EKONOMİ ve POLİTİKA

  • Cumhurbaşkanlığı seçimi ilginç bir varsayım üzerinde yükseltilmektedir. Bu varsayım şöyledir: AKP iktidarı nasıl olsa devam edecektir.


    Cumhurbaşkanlığı seçimi ilginç bir varsayım üzerinde yükseltilmektedir. Bu varsayım şöyledir: AKP iktidarı nasıl olsa devam edecektir. Bu iktidarın önündeki iki engelden biri cumhurbaşkanı, diğeri ise Anayasa Mahkemesi ve Danıştay; yani yargı organlarıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı ele geçirildiğinde, epey bir yol alınmış, zamanla yargı kurumları da yıpratılarak sermaye yanlısı siyasetin önü tümüyle açılmış olur.
    Önce günümüzdeki duruma kısaca göz atalım. Burjuva demokrasilerinde önemli bir ayrışma olarak yasama ve yürütme erkinin ayrışması öne çıkarılır. Bilindiği gibi siyaset teorisinde “kuvvetler ayrımı ilkesi” olarak bilinen yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrı ve birbirinden bağımsız olması yanında yasama ve icra erkinin yargısal denetime tabi olması görüşü, demokrasinin önemli bir güvencesi olarak görülür. Güçlü iktidar anlayışı, yasama erkinin yürütme ve yargısal erkler üzerinde baskı kuran değil tam tersine, bu iki erkin bağımsız çalıştırılma koşulunu sağlayan ve tüm icraat üzerinde yargısal denetimi kuran siyaset anlayışına dayanmalıdır. 2002 yılında iktidara gelmiş olan AKP, seçim yasasından yararlanarak meclis çoğunluğunu ele geçirdikten sonra, adeta Demokrat Parti’nin son dönemlerini hatırlatırcasına, giderek kalıplaşmaya ve demokratik olmayan politikalara yönelmiştir. Mutlak iktidarı döneminde siyasal partiler yasasında ve seçim yasasında demokratik açılımlar sağlamayan, parlamenterlerin dokunulmazlık zırhını kaldırmayan, var olan yapıya dayanarak sürdürdüğü icraatıyla iktidarını korumaya ve sürdürmeye çalışan AKP, birinci dönem iktidarının son döneminde Cumhurbaşkanlığı makamını da ele geçirmeye çalışmaktadır. Bir TV programında sözü edildiği üzere, her ne kadar Anayasa’da cumhurbaşkanının seçimle işbaşına geleceği yazılı ise de bu ortam ve koşulda maalesef, fiilen atama sistemi geçerli olacaktır. Zira Başbakan ya kendisini ya da başka birini aday gösterecek, tüm AKP’liler de bu adayı destekleyecektir. Bu durumda, cumhurbaşkanını parlamenterler aracılığı ile fiilen Başbakan atamış olacaktır.
    Yasalara ve pozitif hukuka tamamen uygun, ancak politik nezakete uygun olmayan tavır; genel seçimi öne almayıp cumhurbaşkanını seçme (daha doğrusu atama) gücünü elinde bulunduran parlamentonun, olağan süresinin son çok kısa döneminde, ileriki yedi yıl için tercih hakkını kullanmaktan vazgeçmemiş olmasıdır. Bu tercih, sadece AKP kurmay ve kadrosunun tercihi değildir; bu tercih, sermayenin ve AKP’nin muhafazakar tabanının tercihidir. Sermayenin “istikrar” söylemi, muhafazakar kesimin görüşü ile birleşerek AKP’nin yaşam süresini uzatmakta ve AKP liderini devletin başına taşımaya çalışmaktadır.
    Sermayenin muhafazakar kesimle girmiş olduğu böyle bir koalisyona karşı çıkmak ve bu oyunu bozmak kaçınılmazdır. Hatta samimi muhafazakarların, bu birliktelikten bir kazancı olmayacağı, bir süre sonra onların da silindirin altına gireceği gerçeği bu kesimlere anlatılmalıdır. Zira bu koalisyonda, muhafazakarlar sermaye kesimini değil; sermaye kesimi, muhafazakarları kullanmaktadır. Muhafazakarlar arasındaki sermaye gruplarını da sömürücü grup arasına koymak gerekmektedir.
    Cumhurbaşkanlığı seçimini sıcak tartışma konusu yaparak, aslında parlamentonun bugünkü yapısının hem parlamento içinde hem de parlamento dışında pekiştirilmesi amaçlanmaktadır. Diğer bir deyişle, topluma verilmek istenen mesaj; parlamentonun günümüzdeki yapısının korunacağı, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunda da bu makamın hizaya getirilerek işlerin yoluna koyulacağı görüntüsü verilmeye çalışılmaktadır.
    Bu oyunu bozmak halkımızın elindedir. Oyunu bozma kuralı da son derece basittir. Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, eğer genel seçimde AKP hezimete uğratılırsa; gelecek dönemde parlamento ve ona bağlı olarak da icra organının bileşimi değişmiş ve umalım ki bugünkünden daha fazla halk eğilimli bir siyasal yapı oluşturulmuş olur. Tabii, böyle bir yapılanmada cumhurbaşkanının kim olduğu ve görüşleri önemli olmaktan çıkar.
    Parlamentonun ve icra organının yapısında oluşacak bir değişim, yasaların ve üçlü kararnamelerin içerik ve seyrini değiştirebilir. Böyle bir değişim, Başbakan’ın veya onun uygun gördüğü bir kişinin cumhurbaşkanı olması durumunda, cumhurbaşkanının siyasal yansızlığı daha kesin olarak sağlanmış, sistem bir miktar güvenceye alınmış olur. Başbakan’ın cumhurbaşkanı olması ve AKP’nin yine belirli bir ağırlıkla iktidara gelmesi halinde, cumhurbaşkanının siyasal yansızlığı şekilsel olarak sağlanmış olsa dahi gerçekte sağlanamaz. Özellikle de AKP’nin ideolojik ve dünya görüşü yanında, ilgili kişi ve/veya kişilerin geçmişten taşıdığı bazı duygular, cumhurbaşkanının siyasal yansızlığı için gerekli koşullara çok ciddi gölge düşürebilir. O nedenle bu yürüyüş engellenmelidir. Başbakan’ın önlenemez cumhurbaşkanlığı tutkusunun önüne çekilecek en önemli engel, önümüzdeki dönemde parlamento ve icra organının bileşimini olabildiğince radikal biçimde değiştirmektir.
    Seçmenlerin böyle bir hakkı ve erki vardır. Bu erkini kullanmayan seçmenler, gelecek iktidardan ve IMF’den şikayetçi olma hakkına sahip olamaz!
    İzzettin Önder
    www.evrensel.net