EMEK DÜNYASI

  • Önce, bir önceki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök sahneye çıktı. Ve 2004’te yapıldığı ve kendisi tarafından önlendiği öne sürülen, “iki darbe hazırlığı” (ya da girişimi) ile ilgili olarak; “Vardır da diyemem yoktur da diyemem” diyerek bu darbe girişimlerini dolaylı yoldan kabul etti.


    Önce, bir önceki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök sahneye çıktı. Ve 2004’te yapıldığı ve kendisi tarafından önlendiği öne sürülen, “iki darbe hazırlığı” (ya da girişimi) ile ilgili olarak; “Vardır da diyemem yoktur da diyemem” diyerek bu darbe girişimlerini dolaylı yoldan kabul etti. Bir gün sonra da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt kameraların karşısına çıktı. O da “gündemdeki her sorun hakkında” görüşlerini söyledi. O da darbe girişimi konusunda; açıkça “yoktur” demedi ama “Genelkurmay arşivinde bu konuda hiçbir bilgi ve belge yok” dedi. “Andıç”ı ise “rutin bir karargah içi çalışma” olarak tarif etti ve varlığını kabul etti. Sonra kimine göre Tayyip Erdoğan’ı dışlayan, kimine göre de Tayyip Erdoğan’ı işaret eden bir cumhurbaşkanı tarif etti.
    İki Genelkurmay başkanının art arda konuşması; “darbe”, “andıç” gibi konular üstüne yapılan tartışmalara katılmaları, bugün de darbe ile ilgili belgelerde adı en başlarda geçen zatın önderliğinde yapılacak; adına “cumhuriyeti savunma mitingi” dedikleri bir mitingle de birleştirildiğinde, son birkaç günlük gelişmeler bile içinden geçilen sürecin ne kadar çatışmalı ve hassas bir süreç olduğunu işaret ediyor. Ve az çok demokratik bir ülkede, bu tartışmalar daha bu boyutlara gelmeden en yüksek komutanlar arasında emeklilik, soruşturma, tayin ve yargılama gibi pek çok gelişme olurdu. Ama bu olanlar karşısında “darbe” ve “andıç” gibi girişimleri soruşturması gereken resmi kurumlar; en başta da Adalet Bakanlığı, olanları ve tartışmayı seyretmektedir.
    Bu gelişmelerde hukuk ve adaletin gerçekleşmesi, gerçeğin ortaya çıkmasında rol oynaması gereken medya ve sermaye partileri öyle bir çizgiye sürüklenmişlerdir ki basın, Genelkurmay Başkanı’nın açıklamalarını siyasete yeterince müdahale etmemekle eleştiriyor. Örneğin Kanal Türk Televizyonu’nun “yorumcuları”, Büyükanıt’ı “suya sabuna dokunmayan” açıklamalar yapmakla eleştiriyor; neredeyse Erdoğancı ilan edecekler! Kimi gazeteler de “En sivil Büyükanıt” diye manşetler atıyor.
    “Cumhurbaşkanlığı seçiminde kimi işaret etti, kimi etmedi”; “Kuzey Irak’ta operasyon için hükümetten karar çıkarmasını isteyerek AKP Hükümeti’ni mi sıkıştırdı; yoksa topu taca mı attı?”, “Darbecileri koruyacak mı, korumayacak mı?” gibi tartışmalar arasında, Büyükanıt’ın açıklamasındaki vahamet noktası gözlerden saklanmıştır.
    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın; herhangi bir sivil yönetimin, seçilmiş kurumların bulunduğu ya da az çok hukuk ilkelerinin gözetildiği bir adalet mekanizmasının olduğu her ülkede, insanların tüylerini ürpertecek bir “terör” ve “terörle mücadele” tarifi yapması ile siyasetle terör arasında kurduğu ilişkiye hiç değinilmiyor. Büyükanıt’ın; savcılar tarafından toplatılsa ve dağıtımı fiilen yasaklansa da yasalara göre yayın yapan, hakkında “PKK gazetesi” olduğuna dair bir yargı kararı olmayan Gündem gazetesinin adını vererek onu, “PKK gazetesi” olarak ilan etmesi, hiçbir yasa tanırlıkla açıklanamaz. Ya da legal, yasalara göre kurulup faaliyetini sürdüren bir partiyi PKK’nin uzantısı olarak göstermesi, eski milletvekillerinin emekli maaşlarının kesilmesi gerektiğine kadar varan açıklamalar ve nihayet barış girişimcisi üniversite öğretim üyelerini ve aydınları “terör destekçisi” olarak ilan etmesi, ne demokrasiyle ne özgürlüklerle ne de hak-hukuk tanırlıkla bağdaşır.
    Bu açıklamaları bir vatandaş, herhangi bir gazeteci ya da bir siyasetçi yapsa; “Adamın fikri bu, bunu söyleme hakkı da var” dersiniz! Bu durumda da bu açıklamaların muhatapları mahkemelere başvururlar ve sorun kişi ile mağdurlar arısında bir dava olur. Ama Genelkurmay gibi en kritik ve en etkin makamın en başındaki kişi bu açıklamayı yapıyorsa; bu, savcıları da yargıçları da güvenlik güçlerini de etkiler, onlar tarafından “bu hedeflere karşı harekete geç” emri olarak algılanır. Dahası, linççi güruhlar ve Kürtlere yönelik saldırılarda provokasyon fırsatı arayan karanlık güç odakları da bu açıklamayı kendilerine meşruiyet sağlayan bir açıklama olarak yorumlayıp harekete geçeceklerdir. Bu yüzden de Büyükanıt’ın açıklamalarının en önemli kısmı, “terörle mücadele” ve “terörün kapsamı” üstüne yaptığı açıklamalardır.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net