ROJEV

  • Bugün Ankara’da bir miting yapılıyor. Mitingin 300 kadar kuruluşça düzenlendiği açıklandı. Mitingi düzenleyenler, cumhuriyete sahip çıktıklarını açıklayarak katılım çağrısı yapıyorlar. Cumhuriyet’in tehlikede olduğunu, tehlike karşısında suskun kalınmaması gerektiğini açıklıyorlar.


    Bugün Ankara’da bir miting yapılıyor. Mitingin 300 kadar kuruluşça düzenlendiği açıklandı. Mitingi düzenleyenler, cumhuriyete sahip çıktıklarını açıklayarak katılım çağrısı yapıyorlar. Cumhuriyet’in tehlikede olduğunu, tehlike karşısında suskun kalınmaması gerektiğini açıklıyorlar. AKP’yi uyardıklarını, Başbakan Erdoğan’nın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıktıklarını dile getiriyorlar.
    Ama peş peşe kapatılan gazeteler karşısında sessiz kalarak...
    Ama partilere yönelik baskınlara evet diyerek...
    Ama, demokratik hak ve özgürlükleri ‘bölücülük’ ile eş tutup, saldırı hedefi haline getirerek...
    Halkın onayı ile seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasına seyirci kalarak...
    Ama özelleştirmelere, AKP’nin Türkiye’nin en büyük işletmelerini peşkeş çekmesine seyirci kalarak, yüzde 10 barajını savunarak, 403 YTL olan asgari ücrete ses etmeyerek, 301 maddeyi savunarak, 12 Eylül Anayasası’na sahip çıkarak, orduya darbe çağrıları yaparak Türkiye’ye sahip çıkıyorlar!
    Türkiye’nin kanlı tarihinin sorumlusu olanlar sütten çıkmış ak kaşık gibi hareket etmeye çalışıyor, kendilerini böylesi mitinglerle aklamaya çalışıyorlar.
    Halkın emek ve demokrasi taleplerini, barış ve kardeşlik taleplerini, gericilik karşısındaki duyarlılıklarını, suiistimal ederek kullanmaya çalışan bir kesim, AKP karşıtlığı adına, halkı kullanarak Türkiye’yi başka bir tehlikeye sürüklüyor.
    Türkiye’nin gidişi konusunda halkın, işçi ve emekçilerin, tüm Türkiye halklarının kaygı duyması gerekiyor. Bu doğru. Zira Türkiye işçi ve emekçileri, ezilen ve sömürülen milyonlar bakımından oldukça kaygı verici bir dönem yaşıyor.
    Ekonomik, sosyal ve siyasal hayat, ezilen ve sömürülen milyonlar için giderek daha da çekilmez olurken, dolar milyarderleri daha da çoğalıyor. Gelir dağılımındaki uçurum derinleşiyor. İşsizlik yüzde 20 dolayından düşmüyor. Cari açık, iç ve dış borçlanma giderek artıyor. AKP rakamlarla, istatistiklerle oynayarak enflasyonu düşürse de, hayatı toz pembe göstermeye çalışsa da gerçek böyle değil. Kişi başına düşen paya ilişkin rakamlardan, işsizlik oranına kadar tam bir sahtekârlık var.
    Türkiye giderek daha da gerici ve baskıcı bir sürece itiliyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, AB sorunu, ABD ile ilişkiler, Kerkük, Alevi sorunu, inanç ve vicdan özgürlüğü, laiklik, düşünce ve ifade özgürlüğü, siyasal özgürlükler, baraj sorunu vb. sorunlar çığı gibi.
    Ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların bu kadar arttığı bir dönemde Türkiye halklarının sokağa inmesi, sesini ve gücünü birleştirmesi kadar anlaşılır ve hatta zorunlu bir durum olamaz.
    Ancak bugün Ankara’da halkın toplanmasını isteyen kurum ve kuruluşların başını çekenlerin vaziyetine ve geçmişlerine bakınca, durum hiç de iç açıcı görünmüyor.
    Susurluk Çetesi içinde yer alanlardan, faili meçhul cinayet şebekeleri ile ilişkilerinden söz edilenlere, Sauna Çetesi’nden, Atabey Çetesi’ne, Şemdinli olaylarına adı karışanlardan, darbeci generallere kadar birçok şaibeli şahsiyetin organizatörü olduğu bir miting yapılmaktadır.
    Mitingi düzenleyenler, Kürt sorunu konusunda barışı ve kardeşliği, demokratik çözümü değil, bugüne kadar olduğu gibi ırkçı ve şoven tutumu sürdürmeyi önermektedirler.
    Mitingi düzenleyenler, din ve vicdan özgürlüğünü savunmak, Alevilerin ve farklı inançlara sahip olanların özgürlüğünü savunmak yerine, ‘irtica tehlikesi’ gibi laflar ederek bir önermede bulunmamaktadırlar. Diyanetin kaldırılması gibi bir talep ileri sürmemektedirler.
    Mitingi düzenleyenler her ne kadar laiklikten söz ediyor ve hatta bunu temel dayanak ediyor olsalar da, devletin Sünni ve Türk devleti olmasını, bunun dışındaki inançlara, dillere, kültürlere ve farklılıklara müsamaha tanımamaktadırlar.
    Mitingi düzenleyenler, ABD’ye karşı olduklarını ima etseler de, bu sadece Kürt sorunundaki ırkçı ve şoven girişimlerini sonuçlandıramamaktan kaynaklanmaktadır. Çoğu TSK içinden gelen, bugüne kadar gerçekleşen darbelerden ve Türkiye’nin bugün yaşadığı garabetlerin sorumlusu olan bu organizatörler, bu konuda da samimi değiller.
    Mitingi düzenleyenlerin içinde gidişten kaygı duyan, demokrasi ve özgürlüklerden yana olan çevreler bulunsa da, bu çevreler, ırkçı ve şoven güçlerin dolgu malzemesi olmaktan başka bir işlev görmeyecekler.
    AKP’ye onun politikalarına karşı çıkmak için, CHP’nin, DSP’nin, dünün AP’lilerinden, MHP’lilere, ANAP’lılardan darbecilere, Türkiye’nin karanlık dönemlerinin, kanlı katliamlarının tezgahlayıcılarının da içinde yer aldığı bir cephenin figüranı olmak gerekmiyor.
    ABD’ye karşı çıkacak olanlar, AB’ye karşı doğru tutum alacak olanlar, sömürü ve baskıya karşı çıkacak olanlar, başta demokratikleşme olmak üzere, barış ve kardeşlik için mücadele etmek zorundadırlar.
    Ender İmrek
    www.evrensel.net