Hoş geldin HAYAT Televizyonu

Hoş geldin HAYAT Televizyonu

Biliyoruz; sen bizim, yarış atı gibi ÖSS’ye koşullandırılmış gençler olarak resim yapmak, şiir yazmak, bilimle uğraşmak istediğimizi haykıran sesimiz olacaksın. Uyuşturucu kullanmak, çeteleşmek istemediğimizi haykırıcağız seninle.


Biliyoruz; sen bizim, yarış atı gibi ÖSS’ye koşullandırılmış gençler olarak resim yapmak, şiir yazmak, bilimle uğraşmak istediğimizi haykıran sesimiz olacaksın. Uyuşturucu kullanmak, çeteleşmek istemediğimizi haykırıcağız seninle.
Gençlere ‘’Soytarılar, haylazlar’’ diyen siyasetçilere inat geleceğimizin sahipsiz olmadığını haykıracağız seninle.
Bazen ‘’Filistin’im ben anlıyor musun?’’ diyen küçük bir çocuğun bakışlarını göstereceksin bize, bazen mahallemin arka sokağında elektrik kablosuyla ip atlayan çocukların...
Irak’ta “Her Iraklı askerin vücudundaki her delikten kan akmalı” diyen Amerikalı generallerin, ağzından kan akan kuduz köpeklerle birlik olup, geleceğimizi nasıl yok etmeye çalıştıklarını anlatacaksın. Kendi çocukları üzerinde virüsler deneyip, işgal ettiği ülkelere zehrini akıtan Amerika’ ya karşı nasıl dik duracağımızı öğreneceğiz seninle.
Biliyoruz; bazen evine parasız dönen işçinin sesi olacaksın, bazen madencinin kara yüzündeki aydınlık gözleri.
Kadınların yaşamının Sibel Can, Ahu Tuğba gibi olmadığını ve o beyaz atlı prensin gelip kimseyi kurtaramadığını bir kez daha öğreneceğiz seninle.
Biliyoruz biz seninle dostluğu, komşuluğu, kardeşliği yok eden bu düzenin, ciğerlerimizi kemirdiğini, bizim kamburlaştırılmış sırtımıza basarak yükselmek isteğini, bizi uyutmak için sürekli pembe diziler çevirdiğini öğreneceğiz.
Biliyoruz, biz seninle yüzünü bile görmediğin, savaşta öldürülen insanın acısını yüreğimizde hissetmeyi, ben değil biz demeyi öğreneceğiz. Biz seninle ölümü öldürerek korkusuzca yürümeyi, eğilip bükülmeden dimdik durabilmeyi, zalimin göbeğinde ağaç dikmeyi, orman düşünmeyi öğreneceğiz.
Biliyoruz, biz seninle dağda çoban, şehirde şark çıbanı muamelesi gören Kürt arkadaşımın da, Sivas’ta yakılan 12 yaşındaki Koray Kaya’nın da, Hrant Dink’in çocuklarının da kardeşimiz olduğunu haykırıcağız. Yüreğimizdeki sevginin dil kadar, din kadar, ırk kadar, renk kadar olmadığını haykıracağız.
Gençler olarak yüreğimizin telleriyle dokuyup, kesintisiz mücadele dolu, her renkten, her dilden, her ırktan, her dinden çocuk çehreleri çizeceğiz ekranında. Bunlar, alev alev yanan savaşın ortasında kolları sonuna kadar açık, kelle fiyatına satılan hürriyete inat, birbirlerini deliler gibi kucaklayan çocuklar. Bunlar Deniz’lerin kanından, mavi ufukların çocukları...
Hayata açılan gözlerimiz bizim, gözümüzün önündeki kara perdeyi yırtan, dallarında rengarenk çiçekler açacak ağacımız; hoş geldin, sefa geldin...
Burcu Önder ( İZMİR)
www.evrensel.net