SANSÜRE HAYIR!

SANSÜRE HAYIR!

Bir gazete yasaklanıyor ama, ülkede yayımlanmakta olan diğergazeteler ile gazeteciler kıyameti koparmıyor. Neden?


Gündem gazetesi bu sefer art arda, “olası benzerleri”ni de kapsayan bir biçimde yasaklandı. Welat gazetesi de yasaklandı. Kürtçe bilmediğim için Welat gazetesini izleyebilmiş değilim, ancak genel bir çizgi olarak Gündem için söyleyeceklerimin, Welat için de söylenebileceğini sanıyorum.
Bu konuyla ilgili olarak dikkat çeken, birbiriyle ilintili iki ana nokta var: 1) Yasaklamalar karşısında basın camiasının tepkisizliği; 2) Kapatmaların hangi topludurumda (konjonktürde) yer aldığı.
Kapatma ve toplatmaların ertesinde Gündem yöneticileri, Cağaloğlu’ndaki Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde bir basın toplantısı düzenlemişlerdi. Durumdan habersiz biri salondan başını uzatsa, yanlışlıkla basına kapalı bir toplantıya geldiğini sanabilirdi; katılımcı TV ve gazete sayısı açısından o derece tenhaydı o “basın” toplantısı. Bir gazete yasaklanıyor ama, ülkede yayımlanmakta olan diğer gazeteler ile gazeteciler kıyameti koparmıyor. Neden?
Olası yanıtlardan biri, “andıçlanma” korkusudur elbette. Yıllar önceki ilk andıçtan bu yana bu tür durumlarda akla gelen ilk neden bu oluyor.
Belki bu birincil nedenin etkisiyledir, bir başka neden de, ülkemiz demokratlarının düşünce özgürlüğüyle ilgili ufkunun darlığı, özgürlüğü içeriğe bağlı olarak savunması olabilir: Herkesin yalnızca kendine Müslüman olması, içeriğinden rahatsız olunan yayınların özgürlüğüyle ilgilenilmemesi.
Benim bildiğim, yayın yasakları, günümüz “dünya” standartlarına göre doğrudan doğruya düşünce özgürlüğünün sınırlanması anlamına gelmektedir. Hakaret, ırkçılık ya da savaş kışkırtıcılığı içeren yazılar yayımlandığında bile, bunun yaptırımı, gazetenin toptan yasaklanması değildir.
Son yasaklarla ilgili olarak dikkat çeken ikinci ana nokta ise, Gündem ve Welat gibi Kürt sorununda yeri olan yayın organlarının, tam da kamuoyunun geniş kesimlerinden gelen demokrasi ve barış çağrılarını duyurdukları bir dönemde kapatılmış olmasıdır.
İlk bakışta burada tuhaf bir tutmazlık var gibi görünüyor. Hem “terörle mücadele”yi öne çıkarıyorsunuz, hem de barış ve demokrasi çağrılarını duymak ya da görmek istemiyorsunuz.
Ne var ki, gazete yasaklarıyla eşzamanlı olgular, “gidişat”ın barış, yani diyalog ve çözüm yönünde olmasını değil, baskı ve imha yönünde olmasını isteyenlerin ağır bastığını gösteriyor. Eşzamanlı dediğim başlıca olgular şunlar:
  • Demokrasi ve barış konusunda her zamankinden çok daha geniş kesimlerin katıldığı çağrılara rağmen, devletin, dolayısıyla egemen medyanın Kürt sorunundaki söyleminde temel bir değişiklik gözlenmemesi; yarını düşünmeyen, düşmanca bir dilin sürüp gitmesi.
  • Kürtlüğün bütün bir kültürel varlık olarak değil, yalnızca bir köken ve folklor öğesi düzeyinde algılanmak istenmesi.
  • Kürt varlığının kamuda yankı bulmasının hâlâ mutlak bir biçimde reddedilmesi, kültürel, saygı, sevgi, ilgi ve eşitliğin söz konusu bile edilmemesi.
  • Faili meçhul cinayet ve tehditlerin faillerini meçhul bırakma politikasına devam edilmesi. 301. madde aracılığıyla açılan düşmanlaştırma yolunda devam edilmesi. Hrant Dink’in ardından, son örnekleri Orhan Pamuk ve Ferhat Tunç olmak üzere çeşitli aydınlara yönelik tehditlerin üstüne gidilmemesi.
  • “Sayın” gibi standart bir adlandırma bahane edilerek çok sayıda DTP’linin, haklarında soruşturma açılmasından da öte, gözaltına alınması.
    Liste uzatılabilir ama esası şudur: Diyalog ve karşılıklı ikna yöntemleri yerine, baskı ve dayatma yöntemleri seçilmektedir.
    Ne zaman bir ülkede bu anlayış egemen oluyorsa, o ülkede karar verici mekanizmaların çapı, sorunları çözmeye yetmiyor demektir; sorunlar, karar vericilerin çapını fazlasıyla aşmaktadır.
    Bu ise, ne yazık ki, önümüzdeki zamanlarda bizi daha beter baskı ve dayatmaların beklediği anlamına geliyor. Dolayısıyla, hiç değilse Voltaire ölçüsünde demokrat olunup “fikirlerine katılmıyorum ama, onları savunabilmen için gerekeni yapmaya hazırım” demenin her zamankinden daha çok zamanıdır. Evrensel gazetesi başta olmak üzere demokratik basının çabası umut vericidir. Gündem ve Welat özgür olmalıdır.
    *(Gazeteci-Yazar)
    Gazeteciler konuya sahip çıkılmalı
    Fikret Çengel (Yeni Şafak Gazetesi Editörü): Bir gazeteci olarak, kurum olarak hiçbir şekilde bir gazetenin ve yayın kuruluşunun kapatılması taraftarı değiliz. Gazete kapatılması bir dönem bizim başımıza da geldi. Gazetelerin, demokratik taleplerini meslek ilkeleri göz önünde tutularak aramaları engellenmemelidir. Bilindiği üzere son dönemlerde bir siyasi partiye yönelik de büyük bir baskı var. Yaşanan baskı sürecini belki Cumhurbaşkanlığı ve seçim sürecinin parçası olarak da değerlendirebiliriz. Fakat son dönemlerde yakalanan mutabakat sürecinin ve beklentilerin iyi değerlendirilmesi, gazetecilerin konuya sahip çıkması gerekiyor.
    Yasak kardeşliği zedeliyor
    Ahmet Ertak (Şırnak Belediye Başkanı): Haber alma özgürlüğü anayasal bir haktır. Anayasal güvenceye alınmış bir hakkın böyle engellenmesi, düşünce ve basın özgürlüğü ile çelişen bir durumdur. Özellikle bölgemizde binlerce okuyucusu olan bir gazetenin kapatılması, yayınının engellenmesi demokrasi ile bağdaşmaz. Türkiye demokrasisine katkı sunmaz. Halkların kardeşliğine katkı sunmaz. Sayın Başbakan, 2005 yılında Bölge’ye gelip “Kürt sorunu vardır. Bu sorun benim sorunumdur” dedikten sonra bu uygulamalar arttı ve 2007 yılında zirveye ulaştı. Bu baskıcı ve yasakçı uygulamalar, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü karşısındaki tahammülsüzlüğü ortaya koyuyor. Bin yıldır bu ülkede ortak tarihi, ortak kültürü ve ortak yaşama geleneği olan Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini zedeliyor.
    Necmiye Alpay*
    www.evrensel.net