Fotoğraf: Evrensel

SADEDE GELELİM

  • Türkiye’nin 2006 yılının sonunda birikmiş dış borç stoku açıklandı. Toplam dış borç, 2005’ten 2006’ya 169 milyar dolardan 206 milyar dolara yükselmiş.


    Türkiye’nin 2006 yılının sonunda birikmiş dış borç stoku açıklandı. Toplam dış borç, 2005’ten 2006’ya 169 milyar dolardan 206 milyar dolara yükselmiş. Bunun içinde özel sektörün dış borcu 85 milyar dolardan 121 milyar dolara ulaşmış. Yani memleketin toplam 37 milyar dış borç artışının 36 milyar dolarlık kısmını özel sektör gerçekleştirmiş. Bu borçlanmanın en büyük kısmını özel bankalar yapmış.
    Bu borçlanmanın doğrudan etkisi dövizi bollaştırması ve ihracatı zorlaştırmasıdır. İhraç mallarımızın YTL fiyatı enflasyonla artmaktadır. Dolar ya da euronun YTL fiyatı (kur) dövizin bolluğu sebebiyle değişmemektedir. Dolayısı ile ihraç mallarımızın dolar ya da euro fiyatı (YTL fiyatını kura bölerek bulunduğundan) yükselmektedir. Bu da ihracatı zorlaştırmaktadır. Bu zorluğu aşmanın yolu ihraç mallarının üretim maliyetini düşürerek YTL fiyatını (enflasyona rağmen) sabitlemek, mümkünse azaltmaktır. Üretim maliyetini düşürmenin başlıca yöntemi ücretleri düşürmek ve işçileri daha hızlı, daha yoğun çalıştırmaktır.
    Borçlanma yoluyla dövizin bollaşmasının doğrudan diğer etkisi ithalatı teşvik etmesidir. Yurtta üretilen mallar enflasyon sebebiyle pahalanırken ithal malların fiyatları YTL olarak aynı oranda artmamaktadır. İthalat yaptığımız ülkede fiyatlar bizdeki oranda artmıyor ise ve kur da değişmiyor ise ithal malların fiyatları zamanla fazla değişmez. İthal mallar yurtta üretilen mallara karşı fiyat avantajı kazanır. Bu da yine yerli üretimde ücretleri düşürmek ve işçileri daha yoğun çalıştırmak için baskı oluşturur. Özel sektör borçlanmasının dolaylı etkisi ise yeni bir döviz bunalımına zemin hazırlamasıdır. Merkez Bankası’nın döviz stoku toplan dış borcun yüzde 30’u kadardır. Bu döviz stokunun kısa vadeli borca oranının yüzde yüzden fazla olması teselli olamaz, zira “kısa vadeli” ve “orta ve uzun vadeli” borç ayrımının kıstası bir yıldır; yani bir yıldan uzun vadeli borç “orta ve uzun vadeli” diye tasnif edilmektedir. Özetle Merkez Bankası’nın döviz rezervi olumsuz şartlarda özel dış borçların ödenmesi istendiğinde özel sektörün döviz talebini karşılayamayacaktır. Nasıl karşılasın ki? Borçla gelen döviz ithalata harcanmıştır. Bu durumda devlet IMF’den yeni kredi isteyecek, IMF’den sağladığı dövizi özel sektöre satarak borçlarını ödeyebilmesini temin edecektir. Devletin uhdesine geçen bu dış borcu işçi, üretici köylü, memur, esnaf ödeyecektir. 2001’de böyle oldu.
    Borçlanma şeklinde olsun, yabancıların tahvil bono hisse alımı şeklinde olsun, bütün bu kontrolsüz sermaye girişleri çıkışları bizim gibi ekonomiler için tehlikeli ve zararlıdır. Bürokratlar ve siyasetçiler 2001’deki tecrübemizden (ve 1977’de Doğu Asya ülkelerinin tecrübesinden, 2001 Arjantin tecrübesinden vs.) bunun sakıncasını anlamış olup sermaye girişlerini çıkışlarını çoktan kontrol altına almalı idi. Ancak buhranın faturasını şahsen ya da sınıf olarak ödemeyecekleri için, buhranı emekçilere ödetecekleri için, buhrana zemin hazırlayan borçlanmadan tedirgin değildirler. Ucuz ithalatın tadını çıkarmaktadırlar.
    Emekçiler sol oluşumlar peşinde koşanlara, İslâmcı siyaset yapanlara, Çankaya’da baş örtüsü görmeyi sorun edinenlere sormalıdır: ülkeye sermayenin serbestçe girişi çıkışı konusunda ne diyorsunuz? Bu konuda bir fikriniz var?
    Cem Somel
    www.evrensel.net