Fotoğraf: Evrensel

KONUM

  • Kritik bir süreçten geçiyoruz. Kürt sorunu konusunda Genelkurmay ve hükümet cephesinden yapılan açıklamalar; DTP, Gündem-Azadiya Welat gazeteleri üzerinden yürütülen baskı ve yasaklama politikalarının diğer kurum ve basın yayın organlarına doğru yayılması; bölgede giderek yaygınlaşan operasyonlar ve çatışmalar…


    Kritik bir süreçten geçiyoruz. Kürt sorunu konusunda Genelkurmay ve hükümet cephesinden yapılan açıklamalar; DTP, Gündem-Azadiya Welat gazeteleri üzerinden yürütülen baskı ve yasaklama politikalarının diğer kurum ve basın yayın organlarına doğru yayılması; bölgede giderek yaygınlaşan operasyonlar ve çatışmalar…
    Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın açıklaması, bir yandan Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda AKP ve temsilciliğini yaptığı güçlerin kazandığı pozisyonun kabullenilmesi, ama öte yandan seçimlerden sonra başta Kürt sorunu olmak üzere, çeşitli sorunlar üzerinden çatışmanın derinleştirileceğine yönelik mesajlar içermektedir. Büyükanıt açıklamasında Şemdinli davası konusunda bir “hukuk cinayeti işlendiği”ni söylüyor. Süren bir dava konusunda davanın gelişimini etkileyecek açıklamalar yapmak, bu ülkenin yasalarına göre kurulmuş olan parti ve gazeteleri açıktan “teröristlik” ile suçlamak da “hukukun üstünlüğüne saygı” olsa gerek! Büyükanıt, Harp Akademileri’ndeki konuşmasında olduğu gibi son açıklamasında da geçmişte izledikleri politikaların bir özeleştirisini yapıyor. Barzani’ye karşı sert ifadeler kullansa da, aslında bu konuda söylenen sözler, Güney’deki Kürt Federasyonu’nun tanınmasına/tanınmak zorunda kalınmasına işaret ediyor.
    Dışarıda, Kürt oluşumunun varlığını kabul yönünde atılmakta olan adımlara içeride, her türlü demokratik hak ve istemin zorla, şiddet yoluyla, baskı ve yasaklamalarla engellenmeye çalışılması eşlik etmektedir. Egemenler, sürecin Güney’deki Kürt oluşumunun varlığını kabul etmeyi dayattığını görmekte ve bu sürecin ülke içinde yaratacağı etkilerin önünü almaya yönelik adımlar atmaktadır. Hükümetin bu konudaki tutum ve açıklamaları da, Genelkurmay Başkanı’nın söyledikleriyle paralellik oluşturmaktadır. Dışişleri Bakanı Gül’ün, ABD Dışişleri Bakanı Rice’ı arayarak Barzani için “Susturun bu adamı” dediği belirtiliyor. Aslında bu açıklama, egemenlerin Kürt sorunu konusunda ABD’den bağımsız adım atamaz durumda olduğunun göstergesidir. Zaten Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, bu konuda ABD’den bağımsız adım atılmasının mümkün olmadığını bildiği için, kendilerinin sınır ötesi operasyona hazır olduklarını ama bu konuda siyasi kararın çıkması gerektiğini söyleyerek hükümeti baskılamaya çalışmıştır.
    Yapılan açıklamalar, önümüzdeki dönem egemen kamplar arasındaki mücadeleye barış ve demokrasi güçleri üzerindeki baskı, yasak ve engellemelerin eşlik edeceğini gösteriyor. Büyükanıt açıklamasında, Kürt sorununu “terörle mücadele sorunu” olarak değerlendiriyor ve “teröre karşı” bölgede “büyük operasyonlar”ın sürdürüldüğünü söylüyordu. Gerçekten de, PKK tarafından ilan edilmiş bulunan ateşkese rağmen, bölgenin dört bir tarafında operasyonlar sürdürülüyor ve bağlı olarak çatışmalar yaşanıyor. Gerici şoven basın yayın organları, yaşanan çatışmaların ve ölümlerin ateşkese rağmen sürdürülen operasyonlar nedeniyle yaşandığını görmezden gelerek “teröre lanet” yağdırıyor. Ülkeyi yöneten güçler, daha önce mayıs ayına kadar devam edeceği belirtilen ateşkesin devam etmesi, çatışmaların sona ermesi yönünde adımlar atmak yerine, ateşkesi fiili olarak boşa çıkaran bir tutum ve politika izliyor. Egemenler, ateşkesi boşa çıkararak yaşanacak çatışma ve ölümler üzerinden halkları düşmanlaştırma, gerici-şoven politikaları geliştirerek varlıklarını sürdürme hesabını yapmaktadır.
    Geçtiğimiz yılın sonunda il ve bölge toplantıları üzerinden Ankara’da yapılan ‘Türkiye Barışını Arıyor’ konferansında sorunun barış ve demokrasi temelinde çözümü yönünde önemli kararlar alınmış, olumlu bir hava yaratılmıştı. Yaşanan gelişmeler, oluşan olumlu havanın geliştirilen gerici politikalarla dağıtılmaya çalışıldığını ve bu konuda önemli bir mesafenin alınmış olduğunu gösteriyor. Barış konferansına katılan, sonuç bildirgesine imza atan aydınların önemli bir kısmının tutumu, gelişmeleri kaygıyla izlemenin ötesine geçmiyor. Geliştirilmek istenen ve ülkeyi yeniden çatışma ortamına sürükleyecek politikalar karşısında açıktan tutum alınması gereken bir dönemde oluşan olumsuz havanın ve yaşanan sessizliğin dağıtılması, barış ve demokrasi mücadelesinin geleceği bakımından büyük önem taşımaktadır. 2007 1 Mayıs’ı bu bakımdan emek, barış ve demokrasi güçlerinin ülkenin her tarafında yerellerden başlayarak aydınları da içine alan mücadele platformları oluşturarak kutladıkları bir gün olmalıdır. İşçi sınıfı ve emekçi halklarımızın gericiliğin dayattığı politikalara gereken yanıtı vermesinin yolu, 1 Mayıs’ın bu platformlar üzerinden ülkenin her tarafında barış, demokrasi ve kardeşlik talepleriyle kutlanmasından geçmektedir.
    Çetin Diyar
    www.evrensel.net