okumalar

Geçtiğimiz günlerde, Sabahattin Ali’nin doğumunun 100’üncü yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bir toplantı nedeniyle yapılan konuşmalardan sonra, çocukluk ve ilk gençlik dönemlerindeki okumalar için duygusal okumalar söylemi geldi aklıma. Sonra da eleştirel ve akılcı olmak üzere iki okuma biçimi ekledim beynime.


Geçtiğimiz günlerde, Sabahattin Ali’nin doğumunun 100’üncü yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bir toplantı nedeniyle yapılan konuşmalardan sonra, çocukluk ve ilk gençlik dönemlerindeki okumalar için duygusal okumalar söylemi geldi aklıma. Sonra da eleştirel ve akılcı olmak üzere iki okuma biçimi ekledim beynime.
Böyle sınıflandırmaların her zaman gerçeği tam da yansıtmadığını elbette bilirim. Ama gene de insan, zaman zaman böyle değerlendirmeler yapıyor. “Bir dostumuz çıksa da ‘Sanki okuyan kaldı da’ deyiverse, ne derim?” diye şu anda -yazarken- sordum kendime.
Sevdiğim bir halk türküsünün iki dizesi beni hep düşündürmüştür. “Faydasız çamuru çalma duvara/ Yere düşer emeklerin zay’olur.”
Dönem dönem öne çıkan okuma biçimleri olur yaşamımızda. Çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinde elbette duygusal okumalar öne çıkar. Çocuk ve genç, eğer yanında yöresinde kitaplarla, kültürel konularla içli dışlı birileri yoksa eline ne geçerse onu okur. Bundan doğal ne olabilir?
Bernardin De Saint Pierre’in ‘Pol ve Virjini’ kitabını çocuk yaşlarda okuyup da etkilenmeyen var mı acaba?
Kürk Mantolu Madonna
Sabahattin Ali’nin ‘Kürk Mantolu Madonna’ romanı da ilk gençlik kitaplarından sayılabilir. Benim için hem ‘Pol ve Virjini’ hem de ‘Kürk Mantolu Madonna’, çocukluk ve ilk gençlik günlerimin duygu yoğunluğuyla okuduğum kitaplardı. Bu kitapların beynimdeki büyüsü bozulmasın diye bir daha okumadım. Ama şimdi ‘Pol ve Virjini’ olmasa bile ‘Kürk Mantolu Madonna’yı yeniden okumak gerektiğine inanıyorum, eleştirel ve akıl gözüyle.
‘Ne okumalı’ başlı başına bir soru olduğu kadar, ‘nasıl okumalı’ da bir o kadar önemli. Bana öyle geliyor ki biz gözümüzü, beynimizi olur olmaz abur cubur şeylerle doldurduk, yorduk. Boşuna harcadık yıllarımızı. Oysa okuyacağımız kitapları seçebilsek ve akılcı okumalara yönelebilseydik çok daha iyi bir yerlerde olabilirdik.
Melih Cevdet Anday’ın Cumhuriyet gazetesinde yazdığı dönemdeki bir yazısını anımsıyorum. ‘Issız bir adada, tek başına kalacak olsanız, hangi kitapları yanınıza alırdınız?’ sorusuna yirmi dört kitaplık bir liste yapmıştı şair. Melih Cevdet’in bu listesi çok düşündürücüydü. Eleştirel ve akılla okumaya değer kitaplardı onlar.
Nasıl okumalı?
Duygusal okumalar bazı kişilerde ölünceye kadar sürebilir. İnanç okumaları da bu sınıfa girebilir. Kutsal kitaplar çoğunlukla inançlı insanların duygu yoğunluğuyla okuduğu kitaplardır. Kendi etrafında bir fikir halesi oluşturan liderlerin yazdıklarını, ona yürekten bağlı kalabalık da aynı bağlılıkla okumaz mı?
Eleştirel ve akılcı okumalarda, okunan eser, duygusal bağlılıktan ve aşırı coşkudan arınmış olarak okunur. Eserde söylenen her şey ‘acaba’ sorusuyla sigaya çekilir. Bitince de genel bir değerlendirmeyle kitap bir yere kaldırılır. Okumak için başka bir eser girer sıraya.
Günümüzde teknolojinin alabildiğine gelişmesi, baskı ve dağıtım kolaylıkları, çok çeşitli kitap, dergi ve gazetenin basılıp dağıtılmasına olanak sağlıyor. Küresel bir görünüm kazanıyor neredeyse. Eş zamanlı baskılar yapılıyor, öne çıkarılan bir yazar, bileşik kaplar örneği bütün dünyada birdenbire parlayıveriyor. Bütün bunlardan dolayı okunacak eserlerin seçimi zorlaşıyor!
Ama hiç önemini kaybetmeyen, yerinden hiç kıpırdamayan ağır taşlar var. Önce bunları bilmek ve ona göre davranmak, okurun ilk görevi olmalı diye düşünüyorum.
Eleştirel ve akılcı okumalarda insan, notlar alarak, eserde geçen her ayrıntıya dikkat ederek okumasını sürdürür. Bu alışkanlığı erken edinebilse, bir kitaba tekrar dönme gereği duymadan yoluna devam eder. Eğer benim gibi ta çocukluğundan beri düzensiz okuduysa, her zaman yeniden geriye dönüp bakmak zorunda kalır.
Dönüp bakmanın da önemi var ama derim ki; siz siz olun eleştirel ve akılcı okumalara yönelin. Duygusal okumaların bir süre sonra insanı bir yere götürmediği üç beş yıl içinde belli olur. Sabahattin Ali’yi yeniden, akılla okumaya ne dersiniz?
Saffet Uysal
www.evrensel.net