DURUM

DURUM

  • Geçtiğimiz cumartesi günü Ankara’da “Cumhuriyet Mitingi” yapıldı. Gazetemizde yer alan habere göre mitinge 200 bini aşkın kişi katılmış. Diğer gazetelerin de katılıma ilişkin verdikleri rakamlar hemen hemen aynı düzeyde.


    Geçtiğimiz cumartesi günü Ankara’da “Cumhuriyet Mitingi” yapıldı. Gazetemizde yer alan habere göre mitinge 200 bini aşkın kişi katılmış. Diğer gazetelerin de katılıma ilişkin verdikleri rakamlar hemen hemen aynı düzeyde. Mitingi düzenleyenlerin kimliklerine bakıldığında, mitingin potansiyel olarak “her yöne gidebilecek” bir özellik taşıyabileceğini baştan kabul etmek gerekiyordu. Ancak mitingde atılan sloganlara bakıldığında “amaç içinde kalındığı” anlaşılıyor.
    Yani atılan sloganlar, Başbakan Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasına engel olmak için seçilen, şeriat yönetimi ve dinciliği hedef alan, laikliği savunan sloganlar oldu. Bu arada ABD’yi, AB’yi, BOP’u hedef alan sloganlar da sıkça atılmış. Mitingin “her yöne gidebilecek” bir tehlike taşıması, sadece mitingi düzenleyenlerin politik kimlikleri ile ilişkili bir değerlendirme değildir. Mitingin yapıldığı dönemin politik koşullarına bakıldığında, böylesi bir tehlikenin varlığı daha rahat anlaşılacaktır. MGK toplantısı yeni yapılmış, iki gün sonra Genelkurmay Başkanı basın toplantısı yapmış, Irak Kürdistanı’na “sefer düzenlemek gerektiğini ilan etmişti.
    Politik koşullar, mitingde Kürtleri ve onların haklarını hedef alan sloganların yaygın olarak atılmasına, mitingin şovenist bir gösteriye dönüştürülmesine uygundu. Ancak gerek gazetemizde, gerekse de diğer gazetelerde yer alan haberler, mitingde bu tür sloganların atılmadığını ortaya koyuyordu. Milliyetçiliğin ve şovenizmin sürekli kışkırtıldığı, linç kültürünün yaygınlaştırılmak istendiği bir dönemde, bu tür kalabalıkların kontrol edilmesi oldukça güçtür ve en azından bu yönde sloganlar atılması beklenebilir bir şeydir. Ancak böyle bir gelişme olmadı.
    Bu nasıl açıklanabilir? Herhalde bu açıklamada yer almaması gereken ilk nokta, mitingi düzenleyenlerin sağduyusu olmalıdır. Onlar “askeri bir planlama” ile darbeyi asıl hedefe vurmayı elbette istemişler, darbenin şiddetinin azalmasını istememişlerdir. Ama buna rağmen Kürt düşmanı sloganların atılmasını engelleyen elbette bu değildir. Çünkü onlar harekete geçirdikleri gücü bütünüyle kontrol altına alabilecek yetenekte değildirler. Bu durum ancak mitinge katılan kitlenin sağduyusu ile açıklanabilir.
    Mitinge katılanların nitelikleri dikkate alındığında bu özellik daha da önem kazanmaktadır. Çünkü mitinge katılanların ezici çoğunluğu şehirli Türklerdir ve bunlar aynı zamanda eğitim düzeyi iyi olan kesimlerdir. Bu kesim, ülkenin aydın çevrelerini kuşatan politik ortamın barometresi olarak da kabul edilebilir. Laikliğe ve modern yaşamın korunmasına yönelik ortaya koydukları tepkinin, sağa sola çekiştirilmesine izin vermemeleri son derece önemlidir. ABD, AB ve BOP karşıtı sloganların atılması da bu nedenle dikkate alınması gereken bir tutumdur.
    Buna rağmen bu kesimlerin politik bilinçlerinin, Kürt sorununun demokratik bir biçimde çözülmesine doğru genişlediğinden söz edilemez. Bu kesimlerin bu konuda bir tereddüt ve bilinç bulanıklığı taşıdıkları açıktır. Ama sorun bunlarla tartışılabilir ve önemli bir kesimi sorunun demokratik ve halkçı çözümüne kazanılabilir. Kuşkusuz miting Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını engelleyemeyecektir. Ama düzenleyenlerin amaçlarından ve politik kimliklerinden bağımsız olarak, bir ağırlık koymuş ve bazı olumsuz gelişmelerin önünü kesme noktasında, toplumsal duyarlılığa işaret etmiştir. Zaten hassas olan güçler dengesi böylece daha da belirgin hale gelmiştir. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasının “devletin kırmızı çizgilerini” sileceğini ise beklememek gerekiyor. Erdoğan’ın temsil ettiği kesimler “zirveyi” görecek ve düşme eğilimine girecektir. Bu sürecin doğal bir biçimde yaşanması, toplumun önündeki gerçek sorunları daha iyi görmesini de sağlayacaktır.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net