cızırtı

hakan aysev ikilemi


Televizyon izlemek zor, tabii ne izlediğiniz üzerine biraz düşünüyorsanız. Televizyonda bir şeyler yapmak herhalde iki kat daha zordur, düşünmeye kalktınız mı...
Şarkı Söylemek Lazım yarışmasını izleyince aklıma geldi. Televizyona çıkan herkes nasıl reytingi patlatırım, nasıl vatandaşı damarından yakalarım diye cinlik peşinde değil. Orada Hakan Aysev diye biri var örneğin. Kendisi operacı, belki ülkenin en iyi tenorlarından biri. Operasında kalsa, şarkılarını orada söylese mesele olmazdı. Hatta AKM yıkılınca yenisi yapılana kadar çıkacak sahne de bulamayacaktı. Ne güzel yan gelip yatacaktı.
O öyle yapmıyor, kendine iş uyduruyor. Zaten bir süredir operanın da, genel olarak sanatın da halka ulaşması gerektiğini söyleyip duruyordu. Sahneler yıkılırken o iş zor tabii. O da kendince bir hareket yapıp, Şarkı Söylemek Lazım’a katılmış. Döktürüyor tabii, şarkılara yaratıcı yorumlar getiriyor, epey bir zenginlik katıyor. Ortağı Serap Ezgü’nün kötü sesine rağmen ortaya dinlenebilir bir sonuç çıkarabiliyor. Yeri gelince araya aryalar da sıkıştırıyor, opera hakkında bilgi veriyor, türküleri yorumluyor. Televizyon seyircisinin alışık olmadığı şeyler yapıyor yani. Keyifle izletiyor kendini. Bu da güzel.
Ama aynı yarışmada başka gösteriler de oluyor. Olmadan olmaz. Mesela geçen haftanın meşhur olayı, Erol Büyükburç’un “Ben sepet değilim” diye masaları yumruklamasıydı. Kendisi jüri üyesi olarak sunucudan söz isterken, “Ben Erol Büyükburç’um, Türk pop müziğini ben kurdum” gibi ifadelerle de kendisini tanıttı. “Al sana reyting” diye de bitirdi. Almışlardır, öyle sanıyorum.
Başka? Bir Oray Eğin-İnci Çayırlı atışması yaşandı. O da ikinci “Al sana reyting” vakası. Oray Eğin sürekli devlet sanatçısı meselesinden laf koyup duruyordu. İnci Çayırlı jüriden ayrılacağını açıkladı. Ben orada en çok Zeynep Tokuş’a güldüm. Şimdi sunucu o, ama geçen Buzda Dans’ta yarışmacıydı. Ordayken “Beni çok üzdüler, ben gidiyorum” demişti, yine de oylamaya katılmıştı. Birinci olunca da “Eh kalayım bari” diye havalara girmişti. Bu sefer İnci Çayırlı gidiyorum deyince “İnci hanımın fikir değiştireceğine inanıyorum, gitmez gitmez” diye bir yorum patlattı! Ama galiba İnci Hanım şov olsun diye yapmıyormuş, ciddiymiş. Jürinin sevgilisi Zeynepçik yanıldı demek ki.
Başkaları da var da, burada yerimiz kısıtlı. Eğlencesine yapılan yarışmayı ciddiye alıp arıza çıkaran ünlüler, gereksiz ayrıntılara giren jüri üyeleri, yarışmacılara hakaret eden jüri üyeleri, hiçbir olayı kontrol altında tutamayan sunucular... Böyle yarışmaların birini izleyen hepsinin nasıl işlediğini bilir zaten.
Bir de operacı adam var. Onun niyeti başka gibi görünüyor. Ama yine de bu manzaranın içine giriyor, orada bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Gerçekten zor iş. Televizyonda iyi bir şey yapmaya çalışmak. Sonucu da başarılı olur mu, emin değilim.

sağır oda coştu
Polat Alemdar bile silah bırakıp uysal bir adama dönüştü. RTÜK’ten de onay aldı. Ama gelgelelim, eski Kurtlar’ın yaptığı dizilerden Sağır Oda’da “derin konsept” iyice açığa çıktı. Başlarda hafif komplocu, Amerika’ya vuran, içeride de epey karmaşık ilişkilere dikkat çeken bir diziyken, ağırlık noktası Kuzey Irak’a operasyon düzenlemeye kadar vardı. Önceleri işler “Ankara’ya rağmen” yapılıyordu, zaten dizilerde, filmlerde adet böyledir. Son bölümde yirmi beş kere “Ankara arkamızda” dediler. Hem de en alengirli işi çevirirken!
Zaten memlekette işler gergin. Genelkurmay Başkanı da operasyon istedi. Ama bu satırlar yazıldığı sırada henüz bir “sınır ötesi operasyon” düzenlendiğine dair haber yoktu. Kardeşçe yaşamaya çalışıyoruz, ama diken üstündeyiz. Bir de “Amerika Barzanbank’a para gönderip Kürtlere yardım etmiş” diye gerilimi artırmanın ne alemi var?

KAMPANYA - herkes aynı kadına aşık olmasın!
Tamam diziler konu bulmakta sıkıntı çekiyor, biliyoruz. Ne de olsa kalkıp “sıradan” vatandaşın hikayesini çekecek değiller. Ya ağaları, ya da şehirli zenginleri anlatacaklar. Yoksa maazallah reyting düşer, ya da daha fenası seyirci uyanır. Onun için en iyisi eski, bildik, garantili hikayelerden gitmek.
Ama kadın kahraman bu kadar da insan üstü bir varlığa dönüştürülmez ki! Binbir Gece’nin Şehrazat’ı, malum iki patronu birbirine düşürmüştü. Şimdi iş değiştirdi, oranın da patronu peşine düştü. Mübarek patron mıknatısı! Yalnız erkek meselesinde değil, zaten dizide 50 karakter varsa, 49’u Şehrazat’a hayran.
Özcan Deniz’in yeni dizisi Kader de pes dedirtti. Esas kızın bir akrabası var, Mennan, onunla evlendirmeye çalışıyorlar. Kız ondan kaçıyor, Ali’ye, yani Özcan Deniz’e. Fakat kaçmayı da beceremiyorlar, çölde başka buluyor bunu, Şeyh Ömer bilmem kim. Üçü de aynı kıza aşık. Hem de bir görüşte, hatta yarım görüşte aşık oluyorlar, tanıştıklarının beşinci dakikasında kaçma planları yapmaya başlıyorlar.
Bu kadar da mükemmel, herkesi büyüleyen, imkansız insanlar sıkıyor artık...
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net