RAMP IŞIKLARI

  • Tiyatro sanatında mekan ve oyunculuk anlamında yeni arayışlar ve yeni gösteri alanları yaratarak, tiyatroyu değişik alanlarda yaşatmak ve var etmek amacıyla farklı ve denenmemiş konseptlerle yaratımlarda bulunan yazar ve yönetmen Emre Koyuncuoğlu, bu defa Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek otel odasında tiyatro gösterimleri yapıyor.


    Tiyatro sanatında mekan ve oyunculuk anlamında yeni arayışlar ve yeni gösteri alanları yaratarak, tiyatroyu değişik alanlarda yaşatmak ve var etmek amacıyla farklı ve denenmemiş konseptlerle yaratımlarda bulunan yazar ve yönetmen Emre Koyuncuoğlu, bu defa Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek otel odasında tiyatro gösterimleri yapıyor.
    İstanbul’da yeni işletmeye açılan Otel Lush, Koyuncuoğlu’nun projesine prodüksiyon desteği vererek bu olanağı sağlıyor ve özel tasarlanmış bir odayı gösterime tahsis ediyor. Otelde tiyatro, gösterim olarak deformatik bir tasarımla kotarılıyor ve klasik oyun izleme mekanı tahrip edilerek seyirci minderler üzerinde, elinde içeceği ile oyuncunun hemen yanı başında iç içe oyununu izliyor.
    Tiyatro gösterimleri Türkiye’de şimdiye kadar okulda, amfide, fabrika önlerinde, sokakta, kamyon üzerinde, traktör römorklarında ve sokakta çeşitli düzenlemelerle yapılmış ve bu gösterimler bir türlü gerekli ilgiliyi görmedi ve sürekliliğe dönüşemedi. Koyuncuoğlu’nun bu deneysel çalışmasının gerekli ilgiyi göreceğini umut ederek Otel Lush yetkililerine, tiyatroya böyle bir olanağı tanıdıkları için teşekkür ediyoruz.
    ‘Otel odasında tiyatro’ sloganı ile bir başlangıcın yaratıcısı olan Emre Koyuncuoğlu kendi yazdığı ve yönettiği tek kişilik bir oyun olan “Kendine Ait Oda, No: 104”, mekan tasarımını Mimar Elif Özdemir’in yaptığı, ancak 16 kişinin izleyebileceği bir odada seyirciye sunuluyor. Kostüm tasarımını Fulya Tekin’in görüntü kurgusunun Aydın Sarıoğlu’nun gerçekleştirdiği oyunda genç oyuncu Güliz Gençoğlu oynuyor.
    Kendine Ait Oda, No: 104, adlı oyunun konusu genç bir kadının işinden ve eşinden uzak kaldığı bir başka kentte kendi çocukluğu, gençliği ve yaşamının belli bir kesitindeki gerçeklikler ve yaşanmışlıklarla yüzleşmeleri ile başlıyor ve kadınlık hallerini ve inandığı değerleri sorgulaması ile devam ediyor. Oyun, gösterim olanakları açısından oyuncuya fazla bir zorluk çıkarmıyor ve konu olabildiğince yalın ve sade bir oyunculuk örneği ile anlatılıyor. Koyuncuoğlu’nun metni fazla bir iddia ve derinlik içermiyor ancak söylemek istediğini samimi ve içten bir dille abartmadan aktarıyor ve izlerken yormuyor. Metinde öyle kasvetli sözler edilmiyor ve iç burkan anlatımdan özellikle kaçınılıyor, ancak hayata ilişkin tedirginlikleri ve kadınlığa dair karamsarlıkları olabildiğince öne çıkararak var olan değerler sistemine ve insanı hiçleyen hayat kurgularına karşı faklı bir düzlemde karşı çıkıyor.
    Anlatımı, sesi ve tavırlarında toplayarak özel bir performansla süzme hünerini gösteren genç oyuncu Güliz Gençoğlu, samimi ve abartmadan sergilediği oyunculuğu ile göz dolduruyor. Gençoğlu, oyunculuğu ve odadaki performansıyla metni seyirciye sunarken hem sıcak bir iletişim kuruyor hem de metnin konusunu sempatik hale getirerek izlenceyi sürekliliğe dönüştürme becerisi gösteriyor.
    Mekan tasarımını gerçekleştiren Mimar Elif Özdemir genç bir kadının kendine ait bir oda düzenlemekten ziyade seyirlik bir alan oluşturmuş. Oyuncu ile seyircinin arasındaki sınırı kaldırarak iç içe geçmiş seyir ve gösterim yeri tasarlayarak öykü, oyuncu ve seyircinin bütünleşmesini mekansal olarak olanaklı hale getirmiş.
    Sedirli odadaki gösterim, bu yanıyla Anadolu’da eskiden ve bugün de hâlâ kimi bölgelerde devam eden köy odalarında hikaye ve masal anlatma-dinleme oyunlarına benziyor. Diğer yandan eski Mezopotamya kültüründe dengbejler ve çirokbejlerin ezgilerle masal anlattığı bir formatı andırıyor, Koyuncuoğlu’nun gösterim için tercih ettiği mekanın düzenlemesi.
    Otel odasında tiyatro gösterimi tiyatro sanatının bir başka mekanda ve düzlemde yaygınlaşması için iyi niyetli, mütevazı bir girişim olarak değerlendirilebilecek önemli bir deneysel çalışma olarak çıktı seyircinin karşısına. Umuyoruz, tiyatro sanatının ve gösterim sanatlarının yeterince ilgi görmekten yoksun bırakıldığı Türkiye’nin bu ara döneminde bu türlü girişimler, boğulmakta olan bu sanata yeni oksijen taşıyabilsin. Ve tiyatro ile husumet içinde olmaktan büyük ‘gurur’ duyan başta merkezi iktidar ve onun uzantılarına ve medyadaki kimi kerameti kendinden menkul, tiyatro binalarından ve üretim mekanlarından rahatsız olan zat-ı muhteremlere bu türlü ısrarlı ve inatçı girişimler yanıt olabilsin.
    Metin Boran
    www.evrensel.net