden değil’ ya da ‘militan basın’ gibi nitelemelerle baskı altına almak, en azından düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğüne engel olma anlamına gelmektedir. Her fırsatta demokratik bir hükümet olduğunu söyleyen AKP Hükümeti’nin, ivedi olarak bu soruna barışçıl bir çözüm getirmesini istemek de en doğal hakkımızdır.
www.evrensel.net