08 Nisan 2007 00:00

MERCEK

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın Harp Akademileri’ndeki konuşması politik-askeri gelişmelerin önümüzdeki dönemdeki seyri bakımından ‘satır başları’ olarak alınabilir mi?

Paylaş

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın Harp Akademileri’ndeki konuşması politik-askeri gelişmelerin önümüzdeki dönemdeki seyri bakımından ‘satır başları’ olarak alınabilir mi? Büyükanıt, sermaye basını tarafından tam metin yayınlanan konuşmasında “PKK terörü”nün “Irak’ın kuzeyindeki gelişmelerden farklı değerlendirilmemesi gereken, etkileşim içindeki bir olay” olarak görülmesini istiyor, “milliyetçilik yükseliyor” tespiti ve söylemine tepki gösteriyor, “Terörün yurtiçindeki destekçilerinin, coğrafi yönlere dayalı bazı açıklamalarla kamuoyunda gerilimi artırma eğilimine girdikleri”ni ileri sürüyor ve ardından da “asker, zamanı geldiğinde görevini yapmak zorundadır” diyordu.
Büyükanıt’ın konuşması yalnızca Başbuğ gibi üst düzey sorumlu generallerce değil, “emekliye ayrılmış” ancak “her zaman muvazzaf” generallerce de benzer açıklamalarla desteklendi. Koordinatörlük görevlisi emekli General Edip Başer, ABD’de Pentagon sorumluları ve diğer Amerikan yöneticileriyle yaptığı görüşmelerin ardından, ülkeye dönüşünde, “PKK terörü ile Kuzey Irak’taki partiler arasındaki ilişki” üzerine iddiaları yineledi. Bir diğer general açıklaması ise “Ortadoğu’da Güvenlik ve Barış” başlığı altında düzenlenen panelde yapıldı. Harp Akademileri eski komutanı sıfatıyla Emekli Org. Necati Özgen, “Irak’ta Kürt Devleti’nin kurulması harp nedenidir” diyerek “milli birlik ve uniter devlet karşıtlığı”yla savaşacaklarını, “milli ant” havasında yineledi. Tamamlayıcı çalışma ve propagandayı her zamankinden de aktif biçimde tekelci basın-yayın organlarıyla sermaye ‘medyası’nın “asker terbiyesi görmüş”leri sürdürdüler. Ne de olsa, “en güvenilir kurum”un en güçlü sözcüleri işareti vermişlerdi.
Holding basını yönetici ve sözcüleri işbaşındaki ve emekli generallerin tehdit dolu açıklamalarını etraflıca yeniden açıklayarak “milliyetçi refleks”in kaynayan kazanını ateşlemeyi sürdürdüler. Hürriyet-Milliyet başta olmak üzere sermaye yazar-gazetecilerine göre de, Irak’ın Amerikan emperyalistlerinin başını çektiği güçler tarafından işgali; işgal kuvvetlerinin Türkiye topraklarını Irak’ı vurmak ve bölgede “kalıcı mevziler edinmek” üzere kullanmaları sadece Kürtlerin Kuzey Irak’ta bir devlet kurma durumuna gelmeleri nedeniyle yanlış olmuştu! Ve ABD, eğer bu durumu ortadan kaldırıcı çabaları artırır, yani Kürtlere karşı açık tutum geliştirirse, “en önemli ve büyük stratejik müttefik” olarak her türlü hizmetlerini görmeye devam edecekti.
Onlara göre, “Irak'ın 36'ncı paralel üstünde kalan kısmı”nda “Irak Kürdistanı Federe Devleti” gibi bir “tehdit”in ortaya çıkması, “Türkiye Kürtleri ile Irak Kürtleri arasındaki kültürel-ulusal ortak temel ve duygu bağı” nedeniyle “Kürtlerin bağımsızlık isteklerini körükleyen bir oluşum”du ve bu gelişme durdurulmalıydı!
Newroz kutlamaları ve bu kutlamalar sırasında yapılan konuşmaların gerekçe gösterilerek yoğunlaştırılan saldırıların en önemli nedeni buydu.
Kürtlerin özlemleriyle DTP’nin politikaları birbirlerinden ayrılabilirmiş gibi, kutlama konuşmaları suçlayıcı teşhirin ve polis-savcı operasyonunun gerekçesi yapıldı. DTP’nin neredeyse tüm illerdeki yöneticilerini tutuklamaya genişleyen bir “soruşturma” furyası başlatıldı.
Operasyona, demokrat eldivenli bazı diğerleri de, “Bağımsız Kürt Devleti’ özlemi ve projesi” gibi bir “somut tehdit”ten söz ederek katıldılar. Kürtlerin “öteden beri bağımsız devlet kurma özlemi içinde” oldukları; “Güneydoğu’yu ‘Kürdistan toprağı’ olarak” gördükleri; bunun için de örneğin DTP Diyarbakır il başkanının “Kerkük’e yapılacak müdahaleyi Diyarbakır’a yapılmış sayarız...” dediği, Kürt politikacılara ve Kürtlerin kitle örgütü yöneticilerine “suç üstü” yapılmış gibi propaganda edildi. DTP’yi seçimlere sokmama girişimi olarak da alınabilecek polisiye politikayla Gündem, Güncel, Azadiya Welat gazetelerine yönelik yasaklama ve baskı bu gelişmeleri izledi.
Saldırı görünürde olanın aksine daha geniş emekçi kesimleriyle Kürt sorununun çözümlü için çaba gösteren ilerici aydın çevreleri ve tüm öteki muhalif güçleri de hedefleyecek biçimde genişleme potansiyeli taşıyor. Hakim ve inkarcı cephenin söylemiyle “Kuzey Irak'taki Kürtçü hareket” de, “Güneydoğu’da kargaşa yaratmaya çalışmak”la suçlanarak hedefe konmuş durumda. Aradaki bağa yoğunlukla işaret edilmesi ve Leyla Zana’nın Newroz konuşmasıyla Kürt politikacılar tarafından yapılmış “kendini savunma ve saldırılara karşı direnme” açıklamasının bu kesim tarafından öne çıkarılması hedefin dar tutulmadığına işaret ediyor.
Kürtlerin “sınır”ın hangi yanında olursa olsun “ulusal haklarını kullanabilir duruma gelmeleri” diğerlerini de etkileyecek gelişme sayılıyor ve bunun yolu kapatılmak isteniyor. Kürtlerin “bir olanak” saydıkları herhangi durum şoven kesimler için “ortadan kaldırılması gereken”(!) bir tehlike; “zamanı geldiğinde” yok edilecek “menfur girişim ve amaç” olarak görülüyor. Ve bir halk deyişini kullanırsak, “kıyamet de buradan kopuyor”! Önümüzde daha gergin, daha çetin ve karşıt güçleri daha net tutum almaya zorlayan bir dönem var.
A. Cihan Soylu
ÖNCEKİ HABER

Mikrokredi makro trajedi!

SONRAKİ HABER

Twitter’da her 30 saniyede bir 'kadın tacizi vakası' görülüyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa