TABLO

TABLO

  • Holding medyası son günlerde birer saat arayla verdiği haberlerde; “Türkiye ekonomisinin tarihi rekoru kıracak biçimde büyüdüğünü ve kişi başına(!) milli gelirin 5 bin 477 dolara çıktığı “müjdesini” verip durmaktadır.


    Holding medyası son günlerde birer saat arayla verdiği haberlerde; “Türkiye ekonomisinin tarihi rekoru kıracak biçimde büyüdüğünü ve kişi başına(!) milli gelirin 5 bin 477 dolara çıktığı “müjdesini” verip durmaktadır.
    Seçim atmosferine girildiği süreçte, “tekelci sermaye ve medyası-siyasi iktidar” koalisyon halinde, halkı rakamlarla yanıltmanın gayreti içine girmiş bulunmaktadır. Basın üzerindeki baskılar, gazete kapatmalar (Özgür Gündem, Azadiya Welat vd.), Sabah Grubu’na el konulması gibi girişimler, tekelci sermayenin ve onun iktidarı karşısındaki bütün sesleri susturma girişimleridir.
    Zira, muhalif çizgi olarak gördükleri bütün medya araçlarının susturulduğu bir ortamda, gerçekleri karartmaları, halka çarpıtılmış bilgi sunmaları daha kolay olacağını düşünmektedirler!
    ***
    Sanal rakamlarla halkı yanıltmaya çaba gösterilse de gerçekler o kadar çıplak ki, emekçilerin, yoksulların ve işsizlerin sunulan bu kirli bilgileri dikkate alması mümkün değildir.
    Dikkate alınan veriler ve hesaplama yöntemlerine ilişkin değerlendirmeler bir yana, “bir büyümenin söz konusu olup olmadığı” sorusuna yanıt verebilmek için önce; “bu büyümenin kimi kapsadığı” sorusuna yanıt bulmak gerekir. İtirazımız “büyümenin” olup olmadığı iddiasına değil, birkaç holdingin ekonomisindeki büyümeyi, bütün halkın yararlanacağı Türkiye ekonomisindeki büyüme olarak lanse edilmesinedir. Uydurma hesaplama yöntemleriyle, kamu ve özel sektörün elde ettiği gelirin Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) olarak değerlendirilip bütün Türkiye nüfusuna bölünmesiyle bulunan rakamı, kişi başına düşen gelir olarak açıklanması bir oyundur. Oyundan öte hiledir. Holding gelirlerini, yoksul ve işsizlerin de dahil olduğu bütün halkın geliri gibi sunmak gerçekçi olmadığı gibi insani de değildir. Nitekim, GSMH içinde inşaat sektörünün yüzde 19.4 oranı ile önemli bir yer tutması kimin ekonomisinin büyüdüğünü ortaya koymaktadır.
    Son 20 çeyrektir kesintisiz büyüdüğü iddia edilen ekonomi ve buna paralel olarak son üç yılda 8‘den 25’e çıkan milyarder sayısı da bir gerçeği net olarak ifade etmektedir. Doğrudur, büyüyen bir ekonomi vardır. Ama bu ekonomi emekçilerin, yoksulların, işsizlerin, açlık sınırının yarısı ücretlerle çalışanların ve emekçi halkın ekonomisi olmadığı açıktır.
    Türkiye’de her geçen yıl sayısı artan dolar milyarderi sayısı ile dünyadaki milyarder sayısı karşılaştırıldığında fotoğraf daha da netleşmektedir. Dünya milyarder sayısı sıralamasında 6’ncı olmaktan utanç duyulması gerekirken, sevinç duyulması Türkiye burjuvazisine yakışan bir tutumdur. Türkiye ekonomisinin 12 katı büyüklüğünde (4 trilyon 463 milyar dolar) bir ekonomiye sahip olan Japonya’da 24 dolar milyarderi (bu durumda Japonya’nın 300 milyardere sahip olması gerekirdi), Fransa’da 15, İsviçre ve İsveç’te 8, petrol ülkesi Kuveyt’te 4 dolar milyarderi varken, Türkiye’de bu sayının 25’e çıkmış olması neyle izah edilebilir? (Bu kıyaslamalar, kötünün en kötüsü olduğumuzu açıklamak içindir.)
    Kamuya ait işletmelerin her geçen yıl sayısı artan dolar milyarderlerinin de içinde olduğu holdinglere peşkeş çekilmesi ile denge giderek bozulmuştur. Kamu adına üretimin yapılmadığı ve üretim alanının tekelci sermayeye bırakıldığı koşullarda böylesi bir tablonun ortaya çıkması doğaldır!
    Sunulduğu gibi kişi başına milli gelir 5 bin 477 dolar olsaydı, işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın azalması gerekmez miydi? Şehirlerde polisiye tedbirlerle önlenmeye çalışılan ve her geçen gün artan kapkaç olaylarının bitmesi gerekmez miydi? Son dört yılda 350 milyar dolar borç faizi ödenmiş olmasına rağmen, borç toplamının 400 milyar dolara çıkması bir yana azalması gerekmez miydi?
    Aksine; işsizlik, yoksulluk,yolsuzluk, peşkeş ve yağma artmıştır. Bunların artışı, aynı zamanda milyarder sayısında artış ve 30’a yakın şirketin ekonomisinin büyümesi sonucunu doğurmuştur. Kısaca bir tarafın gelirindeki azalış, diğer tarafın gelirindeki artış olmuştur.
    Kaybeden ve sömürülen emekçiler olurken, büyüyen ve kazanan ise dolar milyarderleri olmuştur. Herkesin büyümesi kendine. Halkın büyümesi yoksulluk iken; bir avuç azınlığın büyümesi ise dolar milyarderliğidir. Burjuva medyası ve sermaye temsilcisi köşe başı yazarlarının, ”ekonomi büyüdü” dedikleri de budur.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net