SANSÜRE HAYIR!

Kürtlerin gazetelerinin kapatılmasıyla kültürel, paramiliter güçlerle de sosyal ve ekonomik alanları daraltılmıştır


İrfan Amida*
Son dönemde gazetelerin kapatılması, Kürtçeye yönelik baskılar, Kürtçe konuşma ve bildirilerle ilgili belediye başkanlarına açılan onlarca dava, Kürt sorununda devletin yeni bir konsepti uygulamaya koyduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir. Tümüyle ret ve inkar anlamına gelen bu konseptin AB süreciyle görece bir yumuşama sürecinin ardından gelmesi devlet ve Türkiye siyaseti açısından hangi anlama geldiği değerlendirilmelidir.
Aydınlar girişimi, barış inisiyatifleri ve bunların ateşkes çağrıları, DYP lideri Mehmet Ağar ve eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in açıklamaları Türkiye kamuoyunda bu sorunun tartışılabilirliğine katkı sağlayacağı beklentilerini doğurmuşken ret ve inkar politikasına kökten geri dönüş kendi başına bir anlam ifade etmekte midir yoksa uluslararası politikanın, küresel güçlerin GOP‘u ile doğrudan ilişkili midir sorularını sormayı gerektiriyor diye düşünüyorum. Yoksa devletteki iktidar kavgasının bir argümanı olarak mı ele alınıyor. Yanıtları sanırım uygulanan politikalarda ve kullanılan dilde aramak gerekir.
Son yıllarda, özellikle AKP’nin iktidara gelmesinden sonra, devlette belirgin bir iktidar kavgası yaşandığı bir gerçektir. Bu doğrudan bir ideolojik kavgadır ve bu ideolojilerin kökleri Osmanlı’nın son dönemlerine kadar dayanmaktadır. Bugün yaşanan iktidar kavgasının aktörleri İttihat ve Terakki’nin Turancılığı, II. Abdulhamit’in İslamcılığı, Mustafa Kemal’in Türkçülüğü ve daha sonra gelişen Türk-İslam sentezciliğinin uzantılarının iktidar kavgasıdır. Bunlara belki de cılız da olsa Prens Sabahatincileri ve Batı liberalizminin temsilcilerini de katmak mümkün olabilir. Bu iktidar kavgasının sadece siyaseten yaşanmadığı, paramiliter güç örgütlenmelerinin her gün yeniden boy göstermesinden anlamak mümkün. Her ne kadar laik, anti laik çatışmasının Cumhurbaşkanlığı seçimindeki siyasi it dalaşı olarak gösterilmeye çalışılıyorsa da bu it dalaşında sağa sola savrulanlarla çok ciddi bir kuduz tehlikesini doğurduğu nettir. Ayrıca sürecin daha da derinleşmesinin önüne geçecek aşının da ne olacağı kendi içinde tartışmalı olduğu, sivil reflekslerin toplumda giderek hadımlaştırıldığı göz önüne getirilirse su götürmez bir gerçektir.
Kürt sorununa yaklaşımın bu çatışmanın bir argümanı haline getirildiği, milliyetçiliğin bayrak yarışına dönüştürüldüğü görülüyor. Siyasal İslamcılığın neoconlarının AKP iktidarına sunduğu perspektiflerle, AKP’nin Kürt sorununa yeni yaklaşımlar üretmesi, Başbakan’ın ağzından çözüm için umut verici vaatlerin dile getirilmesinin ardından, “Kürtler tarafından yeterli desteğin verilmediği” gerekçesi ile tam bir geri adım atması, aslında siyasal İslamcıların Kürtleri bu iktidar çatışmasında bir güç olarak örgütlemek istedikleri gerçeğini gösteriyor. AKP’nin Kürtleri cezalandırmasının ana nedeni de bu olsa gerek. Bu cezalandırmaya rağmen AKP’ye, CHP ve diğer siyasi partilerin bu anlamda yüklenmesi, tersi bir noktadan Kürtlerin düşman olarak gösterilmesi, Kürtlere yönelimlerin daha da şiddetlenmesine neden olmaktadır. Giderek DTP’ye ve Kürtlere siyaset yapma alanının daraltılması, Kürtlerin Kürtçe ve Türkçe gazetelerinin kapatılmasıyla kültürel alanın daraltılması, paramiliter güçlerle Kürtlerin sosyal ve ekonomik alanlarının daraltılması sürecini doğurmuştur.
Tam da uygulanan bu konseptin sonucunun neler olacağı ve bu konseptin sadece bu iktidar kavgası aktörlerinin kendilerinin geliştirdiği bir argüman olup olmadığı tartışılmalıdır. Bu ülkede Kürtlerin yaşama dair kendilerini ifade edebilme alanlarının daraltılmasının Kürtleri yeni alanlar arayışına sürükleyip sürüklemeyeceği, bu konseptin asıl hedefinin bu olup olmadığı Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte değerlendirilmelidir.
Ayrıca bu süreç yaşanırken küresel sermayenin siyasetini yürütmeyen demokratik güç çevrelerinin, sendikalar, STÖ ve siyasal partilerin bu alan daraltmalar karşısında ne tür bir alan yaratma politikası ürettikleri de ayrıca tartışılmalıdır.
(*)Yazar
www.evrensel.net