YAŞADIKÇA

  • Geçtiğimiz hafta perşembe günü Tanay Sıdkı Uyar ile birlikte, Yalova’da bir panele davetliydim. Yalova’nın duyarlı insanları AKSA firmasının kurmak istediği ithal kömürle çalıştırılması düşünülen termik santrale karşı tepkililer. Termik santralin olumsuz etkileri ve küresel ısınma konusunda Yalovalıları bilinçlendirmek için bir dizi etkinlikler düzenliyorlar.


    Geçtiğimiz hafta perşembe günü Tanay Sıdkı Uyar ile birlikte, Yalova’da bir panele davetliydim. Yalova’nın duyarlı insanları AKSA firmasının kurmak istediği ithal kömürle çalıştırılması düşünülen termik santrale karşı tepkililer. Termik santralin olumsuz etkileri ve küresel ısınma konusunda Yalovalıları bilinçlendirmek için bir dizi etkinlikler düzenliyorlar. Bu etkinliklerin bir parçası olarak bizden de böyle bir panel istenmişti. Zamanın çok kısıtlı olmasına karşın bu güzel dostlarımızla beraber olmak çok iyi geldi.
    Baştan beri enerji sektörünü herhangi bir ticari alan gibi düşünmenin oldukça sakat bir yaklaşım olduğunu savunanlardanım. Anamalcı sistem çerçevesinde bile düşünecek olsanız, bizim gibi ülkelerde enerji, sağlık, eğitim ve bilişim gibi alanların piyasa mantığıyla yapılandırılması ülkenin ve toplumun zararına olmaktadır. Özellikle enerji alanındaki özel girişimler bu yatırımı yapan veya özelleştirme adı altında enerji santrallerini, iletim ve dağıtım sistemlerini ele geçirenler için kârlı bir yatırımdır. Ama ülke açısından tam tersi sonuçlar doğurmaktadır.
    Yalova’nın duyarlı insanları ve sivil toplum kuruluşlarının girişimi sonucu Çevre Bakanı “Yalova’ya termik santrale kesinlikle izin vermeyeceğiz” dedi. Fakat bu tür sözler geçmişte birçok siyasi tarafından söylenmiş ama hemen ardından tam tersi işler de yapılmıştır. O nedenle bu konuda gevşememek sürekli izlemek, toplumu bilinçlendirmeye devam etmek gerekir diye düşünüyorum.
    Termik santrali kurmak isteyen firmanın projeden sorumlu yetkilisi bu santrali “çevreyi düşünerek” inşa edeceğini belirtmiş. Oysa hiçbir termik santral çevreci olamaz. Çevreyi daha az veya daha fazla kirletir ama kesinlikle çevreci olamaz. Yalova zaten bu durumuyla da çok kaliteli bir havaya sahip değilken, buna bir de yeni kirletici kaynakların eklenmesi cinayettir.
    Aslında ülkemizdeki termik santrallerin durumuna baktığımızda, çevreye karşı ne kadar düşmanca bir tutum izlendiğini görmekteyiz. Çünkü “kamuoyundan gizlenen rapora göre”* bazı termik santrallerde Türkiye’nin çevre standartlarının 74 misli katı parçacıklar 12 katı kadar da kükürt salınıyormuş. Bu rapora göre bazı santrallerden mahkeme kararlarına aykırı çalışanların bile olduğu belirtilmektedir. Üstelik bu değerler bizim ülkemizde kabul edilen, yani bize göre “normal” olan değerlere göre hesaplanmış durumda. Örneğin AB standartlarına göre düşünecek olursanız manzara daha da korkunç olacaktır.
    Türkiye’de kabul edilebilirlik sınırının altında kalan santraller; Çanakkale 18 Mart Çan, Afşin Elbistan B, Bursa Orhaneli ve Muğla Kemerköy termik santralleri. Geri kalanı çevre katili olarak daha fazla ölüm kusmaya devam ediyorlar.
    Özel sektörde bazı gruplar neden enerjinin özelleştirilmesini ya da kendi santralini kurarak kendi elektriğini üretmek istiyorlar?
    Çünkü enerji üretim veya dağıtım tesislerine sahip olmak çok kârlı bir yatırım da ondan. Elektrik enerjisi üretildiği an tüketilen bir enerjidir. Hiçbir ürün üretildiği an tüketilerek paraya dönüşmez. İşte elektrik enerjisi böyle bir özelliğe sahiptir. Kendiüretir (otoprodüktör) olarak planlanan santrallerde bile kendi gereksinimi ölçüsünde bir planlama yerine, daha büyük güçte santraller kurularak gereksinim fazlasının devlete satılmasına yönelik hareket edilmektedir. Yapılacak küçük bir araştırma uygulamaların bu yönde olduğunu gözler önüne serecektir. Ve bütün bu faaliyetler yapılırken göz önüne alınan tek şeyin kazanılacak getirim olduğunu, bu getirim oranının da; ya çevre standartlarından ödün vermek, ya da enerjiyi kamuya daha pahalı satmaktan geçtiğini düşünecek olursak, enerjinin neden bir kamu yatırımı olarak yapılandırılması gerektiği bir kez daha ortaya çıkacaktır.
    Enerji gereksiniminin yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmasının gerekliliği ve zorunluluğu her geçen gün kendini dayatmaktadır. Ama gelin görün ki, yenilenebilir enerji konusunda da devleti yönetenlerin tercihi enerjiyi “babalar gibi” özel sektöre devretmektir.
    Toplumsal yarar ve ulusal çıkarlarımız açısından baktığımızda, enerjideki dışa bağımlılığın en aza indirilmesi için yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmamız gerekiyor. Ama bu yatırımın mutlaka kamu yatırımı olarak yapılması ve kâr amaçlı değil, toplumsal yarar göz önüne alınarak yapılması gerekiyor. Yani bazı çevreci kuruluşların “yenilenebilir olsun da bu yatırımı kim yaparsa yapsın” anlayışı sakat bir anlayıştır. Çünkü kürsel ısınmanın geldiği boyutlar ve fosil yakıtlara konacak karbon vergileri yenilenebilir enerji kullanımını zorunlu kılmaktadır. Bu durumda gelecekte zaten yenilenebilir enerji kaynakları kullanılacaktır. Şimdiden ülkenin rüzgârını, güneşini, suyunu ve jeotermal kaynaklarını özelleştirmek toplumsal ve ulusal çıkarlarla çelişmektedir. Böyle bir tutum anamalcılardan yana bir tutumdur, piyasacı liberal bir duruştur. Ulusal ve toplumsal çıkarlarımız; hem fosil yakıtlara karşı kendi yenilenebilir enerji potansiyelimizin kullanımını, hem de bu potansiyelin kamu eliyle değerlendirilmesini savunmayı gerekli kılmaktadır. Örneğin şu anda rüzgâr santrali kurmak isteyen özel sektörün önünün açılmasını savunmak yerine, rüzgâr santrallerinin kamu yatırımı olarak gerçekleşmesini savunmak daha doğru bir tutum olacaktır. Enerjideki her türlü anamalcı oyuna karşı uyanık olmamız gerekiyor.
    (*)EÜAŞ’a bağlı Çevre Yeni ve Yenilenebilir enerji Daire Başkanlığı’nın aralıkta tamamlanan raporu ile ilgili haber (Radikal gazetesi 12.04.2007)
    Enver Şat
    www.evrensel.net