evrensel olmak

evrensel olmak

‘korkudan korkmak’


Büyük aydınlanmacımız Aziz Nesin’i anarak…
***
Mahmut Yağmur köy enstitüsünde okudu. 1946 yılında öğretmen oldu. On üç yıl doğduğu köyde öğretmenlik yaptıktan sonra Anadolu’nun pek çok yöresinde çalıştı. 1957 yılında “Dertler Pazarı” adlı ilk kitabında yaşantısından ve gözlemlerinden süzdüğü yazılar yer aldı. İktidarın yardakçıları ve demagoglar köpürüp ver yansın ettiler kahramanımıza. Buna karşılık ilerici çevrelerde ilgiyle, beğeniyle karşılandı yazdıkları.
Sekiz yıl sonra, 1965’te, değerli dostum Talip Apaydın’la birlikte yayınevine geldiğinde tanıştık. Mahmut öğretmenin koltuğunun altındaki dosyayı aynı yıl kitaplaştırdık: “Ekmek ve Özgürlük”. Bu cesur ve sevimli kitabın kapağını da Halise Apaydın ile Yıldız Hazer çizdi. Mahmut Yağmur bu kitabını armağan etmişti. “Gözleri yurdumuzun sorunlarına çevrik ve yüreklerinin kapıları halkımızın sevgisine açık olan aydınlarımıza”
Talip Apaydın’ın bu kitaba yazdığı önsözden bir cümle alacağım:“(…) Bir arada okuyunca Yağmur’un mert kişiliği, ödün vermez direnci daha bir net olarak belirmektedir.”
***
Şimdi artık Mahmut Yağmur’un neden bu yazıda söz konusu edildiğini anlatmaya sıra gelmiştir.
1965 genel seçimleri sonunda Türkiye İşçi Partisi, Meclis’e on beş milletvekili ile girdi. (15. milletvekili ilk günlerde ayrılıp CHP’ye geçtiği için, dönem sonuna dek TİP on dört kişiyle temsil edildi.)
Birkaç yıl sonra İstanbul Milletvekili Sadun Aren ile bir grup partili arkadaşının bir yurt gezisinde yolları Amasya’dan geçer. Gruptan biri, Hoca’ya burada yaşayan Mahmut Yağmur’dan söz eder. Taşrada yobazlarla, emek düşmanı egemenlerle “tek tabanca” savaşan, eli kalem de tutan bu ilerici öğretmene uğrayıp bir merhaba etmenin kendisinde bir moral güç sağlayacağını söyler. Sadun Aren olumlu karşılar ve sora sora Mahmut Yağmur’un evine ulaşılır. Rastlantı, Mahmut öğretmen o sabah günübirlik köyüne gitmiştir. TİP’li grup programdaki başka illere gitmek üzere Amasya’dan ayrılır. Ertesi gün Mahmut Yağmur’u polis sabırsızlıkla beklemektedir. Önce evine uğrayan öğretmen, bir gün önce kendisini görmeye gelen grup hakkında bilgi almıştır.
Evinden çıkmasını bekleyen siyasi polis, Hoca’yı uygun bir dille karakola davet eder. Tehdit dolu ilk soru: “Kimdi senin eve dün gelenler!? Sen onları nereden tanıyorsun?!” Hoca çok sakindir. “Dün gelenler mi? Bugün duydum. Çok üzüldüm. Siyasal Bilgiler Fakültesi profesörü, İstanbul milletvekili koskoca Sadun Aren ve arkadaşları beni görmek için kalkıp evime kadar gelmişler, ne yazık ki ben yoktum. Keşke ayağım kırılsaydı da köye gitmeseydim…”
Beklemediği yanıt karşısında “dizi kırılan” polis, bundan sonra ne diyeceğini, Hoca’yı neyle suçlayacağını bilemez. Mahmut Yağmur, kişiliğinin gereğini yaparak sanki Talip Apaydın’ın az yukarda alıntıladığım cümledeki yargısını doğrulamıştır.
***
Bu anekdotu duyalı tabii çok oldu.
Daha sonra Aziz Nesin’in ilk baskısı Şubat 1988’de çıkan Korkudan Korkmak kitabı çıkıp geldi. Doğrudan mizah olmasa da, korkuya dayalı kara mizahın kaynağına çomak sokan bir kitap… Üstelik ustamız bu kitabını sevdiğini açıkça itiraf ediyor: (Aziz Nesin “Korkudan Korkmak”ı “Sevdiğim kitabımı sevdiğim Remzi İnanç’a sevgiyle imzalıyorum. 2.4.1988”) ***
Bütün sorunun, hatta kimi zaman felâketin, ‘korkudan korkmak’ olduğunu öğrendikten sonra, sanki artık ‘çok şey’ yerli yerine oturuyor.
Kitabı önemli kılan bir bölüm de “Eğitim Konusunda Vasiyetimdir” adlı üç yazıdır. Aziz Nesin, Vakıf’ta yetişmekte olan çocukların ruhsal ve bedensel eğitimi konusunda, uzun yaşamından, okuyarak öğrendiklerinden süzüp getirdiği düşünceleri ve evrensel değerleri bir bilge edasıyla duyuruyor. Bunların yaşama geçirilmesine dikkat çekip ‘vasiyet’ ediyor. Ülkemizde eğitimcilerden başlayarak hemen bütün toplumcu ve demokrat aydınların sadece kitaplığında değil, yanı başlarında olması gereken bir farklı kitaptır “Korkudan Korkmak”.
***

Bu önemli kitaptan ‘korku’ ağırlıklı iki kısa paragraf okuyalım:
“(…) Kapitalistler kendileri herkesten çok daha iyi bilirler ki, sermaye dünyanın ve tarihin en korkak varlığıdır. Kendisi korkak olan sermaye yaşayabilmesi için korkutmak, korkudan korku üretmek, kendisi için korkudan bir ortam yaratmak zorundadır. Sermaye, korkudan korku duyulan bir ortamda varlığını sürdürebilir.
Şöyle bir hadis (Muhammed Peygamber’in sözü) var: ‘Hainler korkak olur!’ Sermayenin korkusunun nedeni, artıdeğerlerden yaratılmış olmasındandır. Emekçilerin hakkı olan artıdeğer sömürüdür. Sermayenin korkaklığının nedeni, sömürüyle oluşmasındandır.” (*)
(*) Aziz Nesin, Korkudan Korkmak, Adam Yayınları (s.13-14) İstanbul, 1988.

OKUR DOSTLARA
-Karanlıkta Kaybolmayan, Nurhayat Bezgin’in ilk öykü kitabı, Ürün Yayınları, Ankara 2007.
- Eleştirinin Odağında, Çiğdem Ülker’in roman eleştirilerinden seçmeler. Ürün Yayınları, Ankara 2007
-Dokunan Öyküler, Celal İlhan’ın 2. öykü kitabı, Ürün yayınları, Ankara 2007.
-Gidenler Gelenler, Alper Akçam’ın öyküleri, Ürün Yayınları Ankara, 2006.

-Masalsı , Alper Akçam’ın romanı, Ürün Yayınları, Ankara 2006
-Suları Islatan Mecnun (8. baskı), Sokaklar Kentler Ülkeler, Metin Turan’ın iki şiir kitabı. Kül Sanat Yayınları, Ankara 2007.
-Kuyudan Çıkanlar, Perihan Taylan’ın öyküleri, Ürün Yayınları, Ankara 2006.
Remzi İnanç
www.evrensel.net