13 Nisan 2007 00:00

DURUM

Cari işlemler açığı giderek büyüyor. Açık, önceden yapılan tahminleri hep aşıyor ve tahmin edilenden fazla çıkıyor. Cari işlemler açığının, şubat ayında 2.9 milyar dolar civarında olması bekleniyordu. Oysa 3 milyar 256 milyon dolar olarak gerçekleşti. Son on iki ayın açığı ise 32.4 milyar dolar oldu.

Paylaş

Cari işlemler açığı giderek büyüyor. Açık, önceden yapılan tahminleri hep aşıyor ve tahmin edilenden fazla çıkıyor. Cari işlemler açığının, şubat ayında 2.9 milyar dolar civarında olması bekleniyordu. Oysa 3 milyar 256 milyon dolar olarak gerçekleşti. Son on iki ayın açığı ise 32.4 milyar dolar oldu. Bazı ekonomistler, bunun tehlikeli olduğunu vurgularken bazıları da “eğer finanse edilebiliyorsa sorun yoktur” açıklamaları yapıyorlar.
Cari işlemler açığı, bir ülkenin bir yıl boyunca dış dünya ile olan ilişkisini –ithalat, ihracat, borç ve faiz ödemeleri; turizm gelirleri vb.- ifade etmektedir. Açığı, bir emekçinin kendi bütçesi ile açıklamak istersek aldığı ücret ve yaptığı harcamalar arasındaki fark, bize açığı verir. “Emekçinin bütçesi sürekli açık veriyor” tespiti de buradan çıkmaktadır. Bu açık, eğer olanak varsa borçlanma ile kapatılır ve borçlar gelecek aylara, yıllara yayılır. Devletlerin hesapları da böyledir. Türkiye ithalatında ve ihracatında sürekli olarak ithalat -dışarıdan mal almak- lehine açık vermekte, buna diğer mali ilişkiler -borç ödemeleri ve faizler- de eklenince, ödemeler dengesi sürekli açık vermektedir.
Bazı ekonomistler, bu açığın nedenini şöyle açıklamaktadırlar: “Yeni Türk Lirası, dolar karşısında değer kazanmakta, bu da üretimi değil ithalatı teşvik etmekte, faizlerin yüksekliği de buna eklenince, açık vermek kaçınılmaz olmaktadır.’ Ülkeye sıcak para girişinin nedeni de budur vb... Bu durumu sorun kabul edip çözüm arayanların önerdikleri çare, iç üretimin artırılmasıdır. Sıcak para girişinin kontrol altına alınmasını, örneğin vergi konmasını önerenler de vardır. Onlara göre krizlerin asıl nedeni de budur vb...
Öyle anlaşılıyor ki işi bu çerçevede görüp tahlil edenler açısından sorun, Türkiye’yi yönetenlerin iradi kararları ile çözülebilecek bir sorun olarak kabul edilmektedir. Yani ülkeyi yönetenler, iç üretimi –ulusal üretim- artırsa, faizleri düşürse, sıcak para giriş-çıkışını kontrol altına alsa, YTL’nin değeri makul düzeye çekilse; ülkede bu tür ekonomik sorunlar olmayacaktır vb... Oysa bunlar, ülkenin içinde bulunduğu durumla büyük devletlerle girdiği ilişkilere –ticari, mali, politik, askeri vb.- üretiminin yapısına, bir bütün olarak bağımlılık ilişkilerine bağlıdır ve ülkeyi yönetenler, kendi iradeleri ile “ülkenin çıkarları” yönünde karar alma hakkından yoksundurlar.
Esasen ortadaki kanıtlar da bu durumu sürekli doğrulamaktadır. Örneğin ülkenin üretiminin arttığından, ihracat rekorlarının kırıldığından söz edilir; ama aynı dönemde, ithalatın daha fazla arttığının üstü örtülür. Açıkçası üretim yapalım diyenlerin dedikleri olmuş, ama durum düzelmemiştir. Bunun temel bir nedeni vardır; ülke üretimini artırmak için ithalat yapmak –yarı mamul, mamul, hammadde- zorunludur. Üretilip ihraç edilen her 100 YTL’lik malın 80 YTL’si ithal girdidir vb... Ülke gelişkin teknoloji üretemez, ithal ettiği malların önemli bir kesimini kendi üretemez vb... Farklı bir yol tutmak isterse mali, ticari, politik baskılar kapıdadır ve bunlara karşı koyamaz.
Diğer taraftan bugünlerde olduğu gibi üretim artar, büyüme sağlanır ama IMF denetiminin dışına çıkılamaz. IMF de dünya ekonomisine yön veren büyük devletlerin çıkarlarını kollayıp gözetir, bizim yöneticilere, neyi-nasıl yapacakları konusunda “yol haritası” verir. Faizlerin ve YTL’nin değeri dikte edilir; böylece büyük devletlerin çıkarına işleyen çarklar, Türkiye gibi ülkelerin sırtından sürekli yağlanır. Arada bir –bu ilişkiler nedeniyle- ülke krize sürüklenir ve asıl olarak uluslararası büyük sermaye tarafından kriz vurgunları yapılır. Eğer çarklar böyle dönmeye devam ediyorsa, hangi hükümet gelirse gelsin, ülkeyi yönetenler açısından ciddi bir problem yoktur. Onlar açısından zaten işsizliğin, yoksulluğun yaygınlaşması, doğrudan ekonominin alanı içerisine girmez. “Piyasa her şeyi düzenler.”
Peki ama bu durumdan çıkış yok mu? Ülke ve halkı bu duruma mahkum mu? Elbette çıkış var; ülke ve halk, bu gidişe mahkum değil. Ancak bunu, mevcut hükümetlerden ve onların “iradi olarak tercih edebilecekleri” politikalardan beklememek gerekiyor. Çünkü onların iradesi kendi ellerinde değil. Bunun için halkın, kendi kaderini kendi eline alması için ayağa kalkması ve ülkeyi, tüm bağımlılık ilişkilerinden kurtarması gerekiyor. Bu ise güç ve zorlu bir süreç. Ancak tarih, benzer sorunlarda başka bir çıkış yolunun olmadığını bize gösteriyor.
Ahmet Yaşaroğlu
ÖNCEKİ HABER

‘Andıç’ı çaldığı iddia edilen kişi tutuklu

SONRAKİ HABER

Akar: Bedelli askerlikten 9 milyar 533 milyon lira gelir elde edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa