ÖZGÜRCE

  • Tayyip Erdoğan’ın Çankaya Köşkü’ne çıkmasını istemeyenler, Köşk yoluna taş koymak için Cumhurbaşkanlığı seçimi için gerekli toplantı yeter sayısına bel bağlamış durumdalar. Neymiş efendim; cumhurbaşkanını seçmek için toplanan Meclis’te 367 milletvekilinin bulunması gerekiyormuş.


    Tayyip Erdoğan’ın Çankaya Köşkü’ne çıkmasını istemeyenler, Köşk yoluna taş koymak için Cumhurbaşkanlığı seçimi için gerekli toplantı yeter sayısına bel bağlamış durumdalar. Neymiş efendim; cumhurbaşkanını seçmek için toplanan Meclis’te 367 milletvekilinin bulunması gerekiyormuş. Aksi halde gerçekleşecek seçim sonucu Anayasa Mahkemesi’ne götürülecekmiş. Yine olmazsa, cumhurbaşkanın meşruluğu tartışmaya açılacakmış.
    Yukarıda özetlenmeye çalışılan tabloya neresinden bakarsanız bakın, trajikomiktir. Her şeyden önce Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını engelleme yolu son derece komiktir. Zira, gerek hukukçuların önemli bir kesiminin görüşü, gerekse bugüne değin seçimlerdeki teamül toplantı yeter sayısının 184 olduğunu göstermektedir. Kaldı ki Anayasa yorumundan kalkarak sayı oyunları üzerinden medet ummak, anlamsızdır. Çünkü toplantı nasıl toplanırsa toplansın, sonuç olarak AKP grubunun istediği kişiyi cumhurbaşkanı seçme konusunda sayısal yeterliliği vardır.
    Gelelim Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına yönelik meşruluk meselesine: Hatırlarsanız, bugün Cumhurbaşkanlığı için meşruluğu sorgulanan Erdoğan, bin bir şaibe ve ayak oyunu ile (Siirt’te seçimin iptal edilip Erdoğan için özel seçim yapılmasını kastediyorum) milletvekili olmuştur. Aynı Erdoğan, 4 yıldır bu ülkede başbakandır ve bu sürede, ülkenin ekonomisinden dış siyasetine kadar her alanında neredeyse tek söz sahibi durumundadır. Şimdiye dek bunlardan rahatsız olmayan meşruluk sorgulaması yapmayanlar, şimdi kalkmış aynı kişinin cumhurbaşkanlığını engellemek için ortalığı velveleye vermektedir.
    Şimdi bunlara sormak gerekmez mi; AKP, kapatılması tartışılan bir partiyken tek başına iktidara geldiğinde, cezaevine gönderilmesi gündemde olan Tayyip Erdoğan, şaibeli bir süreç sonrasında Başbakanlığa getirildiğinde neredeydiniz? Aradan geçen 4 yılda Erdoğan’ın başbakanlığını gayet güzel hazmettiniz, şimdi nedir derdiniz?
    Cumhurbaşkanlığına layık görülmeyen bir kişinin başbakanlığa layık görülmesi, nasıl açıklanabilir? Ülkenin gerçek anlamda yönetimi, siyasi erkin başı olan başbakandır. Cumhurbaşkanı ise olağanüstü bir durum olmadığında, sadece bir temsil ve onay makamıdır. Bunun en açık örneği de Sayın Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanlığı dönemidir. Gerek Ecevit hükümetleri döneminde, gerekse AKP Hükümeti döneminde Türkiye, tarihinde olmadığı kadar hızlı bir yasal dönüşüm sürecinden geçmiştir. Kapitalist sistemin yeni liberal sürecine eklemlenilen bu süreçte, ulusal ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda yüzlerce yasa çıkartılmış ve Sayın Cumhurbaşkanı (birkaç istisna dışında) bu yasaların hemen tümünü onaylamıştır. Yani, sürece cumhurbaşkanının etkisi neredeyse hiç olmamıştır. Elbette aynı durum, olağan dönemlerdeki cumhurbaşkanları için de geçerlidir.
    O halde gerçek anlamda icra makamı olan Başbakanlığa layık görülen bir kişinin, temsil makamı olan Cumhurbaşkanlığı’na layık görülmemesi nasıl açıklanabilir?
    Bence bunun tek cevabı vardır: Şekilcilik. Evet, bugün Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığına yakıştıramayanların derdi, bu makamda bulunacak kişinin vitrin özellikleridir. Zira, Tayyip Erdoğan’ın kendisinin değil de onun belirlediği bir başka kişinin bu makama çıkmasına kimsenin bir dediği yoktur. Bir süre önce Çankaya’ya çıkacak kişinin eşinin türbanı pek bir endişe konusuyken, şimdi, tüm dikkatler Erdoğan’a döndüğü için cumhurbaşkanı eşinin türbanına yönelik kaygılar da gündemden düşmüştür. Yani, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmasın da eşi türbanlı bir başka AKP’liye de razıyız noktasına gelinmiştir.
    Tüm bunlar, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı fikrine karşı ortalığı velveleye veren kesimin, aslında ne kadar sığ ve tutarsız olduğunu göstermektedir. Hiçbir şekilde kendilerinin ve çocuklarının hangi koşullar içinde çalışıp hangi koşullar içerisinde yaşayacağı konusu dert edilmemiştir. Daha öz bir ifade ile ekonomik ve demokratik herhangi bir gerekçe, bu süreçte öne sürülmemektedir. Tek dert, cumhurbaşkanının Ahmet mi, Mehmet mi olacağı üzerinedir.
    İçinde bulunduğumuz karmaşa içinden kimin cumhurbaşkanı çıkacağı konusunda açık bir tahminde bulunmak mümkün değildir. Ancak şu çok net biçimde iddia edilebilir ki bu koşullar içerisinde kim cumhurbaşkanı olursa olsun, kazanan, ulusal ve uluslararası sermaye olacaktır. Dolayısıyla emekçi sınıflar da bu süreçten olumsuz etkileneceklerdir. Bu bağlamda, emekçilerin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile gündeme gelen sürece çok daha bütünlüklü bir biçimde yaklaşması ve tavır alması gerekir. Bunun için 1 Mayıs son derece önemli bir fırsattır. 1 Mayıs’ta tüm emekçilerin, suni bölünmelere gitmeden, bütünlük içinde, sürece dair tavrını en güçlü biçimde ortaya koyması gerekir.
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net