TABLO

  • Uygulanan sömürü politikalarının yarattığı yoksulluk, işsizlik, gelir adaletsizliği, sağlık ve eğitimde çöküş, yolsuzluk, borçlanmada tarihi rekor, dış ticaret ve cari açıktaki rekor artışlar somut olarak ortada duruyor iken TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından açıklanan çeşitli yönlendirmeli “istatistiki” verilerle bu gerçeklerin üzeri örtülmeye çalışılıyor.


    Uygulanan sömürü politikalarının yarattığı yoksulluk, işsizlik, gelir adaletsizliği, sağlık ve eğitimde çöküş, yolsuzluk, borçlanmada tarihi rekor, dış ticaret ve cari açıktaki rekor artışlar somut olarak ortada duruyor iken TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından açıklanan çeşitli yönlendirmeli “istatistiki” verilerle bu gerçeklerin üzeri örtülmeye çalışılıyor.
    İşsizlik oranının, gerçek anlamda yüzde 20’leri aşmış olmasına rağmen yüzde 10’larla ifade edilmesi, birkaç şirketin büyümesinin bütün halkın ekonomisindeki “büyüme” olarak sunulması, hesaplama yöntemleri ile sürekli oynanarak enflasyon oranının sürekli düşük gösterilerek gerçeklerin perdelenmeye çalışılması, birer hedef saptırma hamleleridir.
    Enflasyon oranları üzerinden başlayan son tartışmalar, durumu daha da netleştirmiş görünüyor. Merkez Bankası öngörülerine göre yüzde “11.2” olması beklenen mart ayı enflasyon oranı, TÜİK tarafından yüzde 10.86 olarak açıklanınca kurumlar arası çelişki ile birlikte itiraf da gelmiş oldu.
    TÜİK Başkanı Ömer Demir’in, enflasyon oranlarını belirlemede başvurdukları yanıltıcı yöntemi, “Enflasyon sepetindeki değişiklikleri açıklamada geç kaldık. Tartışmaları öngöremedik…” itirafıyla izah etmeye çalışması, özrü kabahatinden büyük olduğunu ortaya koymuştur. Doğrusu itiraf etmesine gerek de yoktu. Çünkü gerçekler zaten bu rakamları yalanlamaktadır. Buna rağmen Sayın Demir, hem hatasını itiraf ediyor hem de enflasyon sepetinde değişiklik yapılmasını savunarak siyasi bir etki olmadan buna başvurduğunu söyleyebiliyor. Bu ifade de bulunarak aslında, siyasi etki altında olduğunu söylemiş oluyor.
    İnkar edilse de uygulanan baskıcı, sömürücü, halk düşmanı IMF programını haklı çıkarmak için bütün istatistiki verilerle oynanmakta olduğu, bilinen bir durumdur. İşsizlik, açlık, yoksulluk gibi somut sonuçlar ortada olduğu için hiçbir güvenirliği olmayan rakamsal oyunlarla halk, ikna edilmeye çalışılmaktadır.
    Bu kadar açık sahtekarlığa başvurulması nedeniyle, TÜİK’in siyasi etkinin dışında olmasını düşünmek mümkün değildir. Artık IMF talimatıyla müdahale edildiğini inkar etmenin bir faydası yoktur. İşte son açıklanan enflasyon oranı da bu müdahale ve yönlendirmenin sonucudur. Enflasyon sepetine indirim görmüş yeni ürünlerin alınması, başka nasıl izah edilebilir?
    Nitekim MB, enflasyon oranını yüzde 11.2 olarak öngörürken 1 Mart’tan geçerli olan şehir içi telefon görüşmelerinin yüzde 28.57 oranında zam görmesini dikkate almıştı. Ancak TÜİK, bu kalemi etkisizleştirmek için daha önce sepette yer almayan ve indirim gören sabit hattan GSM görüşmeleri, şehirlerarası ve milletlerarası görüşmeleri “enflasyon sepetine” dahil etmiştir. Çünkü şehirlerarası ve milletlerarası telefon görüşmeleri, enflasyon artışında yüzde 2 ağırlığa sahip iken şehir içi telefon görüşmeleri yüzde 47 ağırlığa sahiptir. Yani şehir içi telefon görüşmeleri, enflasyonun yüksek çıkmasında daha etkili olmaktadır. Örneğin sabit telefonlardan alınan “aylık sabit ücret”, yüzde 27 oranında zam görmüş olmasına rağmen sepetteki bu kalemler arasında yer almamıştır. Yine daha önce bu kalemler arasında yer almayan ve sezon gereği indirim gören birçok ürün, “güncelleme” adı altında sepete dahil edilmiştir.
    Peki bu kadar kasıtlı bir çalışma yürüten ve bu suçunu itiraf eden bir bürokrat hakkında bir soruşturma yürütülmesi neden düşünülmemiştir? Çünkü bütün istatistiki sonuçların belirlenmesinde siyasi bir müdahale söz konusudur. Bu nedenle TÜİK Başkanı hakkında herhangi bir işlem yapılması söz konusu olmayacaktır.
    Bütün bu çelişkilere rağmen tartışmanın , “Enflasyon oranı yüzde 10.86 mi, yoksa yüzde 11.2 mi?” ekseninde yürütülmesi de bir hedef saptırmadır. Reel durumda enflasyon, ne yüzde 10.86 ne de yüzde 11.2 seviyesindedir. Açlık sınırında çalışan bir emekçinin enflasyonu, TÜİK’in açıkladığı hileli rakamlarla sınırlı olabilir mi? Şu açıktır ki yoksul bir emekçinin geliri ile giderleri arasındaki fark, onun gerçek enflasyonudur. Bu oran ise yüzde 100 olduğu gibi daha yüksek de olabilmektedir.
    Hazırlanan bu düzmece istatistiksel rakamlar, holding medyasına servis edilerek “flaş haber”, “manşet haber” abartısı ile sunulmaktadır. Bütün bu çabalar bile gerçekleri değiştirmeyecektir. Yalanı sürekli savunarak bir süre sonra doğruymuş gibi inanmak durumunda kalan burjuva medyası da artık güvenirliğini yitirmiştir. Bu nedenledir ki emekten, emekçiden, barıştan ve ezilen halklardan yana yayın yapan emekçi basın üzerinde faşizan baskılar artmaya başlamıştır.
    Halkı doğru bilgilendirmek, hayatın gerçeklerini bütün çıplaklığıyla; emekten, barıştan, yoksuldan, ezilenden ve emekçiden yana sunmak ve yayın ilkelerini bu temel üzerine oturtmak üzere hazırlıkları süren halkın televizyonu “Hayat”, bu karanlığa bir ışık olması anlamıyla önemli bir araç olacaktır.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net