YAŞADIKÇA

  • Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça kim cumhurbaşkanı olabilir, kim olamaz tartışmaları alevlenmiş durumda.


    Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça kim cumhurbaşkanı olabilir, kim olamaz tartışmaları alevlenmiş durumda. Ortam gerildikçe geriliyor.
    ‘Efendim cumhurbaşkanının eşi türbanlı mı olsun türbansız mı’ sığlığına takılmış gidiyor birileri. Oysa mesele türban meselesi değildir. Sorun, kafanın ve yüreğin içindekilerdir.
    Olaya şu açıdan bakmak lazımdır; cumhurbaşkanının kim olacağı mı önemli, yoksa cumhurbaşkanının kimin cumhurbaşkanı olacağımı önemlidir?
    Aslında bu soruyu devlet için ve kamuda görev yapan en tepedeki kişilerden en alt düzeydeki kişiye kadar sormak gerekiyor? Kamu görevi yapan herkesin, bu görevini kime hizmet olarak yapması gerekiyor? Belli bir sınıfa veya zümreye mi, yoksa 74 milyon yurttaşımıza mı?
    Olaya bir başka yönden daha yaklaşalım:
    Kamu görevini kimler yapar?
    En küçük memurdan cumhurbaşkanına kadar herkes yapar. Bunlara seçilmişler de dahildir.
    Bütün bu kamu görevlileri maaşlarını kimden alırlar?
    O ülkede yaşayan bütün yurttaşlardan kesilen vergilerden alırlar. Yani kamu adına görev yapan herkes, maaşını 74 milyon yurttaşımızdan almaktadır. O halde kamu görevlisi, maaşını veren bu 74 milyon yurttaşa eşit hizmet etmek zorundadır. Zengine ayrı, fakire ayrı davranamaz. Hemşehricilik yapamaz; din, dil, ırk, mezhep, siyasi görüş ve bölge ayrımı yapmadan ülke sınırları içerisinde yaşayan ve bu ülkenin kimliğini taşıyan herkese eşit hizmet götürmek zorundadır; bunun için maaş almaktadır.
    Örneğin bir belediye başkanı, belli bir siyasi parti adına seçime girebilir ve kazanabilir. Seçimi kazandığı andan başlayarak o artık üyesi olduğu partinin değil, o bölgedeki herkesin belediye başkanı olmuştur. Eğer herkesin belediye başkanı gibi davranmıyorsa, almış olduğu maaşı hak etmiyor demektir. Tam maaş aldığı halde eksik hizmet vermektedir. Çünkü aldığı maaşın içinde, ona oy vermeyenlerden kesilen vergiler de bulunmaktadır.
    Aynı durum atananlar için de geçerlidir.
    Kısaca kamu hizmeti yapan kişi, bırakın kendi yandaşlarına çıkar sağlamayı, tam zıttı görüşte ve inançta olanlara bile eşit davranmak zorundadır.
    Şimdiki Cumhurbaşkanı’na baktığımızda, benden kesilen vergilerden aldığı maaşı ona helal ediyorum. Daha öncekiler gibi müsriflik yapmadı, daha halktan birisiydi, mevcut yasalar ölçüsünde herkese büyük ölçüde eşit davrandı. Bu yüzden bu halkın büyük bir kısmı onu sevdi, kendine yakın gördü.
    Peki şimdiki Başbakan, bakanlar, Meclis Başkanı ve milletvekilleri için de aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz? Başbakan, bakanlar, Meclis Başkanı; AKP’nin mi, belli bir sınıfın mı, yoksa 74 milyonluk yurttaşın mı başbakanı, bakanı, meclis başkanı oldular?
    Seçilecek cumhurbaşkanının eşinin başının açık ya da kapalı olması önemli değildir. Önemli olan; emperyalizme karşı ulusal çıkarları ve bağımsızlığı, her türlü kanunsuzluğa karşı hukuku ve insan haklarını savunmasıdır. Sade sermayenin, belli bir inanç grubunun, belli bir çıkar grubunun değil 74 milyonun cumhurbaşkanı olabilmelidir. Elbette ki toplumcu bir kişi olarak çok daha ilerisini isterim. Ama en azından seçilecek cumhurbaşkanının şimdiki yasalara ve ettiği yemine sadık kalması gerekir. Kısacası cumhurbaşkanının kim olacağı değil, bu makamın kimin cumhurbaşkanı olacağı önemlidir.
    Enver Şat
    www.evrensel.net